ANTON ÇEHOV ÖYKÜLERİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Yukarı ANTON ÇEHOV ÖYKÜLERİ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Çarş. Kas. 07, 2007 9:10 pm

Memurun Ölümü / Anton ÇEHOV






Bir gece, mümeyyiz İvan Dimitriç Çerviakov, ikinci sıra koltuklardan birine oturmuş, dürbünle “Kornevil Çanları”nı seyrediyordu. Çerviakov seyrediyor, mutluluğun en yükseklerine ulaştığını duyuyordu. Derken birdenbire... hikayelerde bu “Derken birdenbire”lere sık sık raslanır. Yazarların hakları var: hayat beklenmedik şeylerle öylesine dolu ki... Derken birdenbire yüzü buruştu. Gözleri kaydı, soluğu kesildi. Dürbünü gözünden ayrıldı, eğildi ve... hapşuuuu!.. diye aksırdı. Bildiğiniz gibi aksırık, hiçbir yerde, hiç kimseye yasak edilmemiştir. Köylüler de aksırır, emniyet amirleri de aksırır, hatta bazen, danışmanların bile aksırdığı olur. Herkes aksırır. Çerviakov hiç de bozulmadı, mendili ile ağzını burnu sildi, nazik bir insan gibi, kimseyi rahatsız edip etmediğini anlamak için etrafına bakındı. Ve hemen utanmak zorunda kaldı; önünde, birinci sıra koltuklardan birinde oturmakta olan yaşlı bir zatın kafasını, ensesini eldiveni ile dikkatle silmekte olduğunu, bir şeyler mırıldandığını gördü. Çerviakov, ihtiyarın ulaştırma bakanlığında çalışan sivil generallerden Brizjalov olduğunu tanımakta gecikmedi:

- Adamın üstünü başını berbat ettim, diye düşündü. Gerçi, benim amirim değil, yabancı, ama ne de olsa hoş bir şey değil. özür dilemeliyim.

Çerviakov, öksürdü, gövdesini biraz ileri doğru verdi, generalin kulağına:

- Af buyurun, efendimiz, diye fısıldadı; üstünüzü başınızı berbat ettim. İstemiyerek oldu.

- Zararı yok, zararı yok!..

- Allah rızası için af buyurun! Ama ben... Böyle olmasını istemezdim.

- Ama oturunuz rica ederim. Bırakın da dinleyeyim!..

Çerviakov utandı, alık alık sırıttı, sahneye bakmaya başladı. Tiyatroyu seyrediyor ama, zevk duymuyordu. İçini bir kurt kemirmeye başlamıştı. Perde arasında Brizjalov’a yaklaştı, yanıbaşında yürüdü, ürkekliğini yenerek mırıldandı:

- Efendimiz, üstünüzü başınızı berbat ettim. Af buyurun! Oysa ben... Hiç de böyle olmasını istemiyordum.

General:

- Yeter artık canım, ben onu unutmuştum bile, oysa siz boyuna tekrarlayıp duruyorsunuz, diye söylendi, alt dudağını da hızlı hızlı oynatmaya başladı.

Çerviakov, şüpheli şüpheli generale bakarak: “Unutmuş ama, gözleri hain hain bakıyor, konuşmak bile istemiyor,” diye düşündü. “Bunun bir tabiat kanunu olduğunu kendisine anlatmalıydım. Yoksa herif tükürmek istediğimi sanabilir. Şimdi sanmasa bile, sonra sanabilir.”

Çerviakov evine gelince ettiği kabalığı karısına anlattı. Karısı, görünüşe göre, olup biteni pek de umursamadı. Yalnız korktu, ama Brizjalov’un bir “Yabancı” olduğunu öğrenince rahat bir nefes aldı:

- Neyse sen yine gidip ondan özür dile, dedi. Sosyete hayatında nasıl davranılacağını bilmediğini sanabilir.

- Bütün mesele işte burada ya! Ben özür diledim ama, o biraz tuhaf davrandı. Akla yakın bir söz söyleyemedi. Hoş konuşmayada vakti yoktu ya.

Ertesi gün Çerviakov yeni üniformasını giydi, traş oldu, meseleyi Brizjalov’a anlatmaya gitti. Brizjalov’un bekleme odasına girince orada bir çok ricacılar, bunların arasında da, ricacıların dertlerini dinlemeye başlamış olan Brizjalov’u gördü. General, birkaç ricacının derdini dinledikten sonra gözlerini Çerviakov’a kaldırdı. Mümeyyiz:

- Dün gece “Arkadi” de... diye anlatmaya başladı, eğer hatırlarsanız efendimiz, aksırmış ve... istemeyerek üstünüzü başınızı berbat etmiştim. Af...

Sivil general:

- Ne saçma şey... aman Yarabbi, diye mırıldandı ve bir başka ziyaretçiye dönerek: Siz ne istiyorsunuz? Diye sordu.

Çerviakov sarararak: “Konuşmak istemiyor,” diye düşündü. “Demek ki kızıyor. Hayır, bunu böyle bırakmamalıyım... ona anlatmalıyım.”

Sivil general, son ricacı ile konuşmasını bitirip çalışma odasına yürüyünce, Çerviakov da arkasından yürüdü.

- Efendimiz, diye mırıldandı, efendimizi rahatsız etmek cesaretinde bulunuyorsam, bu sadece içimdeki pişmanlık duygusundan ileri geliyor. Siz de bilirsiniz ki efendimiz, isteyerek yapmadım.

Sivil general, ağlamaklı suratını astı, elini sallayarak:

- Ama siz benimle düpedüz alay ediyorsunuz! Dedi, kapının arkasından kayboldu.

Çerviakov evine giderken şöyle düşündü: “Bunda hiçbir alay yok. Bir türlü anlayamıyor, bir de general olacak. öyle ise artık ben de bu palavracıdan af maf dilemem. Canı cehenneme! Ona bir mektup yazarım. Ama bir daha gitmem, vallahi gitmem.”

Çerviakov evine giderken böyle düşünüyordu. Generale mektup yazmadı. Düşündü taşındı, ama bu mektubu bir türlü toparlayıp yazamadı. Ertesi gün kendisinin gidip işi anlatması gereksedi.

General sorgu dolu gözlerini ona diktiği zaman Çerviakov:

- Dün efendimizi, buyurduğunuz gibi, alay etmek için rahatsız etmeye gelmemiştim. Aksırırken üstünüzü başınızı berbat ettiğim için özür dilemeye gelmiştim. Alay etmek benim ne haddime? Bizler alay etmeye kalkarsak o zaman, efendime söyleyeyim, insanlara saygı kalır mı?

Mosmor kesilen, sapır sapır titreyen general, birdenbire:

- Defol!.. diye bağırdı.

Dehşetinden kireç gibi olan Çerviakov, bir fısıltı halinde:

- Ne buyurdunuz? Diye sordu.

General ayaklarını yere vurarak:

- Defol!.. diye tekrarladı.

Çerviakov’un karnında bir şeyler koptu. Hiçbir şey görmeden, geri geri kapıya gitti, sokağa çıktı, yürüdü. Bir makine gibi evine gelince, üniformasını çıkarmadan, kanepeye uzandı ve... öldü.

1883




avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 93
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: ANTON ÇEHOV ÖYKÜLERİ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Çarş. Kas. 07, 2007 9:20 pm

Çehov dokundu parmaklarıma ...



''Bildiğiniz gibi dostum , ben bir yazarım . Tanrılar yüreğimi bu kutsal ateşle tutuşturmuş ; ben de kalemi elime almayı görev bildim ! Apollon'un yüce bir rahibiyim ! Yüreğimin her atışını , aldığım her soluğu ?kısaca her şeyimi esin perimin sunak taşında kurban ettim . Yazıyorum , yazıyorum , yazıyorum ? elimdeki kalemi alırsanız , ölürüm ! Söylediklerime gülüyorsunuz ! Bana inanmıyorsunuz ! Söylediklerimin doğru olduğuna , kutsal bildiğim her şey adına yemin ederim !
Ama ma chere , sizin de bildiğiniz gibi şu dünyamız sanat için kötü bir yer . Dünya büyük ve bereketli , ama bir yazar şu kocaman dünyada kendine bir yer bulamıyor ! Yazar ebedi bir yetimdir ; bir sürgün , bir günah keçisi , savunmasız bir çocuktur ! İnsanları iki sınıfa ayırıyorum ben : yazarlar ve onlara imrenenler ! İlk sınıftan olanlar yazar ; ikinci sınıftan olanlarsa kıskançlıklarından çatlar , bütün zamanlarını yazarlara karşı planlar ve kumpaslar kurmakla geçirirler . Şimdiye dek hep bu kumpasçılara yem oldum ; bundan sonra da olacağım ! Bütün yaşamımı mahvetti bunlar benim ! Kendilerine yayıncı , matbaacı gibi adlar verip yayıncılık dünyasını ele geçirdiler ; bütün güçleriyle biz yazarları mahvetmeye çalışıyorlar ! Hepsi kahrolsun !
Her neyse ? Bir zamanlar Jenya Pşikova'ya kur yapıyordum . Onu anımsıyor olmalısınız , hani şu tatlı , düş gibi , siyah saçlı kız ? şimdi komşunuz Karl İvanoviç Vanze'yle evli ( aklıma gelmişken , Almanca'da Vanze 'tahtakurusu' anlamına gelir . Ama sizden rica ederim bunu Jenya?ya söylemeyin , çok üzülür . ) . Jenya benim içimdeki yazara aşıktı . Yeteneğime benim kadar derinden inanıyordu . Umudumu taze tutmamı sağlıyordu . Ama öylesine gençti ki ! İnsanların iki kısma ayrıldığı yolunda , yukarıda sözünü ettiğim sınıflandırmayı henüz kavrayabilmiş değildi ! Bu bölünmenin geçerli olduğuna inanmıyordu ! Buna yüerketen inanmıyordu , sonra günlerden bir gün ? felaket oldu !
O sıralar Pşikovlar'ın yazlık evinde kalıyordum . Aile bana müstakbel damatları , Jenya?ya da benim gelinim gözüyle bakıyorlardı . Ben yazıyordum ? Jenya okuyordu . Ah , ne kadar iyi bir eleştirmendi , ma chere ! Aristides kadar adaletli , Cato kadar acımasızdı . Yapıtlarımı ona adıyordum . Yazdıklarımdan birini gerçekten çok beğendi . Bu yazıyı basılmış olarak görmek istedi ; bu yüzden ben de yazımı dergilerden birine gönderdim . Yazıyı gönderdiğimde temmuzun biriydi ; iki hafta boyunca bir yanıt gelmesini bekledim . Temmuzun on beşinde , Jenya'yla birlikte beklediğimiz mektup sonunda elimize geçti . Mektubu açtık ; Jenya kıpkırmızı kesildi , benimse betim benzim attı . Adresin altında şunlar yazıyordu : 'Şlendova köyü , Sayın M.B. Sizde zerre kadar yetenek yok . Ne yazdığınızı sanıyorsunuz , Tanrı bilir ! Lütfen pullarınızı ve bizim zamanımızı boş yere harcamayın ! Kendinize başka bir uğraş bulun !'
Bu tam bir saçmalıktı ? Bu mektubu yazanların bir avuç geri zekalıdan başka bir şey olmadığı açıktı .
Jenya , 'Anlıyorum ?' diye mırıldandı .
'Kahrolası ? domuzlar !' diye söylendim . Söyleyin , ma chere Yevgenya Markovna , dünyayı yazarlarla onlara imrenenler olarak ikiye ayırmam karşısında hala gülümsüyor musunuz ?
Jenya bir süre kendi kendine oturup düşündü , sonra esnedi .
'Eh ,' dedi , 'belki de gerçekten sizde hiç yetenek yoktur . Kuşkusuz onlar en iyisini bilir . Geçen yıl Fyodor Fyodoroviç bütün yazı ırmakta benimle birlikte balık avlayarak geçirmişti . Sizinse tek yaptığınız yazmak , yazmak , yazmak ! Çok sıkıcı bir şey bu !'
İşte ! Düşünebiliyor musunuz ? Ben yazarak , o okuyarak , birlikte geçirdiğimiz onca uykusuz geceden sonra ! İkimiz de kendimizi benim esin perime adamışken ! Hah !
Jenya yazdıklarımdan , bunun sonucu olarak da benden soğudu . Ayrıldık . Başka çere yoktu .''



Anton Çehov - Yeni Bulunmuş Hikayeler YKY Şubat 2003
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 93
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz