DÜNYA KLASİKLERİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Yukarı DÜNYA KLASİKLERİ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Ptsi Ekim 29, 2007 7:56 pm




Lev Tolstoy
İvan İlyiç'in Ölümü

Tolstoy’un, iyi bir hayat yaşadığını zanneden bir adamın, ölümün yaklaştığını anladıkça
yavaş yavaş aslında yaşamamış olduğunu fark edişini büyük bir saflık ve şaşırtıcı bir samimiyetle anlattığı bu kısa ama büyük romanını, Ergin Altay’ın Rusça aslından yaptığı güçlü çeviriyle sunuyoruz.

“Başlardaki adı Bir Yargıcın Ölümü olan hikâyeye ilişkin fikir Tolstoy’un aklına, 1881’de Tula Mahkemesi’nde yargıçlık yapan İvan İlyiç Meşnikov’un öldüğünü duyduğunda gelmiş ve Tolstoy daha sonra Meşnikov’un kardeşinden olayın ayrıntılarını öğrenmişti. Kafasındaki asıl fikir, ölümle önce mücadele eden, sonra da kendisini ona bırakan bir adamın günlüğünü kaleme almaktı. Ama yavaş yavaş eğer üçüncü şahıs gözünden anlatılırsa, hikayenin trajik boyutunun derinlik kazanacağını gördü. Ve günlük, bir romana
dönüştü.”
Lev Tolstoy
Diriliş

Tolstoy’un inanılmaz gözlem gücünü ve hassas duyargalarını toplumsal eşitsizliğe, üst sınıfların kalpsizliğine ve suçluluk duygularına ve Çarlık Rusyası’nın acımasız bürokrasisine yönelttiği en eleştirel romanıdır Diriliş.
“Diriliş’i bir seferde okudum. Çarpıcı bir eser... En ilginç kahramanlar, prensler, generaller, ihtiyar hanımefendiler, köylüler ve mahkûmlar... Ne usta bir kalemi var Tolstoy’un. Romanının ise sanki sonu yok.”
Anton Çehov (Menşikov’a mektup, 1900
Dostoyevski
Delikanlı

Delikanlı yalnızlıktan ve dış dünyadan kopmaktan özel bir ruhsal kıvama ulaşan genç ve tipik bir Dostoyevski kahramanının hikâyesidir... Dostoyevski’nin en büyük kitapları arasında hiç sayılmayan bu romanı ilginç yapan şey, tıpkı kahramanı gibi yazarının da
bu sayfalarda büyük amaçlarla kendi akıl karışıklığı arasında bölünmüş gözükmesidir...
“Bütün bu karakterler, her ne kadar birbirinden farklı olsalar da, önemli bir ortaklığa sahiptir: Öncelikle, istisnasız her biri, yalnızdır -hayatı ve yaşadıkları çevreleri anladıkları için kendilerine yeten, kendi dünyalarına gömülü ve kendileriyle meşgul olarak yaşadıkları için başkalarına hep yabancı gözüyle bakan insanlardır. Onların gözünde diğer insanlar, ya kendilerini hükmü altına alma tehdidi taşıyan ya da kendilerine boyun eğecek yabancı birer güçtür sadece. Delikanlı’nın genç Dolgorukiy’si, bir Rothschild olma “fikri”ni açıklayıp bu “fikri” gerçekleştirmek üzere yaptığı deneyleri anlatırken -bu deneyler ruhsal açıdan Raskolnikov’unkilere çok benzer- onları “yalnızlık” ve “güç” kelimeleriyle nitelendirir. Tek başınalık, diğer insanlardan kopukluk, yalnızlık hali, insanlar arasındaki ilişkileri bir üstünlük/aşağılık mücadelesine dönüştürür.”
GEORG LUKÁCS

Dostoyevski
Budala

“Niyetim bütünüyle güzel bir insanı anlatmaktır.” Dostoyevski Budala’yı bu amaçla kaleme aldı ve peygamberimsi kahramanı Prens Mişkin’i böyle yarattı. Dostoyevski’nin en büyük dört romanından biri olan Budala, aynı zamanda gelmiş geçmiş en büyük aşk romanlarından biridir de. Bu dünyada iyi olmak mümkün müdür, yoksa bu biraz da budalalık mıdır? Bu başeserinde Dostoyevski’nin şeytani zekâsı iyilik ile kurnazlık, saflık ile günah, aşk ile inanç arasındaki tehlikeli bölgelere giriyor.
“İnsanlık komedyasının olağanüstü zenginliğine rağmen, Dostoyevski’nin kişileri hep aynı düzeyde, alçakgönüllülük ve gurur düzeyinde toplanır ve sıralanırlar... Dostoyevski’nin kadın kahramanları, erkeklerden de fazla kararlıdırlar gururlu olmaya, onları gurur harekete geçirir hep.”André Gide



Lev Tolstoy
Anna Karenina


“Anna Karenina benim okuduğum en mükemmel, en kusursuz, en derin ve en zengin roman. Tolstoy’un her şeyi gören, herkesin hakkını veren, hiçbir ışığı, hareketi, ruhsal dalgalanmayı, şüpheyi, gölgeyi kaçırmayan, inanılmayacak kadar dikkatli, açık, kesin ve zekice bakışı, bu romanın sayfaları çevirdikçe okura, “evet, hayat böyle bir şey!” dedirtir. Yarıştan önceki bir atın diriliğini, mutsuz bir bürokratın yavaş yavaş düştüğü yalnızlığı, bir kadın kahramanının üst dudağını, bir büyük ailedeki dalgalanmaları, hep birlikte yaşanan hayatlar içinde tek tek insanların inanılmaz ve hayattan da gerçek kişisel özelliklerini Tolstoy mucizeye varan bir edebi yetenek, hoşgörü ve sanatla önümüze seriverir. Roman sanatı konusunda eğitim için okunacak, defalarca okunacak ilk roman Anna Karenina’dır. Nabokov’un bu büyük roman hakkındaki sonsözü ise Tolstoy’un mirasçısı bir başka büyük yazarın edebiyat, roman ve hayat konusunda vazgeçilmez bir dersi niteliğinde.”
Orhan Pamuk

Henry James
Daisy Miller


Daisy Miller, Henry James hayranlarının dışındaki okurların da büyük beğenisini kazanmış, kısalığından ötürü yazarın büyük eserlerinden sayılmasa da en popüler novella’sıdır.

New Yorklu varlıklı bir ailenin asi, toplumsal sınırlamalara aldırmayan “vahşi çiçek”inin olağanüstü güzel ve “masum” bir genç kız olarak tasvir edilmesi Amerika’daki muhafazakâr çevrelerin tepkisini çektiği için kitap önce İngiltere’de yayımlandı. James, Daisy Miller’da “aristokrat” geçinen yakınlarının etkisinden sıyrılamayan genç bir Amerikalının, olağanüstü güzel bir genç kız karşısındaki büyülenişini anlatır. Vevey’de, göle bakan bir otelin bahçesinde karşılaştığı Daisy, Winterbourne’u bir ikileme sürükler. Genç kız “önüne çıkan her erkekle flört etmekten” çekinmemektedir, oysa Winterbourne onu “işlenmemiş bir cevher” gibi görmek ister. Eleştirmen Leslie Fielder’a göre Daisy, “edebiyattaki Amerikan prenseslerinin ilki, Avrupalı erkeklerin başını döndüren Amerikalı kadın turist tipinin ilk örneğidir. Avrupalı erkeklerin anlamadığı şey, Daisy’nin masumiyetinin doğuştan geldiği, o efsanevi masumiyetin ve saflığın yaptığı ya da söylediği hiçbir şeyle bozulmayacağıdır


En son tarafından Ptsi Ekim 29, 2007 11:12 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: DÜNYA KLASİKLERİ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Ptsi Ekim 29, 2007 8:05 pm

Thomas Hardy
Adsız Sansız Bir Jude



Thomas Hardy, kırdan kente göçle yitirilen değerlerin, değişim ve refah özlemi ile insanın içine doğduğu ortama bağlılık duygusu arasındaki bağdaşmazlığın usta romancısıdır; Jude da bu ustalığın doruklarından biri. Sanayileşmenin, kentleşmenin kaçınılmazlığını, kırdaki “eski hayat”ın saflığının bundan bağışık kalamayacağını kavrayan Hardy, bu sürecin insanı kendi temposuna tabî kılarak kalabalık içinde eriten etkisini, kahramanı Jude’un yaşantısında ve iç dünyasında izler.

Herman Melville
Bartleby



Yazarlığı çoğunlukla, “klasiklere” dahil edilen eseri Moby Dick’ten ibaret sanılan Herman Melville’in uzun süre kadri bilinmemiş bir önemli eseri. Moby Dick’in fırtınalı ve destansı, serüvenli atmosferinin aksine, Bartleby’nin hikayesi, New York’un ünlü iş merkezi Wall Street’de, bir avukat yazıhanesinin sıkıcı, daraltıcı ortamında geçer. Borges, bu “darlık” içinde, insanın toplum kuralları karşısındaki bunalımını ve isyanını işlemekteki keskin ve nükteli tarzı ile, Melville’i “Franz Kafka’nın habercisi” sayar.

İvan Sergeyeviç Turgenyev
Arefe




19. yüzyıl Rus edebiyatının büyük isimlerinden Turgenyev’in eseri Arefe, anlatım, kurgu ve tasvir ustalığının yanında, dünya edebiyatında eylemci, özverili aydın tipinin ilk örneklerinden birini -Bulgar yurtseveri İnsarov’u- yaratmasıyla da özel yer tutar. Bağımsızlıkçı, kişilikli karakter hatlarıyla yenilikçi bir “roman kızı” tipi olan Yelena ile İnsarov’un aşkı, Arefe’de, fondaki toplumsal-siyasî gerçekliği zaman zaman iyice geriye iten, başlıbaşına sürükleyici bir hikayedir.


Henry Fielding
Tom Jones 2. Cilt




Dünyada yazılmış ilk romanlardan biri olan ve dünya klasikleri arasında tartışılmaz bir yeralan Tom Jones, yazılışından bu yana geçen bunca yıla rağmen hala taze, bugün yazılmış bir eser gibi okunabiliyor. Fielding’in kahramanı Tom’la birlikte, 18. yüzyılın İngiltere’sini dolaşıyor, her sınıf ve tabakadan insanla tanışıyoruz. Bu gezi boyunca, Fielding’in kendine özgü mizahı yanımızdan eksik olmuyor. Eseri Türkçe’ye Mina Urgan çevirmişti. Ama yıllar sonra, gençliğinde yaptığı ve Millî Eğitim Bakanlığı Klasikler Dizisi’nde yayımlanan çevirisini “hükümsüz” saydı; kitabı yeniden çevirdi.


Henry Fielding
Tom Jones 1.Cilt




Dünyada yazılmış ilk romanlardan biri olan ve dünya klasikleri arasında tartışılmaz bir yeralan Tom Jones, yazılışından bu yana geçen bunca yıla rağmen hala taze, bugün yazılmış bir eser gibi okunabiliyor. Fielding’in kahramanı Tom’la birlikte, 18. yüzyılın İngiltere’sini dolaşıyor, her sınıf ve tabakadan insanla tanışıyoruz. Bu gezi boyunca, Fielding’in kendine özgü mizahı yanımızdan eksik olmuyor. Eseri Türkçe’ye Mina Urgan çevirmişti. Ama yıllar sonra, gençliğinde yaptığı ve Millî Eğitim Bakanlığı Klasikler Dizisi’nde yayımlanan çevirisini “hükümsüz” saydı; kitabı yeniden çevirdi.


kaynak : iletişim yayınları
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: DÜNYA KLASİKLERİ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Ptsi Ekim 29, 2007 8:07 pm

Dostoyevski
Suç ve Ceza




Dostoyevski’nin kendi dünyasının kurduğu
en sevilen, en çok okunan, en unutulmaz
ilk büyük romanı Suç ve Ceza’yı büyük çevirmen Ergin Altay’ın İletişim Yayınları için
yeni yaptığı güçlü çevirisiyle ve
Murat Belge’nin önsözüyle sunuyoruz.

“Aşkı ilk yaşamak, denizi ilk görmek gibi, Dostoyevski’yi de keşfetmek insanın hayatında çok önemli bir tarihtir. Bu genellikle ilk gençlik çağında olur; yaşlılıkta daha huzurlu yazarları okuruz. 1915’te Cenevre’de Suç ve Ceza’yı okudum. Kahramanları bir katil ve bir ****** olan bu roman bana çevremizdeki savaştan da yıkıcı ve etkileyici geldi... Dostoyevski’yi okumak bilmediğimiz büyük bir şehrin içine ya da bir savaşın gölgesine girmek gibidir.”
J. L. Borges

Dostoyevski
Kumarbaz




Dostoyevski’nin kendi ***** tutkusu ile tutkulu bir aşkını dramlaştırarak bir hamlede yazdığı bu romanı Ergin Altay çevirisiyle sunuyoruz.

Dostoyevski yayıncısı ile yaptığı bir kontrat yüzünden Kumarbaz’ı yirmi beş günde yazdı. Acelesi yüzünden romanı kendi eliyle yazmayan Dostoyevski, bir stenograf tutmuş; Anna Grigoryevna adlı bu genç kadınla daha sonra evlenmişti


Dostoyevski
Karamazov Kardeşler




Dünya edebiyatının en büyük üç eserinin Sophokles’in
Oedipus Rex’inin, Shakespeare’in Hamlet’inin ve
Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’inin aynı konuyu, yani “baba katilliğini” ele alması rastlantı olarak açıklanamaz.
Üstelik, bu üç eserde de sözkonusu davranışın kaynağı,
yani bir kadın yüzünden doğan cinsel düşmanlık
açıkça ortaya konulmuştur.
Sigmund Freud
Bana göre geçen binyılın kitabı Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’idir. Bu dünyada yaşamın, öteki insanlarla birlikte olmanın ve öteki bir dünyayı düşlemenin bütün sorunlarını, neredeyse ansiklopedik bir boyuta varan bir genişlik ve yürekten gelen böylesine sarsıcı bir yoğunlukla dramlaştırabilen bir başka kitap bilmiyorum. Kilise ve devlet, ideolojiler ve güzellik, özgürlük ve sorumluluk gibi her zaman›n sorunlarıyla, taşradaki küçük bir Rus ailesinin para, aşk, baba korkusu, kardeş kıskançlığı, itibar gibi iç sorunları arasında bu roman öylesine bir ahenk ve güçle gidip gelir ki; insan, okumanın verebileceği en büyük armağanı alır: Kendi hayat deneyimimizin de insanoğlunun deneyiminin bir parçası olduğunu derinden hissetmek.
Orhan Pamuk


Dostoyevski
İnsancıklar



Dostoyevski`ye bir anda büyük ün kazandıran, onu Petersburg` un Edebiyat çevrelerine bir yıldız gibi sokan ilk romanı İnsancıklar` ı Ergin Altay` ın çevirisiyle sunuyoruz.
Ünlü Rus düşünür ve eleştirmeni Belinski İnsancıklar için heyecanla konuşmuştu: `İki gündür kendimi bu kitaptan uzaklaştıramıyorum. Yeni bir yazar, yeni bir yeteneğin kalemi bu; onu tanımıyorum, kidir , neye benzer bilmiyorum ama bu roman Rusya` da hayatın sınırlarını öyle kahramanlara veriyor ki bize , bundan önce hiçbir yazar bu kadarını düşlerinde bile göremezdi


Dostoyevski
Ezilmiş ve Aşağılanmışlar




Dostoyevski`nin duygusal bir melodram ile kendi kişisel hikâyesini birleştirdiği ilk büyük romanı. Ezilmiş ve Aşağılanmışlar`ı diğer melodramatik-duygusal-tefrika romanlardan bambaşka bir yere yerleştiren şey, anlatıcı kahramanı Vanya`nın Dostoyevski`nin kendisine çok benzeyen bir romancı olmasıdır. Dostoyevski kendi gençliğinden çıkardığı pek çok ayrıntıyı zekice ve anlayışlı bir dil ile başkahramanı Vanya`nın hayatına döker. Tıpkı Dostoyevski`nin başına geldiği gibi, günün ünlü eleştirmeni Belinski, İvan Petroviç`in ilk romanını coşkuyla över. Bu romanın içeriği Dostoyevski`nin ilk romanı Zavallılar`a benzer. Bu övgüler üzerine aklı başından giden genç yazarın kitapta içtenlikle anlatılan mutluluğu da Dostoyevski`nin gençliğindeki mutluluğuna benzer diye düşünür okur. Bu noktada nerede yazarın kendi hayat hikâyesinin bitip nerede hayalgücünün başladığını çıkaramamak okuru daha da kışkırtacaktır.
Orhan Pamuk


Dostoyevski
Beyaz Geceler





Beyaz Geceler Dostoyevski’nin en hafif, en saf, en lirik kitabıdır. Saflık kelimesiyle karmaşık ve karışık olmayan bir şeyi kastediyorum. Kitap sözü de okuyucuyu yanıltmasın: Dostoyevski Beyaz Geceler’i bir gazetede yayımlanacak basit ve çoşkulu bir hikâye olarak tasarlamıştı. Hikâye saflık ve yalınlığını, kahramanlarının hep aynı kumaştan ve renkten yapılmasından alır. Onlara, dile getirdikleri sözlere hemen inanırız. Bir şeye inanan, sonra aynı güçle tam tersine inanan tipik Dostoyevski kahramanları yok bu kitapta. Bu bakımdan Beyaz Geceler Dostoyevski’nin en özel, en ayrıksı kitabı. Burada bizi etkileyen şey kitabın ve kahramanlarının bu saflığından gelen hafiflik, bir çeşit çocuksu dürüstlük ve bizi yormayan melodramlardan alabileceğimiz bir mutluluk duygusu


Dostoyevski
Yeraltından Notlar






(...) Eğer Dostoyevski, tıpkı Shakespeare gibi, insanoğlunun kendini, hakkındaki görüşünü değiştirerek zenginleştirecek kadar büyük bir yazarsa, Yeraltından Notlar’da yeni bir insan görüşünün ilk belirtilerini okuyor ve bu büyük keşfin nasıl yapıldığını neredeyse görüyoruz. Başarısızlık ve mutsuzluk Dostoyevski’yi kazananların, “haklı” olanların ve mağrurların ruhsal dünyasından iyice uzaklaştırmış, Rus halkına –ve kendisi gibi olanlara- yukarıdan bakan Batıcı aydınlara bir öfke duymaya başlamış, Batıcılıkla savaşma isteğiyle, Batı eğitimi alarak yetişip bir Batı sanatını (roman sanatını) kullanıyor olmanın arasına sıkışmıştır. Yeraltından Notlar bütün bu ruhsal durumlardan geçen bir hikâye yazma isteğinin ya da bütün çelişkileri inandırıcı bir şekilde kucaklayabilen bir kahraman ve dünya yaratma gayretinin
sonucudur.



Dostoyevski
Cinler



Cinler, insanoğlunun yazabildiği en sarsıcı yedi-sekiz romandan biri, hiç şüphesiz, gelmiş geçmiş en büyük siyasal romandır. İlk okuduğumda, yirmi yaşımdayken kitabın üzerimdeki etkisini, sarsılmak, hayret etmek, inanmak ve korkmak kelimeleriyle özetleyebilirim. O zamana kadar okuduğum hiçbir roman beni böylesine derinden sarsmamış, hiçbir hikâye insan ruhu ve şahsiyeti hakkında bana bu kadar sarsıcı bir bilgi vermemişti. Sarsıcı olan şey insanın iktidar isteğinin ve affetme gücünün, kendini ve başkalarını kandırma yeteneğinin ve bir inanç bulma azminin, sevmenin ve nefretin, en kutsal olana ilgiyle en bayağı olana düşkünlüğün boyutlarının genişliğini görmek, bu özelliklerin aslında hep yanyana bulunduğunu kavramak ve bütün bu duygu ve ruh durumlarını kitabın ölüm, siyaset ve aldatmacanın şiddetiyle yüklü olay örgüsüyle birlikte yaşamaktı.
Orhan Pamuk

Dostoyevski sanatçılık bakımından Shakespeare’in hemen yanında yer alır.
Freud


kaynak : iletişim yayınları
___________________
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı MAKSİM GORKİ ANA

Mesaj tarafından Atirpan Bir Ptsi Ekim 29, 2007 8:11 pm

MAKSIM GORKI OTOBIYOGRAFI
28 Mart 1868’de Rusya Novgorod’da (Bugünkü adı Gorki) doğdu. 14 Haziran 1936'da Moskova'da yaşamını yitirdi. Asıl ismi Aleksey Maksimoviç Peşkov. Çocukluğu Astrahan'da geçti. Nakliyecilik yapan babasını 5 yaşındayken kaybetti. Annesi yeniden evlenince doğum yeri olan Novgorod'a döndü. Anneannesi ve büyük babası tarafından büyütüldü. Yalnızca birkaç ay okula gidebildi. 8 yaşında çalışmaya başladı. Bu sayede Rus işçi sınıfının yaşamını yakından tanıdı. Bir gemide bulaşıkçılık yaparken okuma merakı sardı. Yoksullukla ve acıyla dolu bir hayat sürdüğü için Rusça'da "acı" anlamına gelen "Gorki" takma adını aldı. İlk gençlik yıllarını Kazan'da geçirdi. İntihara kalkıştı, bir serseri gibi bütün Rusyayı dolaştı. İlk öyküleri Tiflis'te bulunduğu yıllarda dergilerde yayınlandı. 1895'te Petersburg'da yayınlanan bir dergide çıkan "Çelkaş" adlı öykü ile ünlendi. Ardından "Yirmi Altı Erkek ve Bir Kız" öyküsü yayınlandı. Ünü hızla yayıldı. Bu öyküler kadar başarılı olmayan bir dizi roman ve öykü daha yazdı. İlk romanı "Foma" 1899'da basıldı. Bu dönemde sağlam bir olay örgüsü kuramaması ve yaşamın anlamı üzerine uzun tartışmalara girmesi sonucu romanları başarısız sayıldı. 1906'da yazdığı ve Rus Devrimi'ne adadığı "Ana" en başarılı romanı. 1899-1906 arasında Petersburg'da (bugün Leningrad) yaşadı. Marksizmi benimsedi. Komünist Parti içinde 1903'teki bölünmede Bolşevikler'e destek verdi. Ama partiye hiçbir zaman resmi üye olmadı. 1901'de "Fırtına Kuşunun Türküsü" isimli kısa şiiri yüzünden tutuklandı. Kısa sürede serbest kaldı, Kırım'a gitti. 1902'de Petersburg Bilim Ve Sanat Akademisi'ne üye seçildi, üyeliği tekrar alındı. Bilgi isimli bir yayınevi kurdu. Bu dergiyle 1905 devriminde önemli bir rol oynadı. 1906'da ABD'yi gezdi. 1906'da Rusya'dan ayrılıp Kapri Adası'ndaki villasında yaşadı. Marksistlerden uzak durdu. 1913'te tekrar Rusya'ya döndü. Rusya'nın 1'inci dünya savaşına girmesine karşı çıktı. 1917'de Bolşeviklerin iktidara el koymasını eleştirdi. Ama 1919'dan başlayarak Lenin'le işbirliği yaptı. Ama süreç içinde hep Bolşeviklerden hem Rusya'dan uzaklaştı. 1921-1928 arasını İtalya'nın Sorrento kentindeki villasında geçirdi. Israrlı çağrılar üzerine 1929'da tekrar Rusya'ya döndü. Ölünceye kadar orada yaşadı. Stalin'in baskıcı yöntemlerini destekledi. Sovyet Yazarlar Birliği Başkanı oldu. 1936'da tedavisi sırasında aniden öldü. Ölümü kuşkulu bulundu. Arkadaşları suikast iddasını artaya attı. Toplumcu gerçekçi romanın kurucusu sayılır. Eserlerinde çocukluk ve gençlik yıllarında yaşadığı acılı hayatı, Rusya'daki yoksulluk yıllarını anlattı. Zaman zaman uzun felsefi tartışmalara girerek eserlerinin sanatsal düzeyini düşürdü. Betimlemelerdeki ustalığıyla keskin bir gözlemci olduğunu gösterdi. Başlangıçta bizzat katılarak destek verdiği Sovyet devriminden daha sonra soğudu. Dönem dönem verdiği gönülsüz desteklerin dışında Rusya'dan uzak kalmaya çalıştı. Son dönem yapıtlarının hemen hepsinde devrim öncesi dönemi ele aldı. Tiyatro oyunları ve anılarını kaleme aldığı eserleriyle de Rus edebiyatına katkıda bulundu.

MAKSİM GORKI
ESER ADI: ANA


lk kez 1907'de yayımlanan Ana,1905 Rıs Devrimi'nin eşiğindeki Rusya'nın genel bir panoromasını yansıtır. romanın kahramanı ana Pelage Nilovna, oğlunun siyasal bir militan olduğu gerekçesiyle tutuklanmasının ardından, kendisini sosyalızme adar. Kocası bir ayyaş olan Pelage, dini inancını tek teselli olarak görür. Pelage'nin kocası ölür; oğul Pavel, babasının ölümünden sonra sosyalist olur, eve devrimci arkadaşlarını getirmeye başlar. ana devrimcilere katılır ve bir polis ajanı tarafından ele verilir. Gorki, roman kahramanını gerçek bir kişiden, bir gösteri sırasında oğlunun tutuklanmasının ardından bütün Rusya'yı dolaşarak devrimci broşürler dağıtan anna Zalomova'dan esinlenerek yaratmıştır. Sosyalist gerçekliğin ilk romanlarından sayıln Ana, daha sonra Bertolt Brecht tarafından tiyatroya da uyarlanmıştır.

MAKSIM GORKI
ESER ADI: EKMEGIMI KAZANIRKEN



Maxim Gorki'nin ayrılmaz bir bütün oluşturan üç özyaşamöyküsü romanı, yazarın çocukluk ve gençlik yıllarına olduğu kadar 19. yüzyılın bitiminde Rus küçük burjuva katmanlarının hayatına da alabildiğine nesnel bir ayna tutar. Büyük kentlerin uzağında, dünyaları küçük, hayata yönelik talepleri ve ihtiyaçları sınırlı, basit, dini inanç ile batıl inancın karışımından oluşmuş bir tutuculuğun zemininde ayakta durmak için çalışan bu insanların arasında varolma ve oradan çıkışın öyküsü, Gorki üçlemesinin de kaynağını oluşturur. Ekmeğimi Kazanırken, yazarın henüz bir çocukken dış dünyayı tanımaya ve hayata çok zor şartlarda tutunmaya çalışan insanların mücadelelerine tanık olma sürecini anlatır. Yazarın, ninesinin koruyuculuğu ile dış dünyanın acımasızlığı arasında gidip geldiği bu yıllarda, hayatının ikinci bir sığınağı da uzak akrabalarından bir mimarın yanıdır.

Ekmeğimi Kazanırken: Toplumsal çevrenin dar dünyasından çıkış arayışı.
___________________
MAKSIM GORKI

ESER ADI: BENIM UNIVERSITELERIM


Gorki'nin yaşamöyküsünü anlatan üclemenin bu son kitabı, onun yirmili yaşlaına kadar topladığıı hayat deneyimleri üzerine kuruludur. Kunduracı çıraklığından aşçı yamaklığına, kuş avcılığından ikona mağazası tezgâhtarlığına kadar bir tür hayata hazırlanma aşamalarından geçen yazar, hak ettiğini düşündüğü yüksek öğrenime yönelir. Kazan'daki üniversiteye girme imkânı bulamayan Gorki, hayat üniversitesinin içinden geçer. Önceki iki özyaşam öyküsü romanındaki doğal, kırsal dünya, burada yerini kentin izbe, içindeki hayatlar gibi yıkık dökük, ama ayakta duran binalarına bırakır. Yazar bizi, ara sıra yorum kattığı bir belgesel sinema tekniğiyle farklı toplumsal katmanları temsil eden renkli tiplerin, karakterlerin dünyasından geçirirken, 'hayat üniversitesinden mezun oluşunun' da ipuçlarını verir. Gorki, kötülüğün, hoşgörüsüzlüğün, tembelliğin ve aptallığın dünyevi ve dinsel kuramların baskısından çok daha belirleyici olduklarını hatırlatır bize; Benim Üniversitelerim, onun bu engellere karşı verdiği mücadelenin üçüncü aşamasını oluşturur.
MAKSIM GORKI
ESER ADI: FIRTINANIN HABERCISI


Fırtınanın Habercisi, Gorki'nin en seçkin öykülerini bir araya getiriyor. Devrim öncesi Rusyası'nı, insanlarını ve hapishanelerini konu alan bu öyküler, bir anlamda yazarın hapishanede geçirdiği günlerin izlerini taşır. Öykülerdeki gözlem gücü ve yalınlık, devrim öncesi Çarlık Rusyası'nın insan ilişkilerini ve rejimin işleyişini tüm açıklığıyla gözler önüne sermektedir.
MAKSIM GORKI
ESER ADI: ARKADAS

Gorki, Arkadaş'ta, 19. yüzyıl gerçekçiliğinin en olumlu geleneklerini ilerici bir romantizmle birleştirerek toplumsal mekanizma tarafından dışlanmış "serserileri" konu almış; gerçekçiliği ve insansı bir sıcaklığı çarpıcı bir biçimde kaynaştırarak dünya edebiyatında yepyeni bir çığırın öncüsü olmuştur. Genç Gorki'nin bu gerçekçiliğinde yeni bir toplumsal bilincin uyanması ve insanca bir düzene duyulan ateşli tutku tüm çarpıcılığıyla yansır. Arkadaş, Gorki'yi anlamak için mutlaka okunması gereken bir kitap! Okuyun!
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: DÜNYA KLASİKLERİ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Ptsi Ekim 29, 2007 8:28 pm

MAKSIM GORKI
ESER ADI: FOMA


'Foma Gordeyev', Gorki'nin ilk ve en vurucu romanıdır. Kokuşmuş bir toplum düzenini şiddetle suçlayan bu eser için, aşk ve adalete susamış cömert yürekli bir insanın acı çığlığı denebilir.

Anlatılan olaylar, XIX. yüzyılın sonunda Volga yöresinde ve o zamanki Rusya'nın ticaret merkezi Nijni-Novgorod'da, kapitalizmin yaygınlaştığı ve zengin tüccar sınıfının o güne kadar eşi görülmedik bir yırtıcılıkla ve her türlü vasıtayı mubah sayarak ülkede egemenliklerini kurmaya çalıştıkları bir dönemde geçer.

Foma Gordeyev, hem servetinden, hem toplumsal çevresinden tiksinen, kötü bir dünyaya duyduğu kin ve insanlara beslediği sınırsız sevgi uğruna düşmeyi göze alabilen kimseyi temsil eder. Gorki, bu ilk romanında tam anlamıyla siyasi bir eser yazmak istemişse de, bu sınırlı amacın içinde kapalı kalamamış, insani bakımından eşsiz bir roman çıkarmıştır ortaya

MAKSİM GORKI
ESER ADI: Yaşam Yolu 1 / Bir Eğitim Destanı

İç savaşın alevlerinin henüz tümüyle sönmediği ve yaşamın daha yeni yeni normale dönmeye başladığı dönemde,1920 güzünde, Eğitim Bakanlığı, o zamanlar genç bir öğretmen olan Anton Semyonoviç Makarenko'ya kimsesiz çocuklarla çocuk suçlular için bir topluluk kurma görevini verdi.1921 yılında Gorki Topluluğu adını alan bu çalışma-öğrenme-yaşama okulu, ana babaları iç savaşta ya da hastalıktan, açlıktan ölen sokak çocuklarını bir araya getirdi. Bu toplum dışına itilmiş gençleri değiştirmek ve onları birer dürüst, değerli, üretici insan haline getirmek, Makarenko'nun yaşamının ereği oldu. Buradan elde ettiği zengin yaşam deneyimlerinin ışığı altında yıllar sonra kaleme aldığı 'Yaşam Yolu' kitabıyla da büyük bir eğitimci olduğu kadar büyük bir yazar olduğunu kanıtladı. 'Bu kitap benim her şeyim', diyen Makarenko, bu yapıtını tümüyle olgulara dayandırmış, birkaç ad ve durum dışında hiçbir şeyi değiştirmemiştir.

MAKSIM GORKI
ESER ADI: Taşralı Oblomov / Matvey Kojemyakin Cilt 1

Gorki bize Matvey Kojemyakin tipinde yeni bir Oblomov tipi sunar. Kojemyaki'in hayatını değiştirme isteğinin başarısızlığa uğramasının temelinde, kendi içine kapalı taşra kasabasında, kendini dıştan bencilce soyutlayan insanı buluruz. Matvey Kojemyakin o çirkin, iğerenç, asalak yaşadığı'huzurlu, barış içindeki taşra dünyasından' çıkarak güzel, sahici bir insanlık dünyasında yaşamayı arzu eder. Bir devrimciye âşık olur. Kafasında her günü bayram olan, dertsiz bir hayat vardır; ama başka insanlara ne ihtiyaç ne de özlem duyar o; gözlerinin önüne sevgilisiyle baş başa içine kapanacakları bir manastır., bir şato getirip durur. Elbette sadece aşkı değil, bütün hayatı başarısızlığa uğrayacaktır.

'Taşralı Oblomov' Matvey Kojemyakin: Hayallerin çöküşü.
___________________

MAKSIM GORKI
ESER ADI: YASANMIS HIKAYELER

Yaşanmış Hikayeler'de Maksin Gorki, gerçekçi edebiyat öğlerinin seçkin bir bileşimini yaratmıştır. 'Makar Çudra, ' 'Kocakarı İzergil, ' 'Şahinin Türküsü'... Hikayelerde, söylence (efsane) , masal ve folklor öğeleri, seçkin bir edebiyat düzeyine yükseltilmiştir. Yer yer bireysel başkaldırı özellikleri de taşısa, tümüyle bu hikayeler halkın yaşam ve özgürlük tutkusunun simgesi olmuştur.

Ataolu Behramoğlu

'Ara sıra bir iki söz ederek, kıyı boyunca yürümeye başladık. Ayaklarımız küçük deniz kabuklarıyla kaplı yumuşak kumsala batıp çıkıyor, dalgalar uyumla hışırdıyordu. Kimi zaman denizin taşıyıp getirdiği ağdalaşmış denizanalarına; şişmiş, kararmış ağaç parçalarına ve küçük balıklara rastlıyorduk... Serin, taze bir meltem denizden bozkıra doğru esiyor, kumları tozutarak uzaklaşıyordu.'
MAKSIM GORKI
ESER ADI: EDEBIYAT YASAMIM


Rusya'daki proleter devrimin tüm süreçlerini yaşayarak yetişmiş bir yazar olan Maksim Gorki'nin bu yapıtı, kendisini yazarlığa iten, etkileyen ya da oluşturan koşulları, insanları, yazarları ve düşünürleri anlatan önemli bir belgedir. Çok önemli bir tarihsel dönemde, yaşamın tüm acılı koşulları içinde yazarlığı öğrenmeye çalışan gerçek bir proleter yazar olarak nasıl çalıştığını, çevresini nasıl gözlemlediğini, kitapları nasıl bir açlıkla okuduğunu ve en önemlisi de kültüre verdiği yerin büyüklüğünü görüyoruz.
MAKSIM GORKI
ESER ADI: Artamonov Ailesi

Artamonov Ailesi, Gorki'nin yapıtları arasında en etkileyici ve en dramatik olanıdır. Bu kitapta Rusya'daki orta sınıfların Devrim öncesi onyıllardaki trajik başarısızlığı yoğunlaştırılmış biçimde, kumaş üretimiyle uğraşan bir ailenin küçücük dünyasında görüldüğü şekliyle aktarılmaktadır.

Bu, Gorki'nin karakter yaratma gücünü ve ilk öykülerinde bütün dünyayı kendisine hayran bırakan etkileyice edimlerle dolu sahneleri ustalıkla düzenleme yeteneğini en iyi sergileyen eseridir.

Mizahla trajediyi, şiddetle acımayı, coşkunlukla içedönüklüğü eşsiz biçimde harmanlayan Gorki, burada şimdiye dek hiç ele almadığı büyük ve haraketli bir temadan yararlanmıştır.

Sanki Sovyetlerin zaferi, Gorki'nin kitapları arasında başyapıt olan bu romanın ortaya çıkması işaretini vermiş gibidir.1925 yılında, yabancı bir ülkede olmanın getirdiği uzaklıktan geriye baktığında,1917'de sona eren bir çağı, daha eksiksiz bir anlayışla görebilmiş ve drama duygusunu müthiş ölçüde geliştirmiştir.

Artamonovların yükselişi ve düşüşü, deyiş yerindeyse, tarihin büyük bir çağının ötesinden gözlemlenerek anlatılmaktadır. -Alan Hodge-

HENRI STENDHALL - PARMA MANASTIRI


"Bu romanı 1830’daki aslından hiçbir şey değişmeksizin yayımlıyorum. Bunun iki sakıncası olabilir. Birincisi, okuyucu bakımından: Kişiler İtalyan olduklarındanokuyucu daha az ilgileneceklerdir belki. Bu ülkenin insanları Fransızlar’ dan oldukça farklıdır. İtalyanlar içtendir, iyi insanlardır, çekingen değillerdir, akıllarından geçeni söyleyiverirler. Zaman zaman gurura kapılsalar da bu, tutku haline gelir, "benlik" adını alır. Sonra, yoksulluk gülünç bir durum değildir onlar için.

İkinci sakınca ise, yazarı ilgilendirmektedir. Açık söyleyeyim, öykünün kahramanlarının yaradılışlarının sertliklerini, tutarsızlıklarının olduğu gibi bırakmayı göze aldım. Buna karşılık çekinmeden söylüyorum, yaptıklarının çoğuna da ahlak bakımından ayıpladım. Parayı her şeyden çok seven, kin ya da sevgi uğruna hiç günah işlemeyen Fransızlar’ ın yaradılışlarındaki yüksek ahlakı, sevimlilikleri onlara vermek neye yarar? Bu romandaki İtalyanlar, bunun tersidirler. Zaten ban öyle geliyor ki, insan ne zaman güneyden kuzeye iki y6üz fersah yol gitse, yeni bir manzara gibi yeni bir roman da çıkar ortaya. Papazın sevimli yeğeni, düşes Sanseverina’yı tanımış, çok da sevmişti. Benden de onun başından geçen ayıplanmaya değer olayları hiç değiştirmeden yazmamı rica etti. Ben de bu ricalarına uydum." 23 Ocak 1839, H. B. Stendhal
:lol!: HENRI STENDHALL - KIRMIZI VE SİYAH


Eser “Kırmızı ve Siyah adını, askerlerin kırmızı üniformaları ile ruhban sınıfının siyah cübbelerinden alır." Roman, Kral X. Charles’ ın tahta oturduğu 1820’lerin Fransa’sında geçer. Verrieres köyü’nden Julien Sorel isimli akıllı, yükselme tutkuları ile dolu bir gencin hayatını ve 19. yüzyıl Fransa’sının bütün kesimlerine yönelik gerçekçi eleştirilerini kağıda döker Stendhal... Stendhal, 19. yüzyıl Fransız edebiyatını saran romantik gerçekçiliğin en ilerici görüşlere sahip yazarı sayılabilir. Yazar, devrim öncesi aydınlanma düşüncesine ve ideallere bağlıydı. Üstelik içinde yaşanılan dönemin geçiciliğine ve 1880’lerden sonra burjuva kültürünün evrimleşeceğine dair bir inancı vardı. Eserdeki anlatımında zaman zaman burjuva toplumunun hırslarına, bayağılıklarına kapılsa da, ahlakı, çalışkanlığı ve gerçekçiliğiyle dönemini çok iyi anlatmıştır
:lol!: GUSTAVE FLAUBERT - MADAME BOVARY



1857 yılında "Revue de Paris" dergisinde tefrika halinde yayımlattığı ilk eseri "Madame Bovary", hükümet tarafından toplumun ahlaki ve dini duygularına hakaret ettiği gerekçesiyle yasaklandıysa da beraat etti ve Flaubert''e ülke çapında büyük ün kazandırdı. XIX. yüzyıl romanının en başarılı örneklerinden biri olan "Madame Bovary", hem ele aldığı konu hem de üslubu ile romanı çarpıcı hale getirmiştir. Anlatılan, emma Bovary''nin trajik hayat hikayesi ve aşkları gibi görünmekle birlikte, 19. yüzyıl Fransız ve yargıları ile ahlak ölçülerinin riyakarlığını ele alır. Romandaki her detayı gerçeklerle yoğurmaya önem veren Flaubert''in, Emma''nın intiharını anlatmak için arseniğin tadına bakacak kadar ileri gitti ve bu yüzden hastalandığı söylenir. "Madame Bovary" de Romantizm hareketinin duygularına kapılan ve onları ciddiye alan boşkafalı bir kadının nasıl fekalete sürüklendiğini gösterir. Bir küçük burjuva kadınının trajedisinin arkasında yatan bayağı, önemsiz ve küçük dünyayı gösterir.
JACK LONDON - MARTIN EDEN

“Kendisi için ise güzelliğe hizmet etmesinin sevinci, onun için yeterli bir ücretti. Ve Ruth’ u güzellikten çok seviyordu. Dünyadaki en iyi şeyin aşk olduğunu düşünüyordu. Onun içindeki devrimin itici gücü aşk olmuştu; onu kaba bir denizciden bir öğrenciye ve bir sanatçıya dönüştürmüştü. Bu nedenle ona göre bu üçünden en iyisi en büyüğü, öğrenmekten ve sanatkarlıktan daha büyük olan aşktı. Şimdiden, anlamıştı ki kendi beyni, Ruth''un kardeşlerinin beyinlerinin ya da babasının beyninin ötesine ulaştığı gibi, Ruth''unkini de geçmişti. Onun bir yıl kadarlık kendi kendine çalışması ve donanımı, dünya, sanat ve yaşam konularında ona Ruth''un sahip olmayı hiçbir zaman umut etmeyeceği bir ustalık vermişti. Bütün bunları kavramıştı, ama bu Ruth''a olan aşkını etkilemedi; ne de Ruth''un ona olan aşkı bunan etkilendi. Aşk fazlasıyla güzel ve soyluydu ve Martin aşkı eleştiriyle kirletmeyecek kadar sadıktı."
HONORE DE BALZAC - GORİOT BABA


Zengin olsaydım, servetimi korusaydım, onlara vermeseydim, şimdi burada olurlardı. Dudaklarıyla yanaklarımı yalarlardı. Bir konakta otururdum, güzel odaların, uşaklarım, ateşim olurdu. Başucumda kocaları ve çocuklarıyla gözyaşı dökerlerdi. Bütün bunlar benim olurdu. Şimdiyse hiç. Para herşeyi verir insana, kızlarını bile. Ah! Param. Param nerede? Bırakacak hazinelerim olsaydı, yaralarımı sarar, bakarlardı bana. Seslerini duyar, yüzlerini görürdüm. (...) Görmek istiyorum onları. Jandarmaları yollayın, zorla getirsinler! Adalet benden yana. Doğa, yasa, her şey benden alınırsa, memleket batar. Açık bu. Toplum da dünya da babalık üstüne kuruludular. Çocuklar babalarını sevmezlerse her şey mahvolur. (...) Babalar, Meclis lere başvurun, evlenmeyle ilgili bir yasa çıkarsınlar. Kızlarınızı seviyorsanız evlendirmeyin onları. Damat bir kızın her şeyini bozan, her şeyini kirleten bir namussuzdur. Evlenme yok artık! Bu evlilikler kızlarımızı elimizden alıyor ve ölürken onları yanımızda bulamıyoruz. Babaların ölümü üzerine bir yasa çıkarın. Korkunç bir şey bu." Goriot Baba... Balzac ın başyapıtlarından biri daha, daha önce yayımlanan Vadideki Zambak tan sonra, "Oğlak Klasikleri" arasındaki hak ettiği yerini alıyor...HİKAYE 1819 senesinde, Mme. Vaquer’in Paris’in her türlü kötülüklerinin işlendiği bir mahallesindeki yıkık dökük, fakat iyi bir isim yapmış oteline Eugéne de Rastignac adında genç bir hukuk talebesi gelir. Asil bir ailede dünyaya gelmekle beraber fakirdir ve Paris’te hem mesleğinde hem sosyal sahada yükselerek ailesinin servetini geri almayı ümit eder. Yanında Viscountess de Beauséant’tan bir tavsiye mektubu vardır ve böylece, Paris’ in gıpta edilen sosyetesine girmeye muvaffak olur. Bu hayatın cazibesine kapılarak kendisinden geçen genç, üniversiteyi unutur; bir eğlence ve safahat alemine dalar; annesi ile kız kardeşlerinin mücevheratlarını satarak kendisine gönderdikleri parayı harcar. Maison Vauquer’de kalanlardan biri, makarna imalatçılığından emekli olmuş Goriot adında biridir. Otelde kalanların anlattıklarına göre, önceleri oldukça zengin olan ve hürmet edilen Goriot, şimdi en ucuz dairede kalır ve elbiseleri lime lime denecek kadar eskimiştir. Onun başına gelenler tedricen açığa çıkar. İki güzel kızı, asil ailelerin çocuklarıyla evlenmiştir; kızlarından biri şimdi kontestir, diğeri barones; fakat kızları kibirli ve müsrif insanlardır. Kocaları, kayın pederlerinin zenginliğine memnun iseler de , onu kendi evlerine götürmek istemezler. Kızlarını şımartarak yetiştiren Goriot, şimdi hayatını, onların kaprislerini yerine getirmekle geçirir; sadece onları değil, sevgililerinin dahi borçlarını öder. Fakat para suyunu çektikten sonra, adamın, kızlarını ziyaret etmesine müsaade edilmez ve onları ancak, ara sıra sokakta görür

HONORE DE BALZAC - VADİDEKİ ZAMBAK


"Vadideki Zambak", gerçekçi romanın öncüsü olan Honore de Balzac’ın en popüler romanıdır. Bazı eserleri dikkatle okunduğunda, yaşanılan zamana göre eşsiz bir toplum bilimini ince bir sadelikle anlatmaktadır. Romantizm’in en güçlü yazarlarından biri olan Fransız yazar, bu romanda bir gönül ilişkisinin insan hayatında kapanmaz yaralara neden olabileceğini, ayrılık ve kavuşmalarla güçlenen bir aşkın insanları değişik boyutlara sürüklediğini anlatmaktadır.

Aşkın zaman ve mekan tanımadığını, mutluluktan hüzne dönüştüğünü ve aşklın gerçek gücünü bu romanı okuduğunuzda daha iyi anlayacaksınız...

Üç Öykü
Gustave Flaubert;

Üç Öykü, dünya edebiyatının en önemli yazarlarından Gustave Flaubert’in çok özel bir kitabı. Yazarın ölümünden üç yıl önce,1877’de yayınlanan bu yapıt, 'Saf Bir Yürek', 'Konuksever Aziz Julien Söylencesi' ve 'Herodias' adlı üç öyküden oluşuyor.

İşlenen temaların çeşitliliği ve üslup yetkinliğiyle Flaubert’in yeteneğini tüm yönleriyle ortaya koyan bu kitabın, Madame Bovary yazarının başyapıtı olduğu kabul edilir. Daha ilk yayınladığında nerdeyse tüm eleştirmenlerce bir 'edebiyat olayı' olarak karşılanan, okurlardan büyük ilgi gören bu küçük kitap, Tahsin Yücel’in deyişiyle, 'yazarın tüm çabalarının, tüm yönelimlerinin, tüm özlemlerinin somutlaştığı bir yapıttır'.

Birçoklarınca, Flaubert’in Madame Bovary ve Duygusal Eğitim gibi büyük metinleri kadar önemli sayılan Üç Öykü’yü Samih Rifat’ın ustalıklı çevirisi ve Tahsin Yücel’in önsözüyle sunuyoruz.

http://kitap.antoloji.com/


En son tarafından Ptsi Ekim 29, 2007 11:15 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: DÜNYA KLASİKLERİ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Ptsi Ekim 29, 2007 9:42 pm

Hacı Murat
Lev Nikolayeviç Tolstoy


Lev Nikolayeviç Tolstoy (1828-1910) Kırım Savaşı sırasında orduda görev yapmış, o bölgedeki gözlemleri sonucu Hacı Murat, Baskın, Kazaklar, Sivastopol Öyküleri gibi ölmez eserlerini yaratmıştır.

Kafkasya'da Çeçenistan-Dağıstan bölgesinde bağımsızlık savaşı veren Şeyh Şamil'in yardımcısı Hacı Murat kahramanlıklarıyla ün salmış, daha sonra aralarındaki anlaşmazlık nedeni ile istemeyerek Ruslara sığınmıştır.

Tolstoy, bu büyük öyküsünde o dönemdeki Rusların Türklere bakışlarını, Rusya'nın yönetim biçimini, Rus subaylarının yaşantılarını ve Türklerin yaşamlarını çok güzel anlatmıştır.


Durgun Don (4 Cilt Takım)
Mihail Şolohov; Şolohov henüz gencecik bir delikanlı. Edebiyat ufkunda mini mini bir kara nokta gibi görünmeye başlayalı şunun şurasında iki üç yıl oluyor. İçimizde en ileri görüşlü olanlarımız bile onun gücünü bu kadar kısa zamanda, böylesine sağlam bir biçimde gösterebileceğini asla kestiremezdik. Hayır, onun kendi halkını anlatmakla kaldığın, onları kağıt üzerine geçirmekle yetindiğini kabul edemeyeceğim. Her birinin yüzünde kendine özgü kırışıklar bulunan, her birinin kendine özgü burnu, kenarları kırışmış kendi gözleri, kendine özgü konuşma biçimi olan bu soluk alıp veren, bu renkli insan kalabalığı gözlerimizin önünde canlanmıştır bizim. Bunların her biri, kendine göre nefret eder. Her birinin sevgisi başka biçimdedir, her birinin yüreği başka bir biçimde tutuşur bunların ve her birinin mutsuzluğu kendine göredir. İşte her insan tipine o kendine özgü karakteri, bir başkasında rastlanmayan kendine özgü nitelikleri verebilmek; başkasında rastlanmayan kendine özgü nitelikleri verebilmek; başkasında rastlanmayan bir iç dünyası yaratabilme yeteneği - bu muazzam yetenektir ki, Şolohov'un, şimdi bizim onu gördüğümüz yükseklere çıkarabilmiştir...'

Alexander Serafimoviç- Birinci Cildin Arka Kapağından)

Durgun Don', gerek dili, gerek duygu derinliği bakımından tam anlamıyla Rus işi, tam anlamıyla ulusal, dolayısıyla da tam anlamıyla halkın malıdır...

Bu eserde duygular - Gregor'un karısı Natalya'nın sevgisiyle kıskançlığı, Gregor'la Aksinya arasındaki aşk - son derece güçlü bir biçimde verilmiştir. Bu tür duyguları işlemekte sanatçılar büyük güçlük çekerler genellikle. Aşkı, yüzyıllardan beri deha sahibi sanatçılar eserlerinde anlatagelmişlerdir; bu romanda yer alan aşk sahnelerini, böylesine güçlü bir biçimde verebildiğine bakılırsa, Şolohov'un yüreğinin de aynı duyguların taze izlerini taşıyor olması gerekir.'

Aleksey Tolstoy-

Şolohov gibi Sovyet yazarlarının ortaya koyduğu mükemmel eserlerle, Lev Tolstoy'un ustalığında ölümsüzlüğüne kavuşan Rus sanatının ruhunu bize aktaran geçen yüzyılın büyük gerçekçi geleneği arasında sıkı sıkıya bir bağlılık vardır.

Ama ben bu iki çığır arasındaki ayrılığı Şolohov'un eserinde açıkça görebiliyorum... Yeni çığır nereye yöneldiğini biliyor ve bu yolda karşı konulmaz bir biçimde ilerliyor.'

Romain Rolland- İkinci Cildin Arka Kapağından)

Durgun Don', kendisi de bir Don kazağı olan ve hem Birinci Dünya Savaşında, hem de İç Savaşta çarpışan Şolohov'un, Don Kazakları üzerine bir romanıdır. Roman kesin bir biçimde ayrılan dört dönemi işler - Barış, Savaş, Devrim ve İç Savaş; Şolohov'un romanına o senfonik yapıyı kazandıran da işte bu tarih, ya da, daha doğru bir deyimle söylemek gerekirse, bu tarihin Marksist açıdan yorumu olsa gerektirir. Zira böyle bir yorumun yardımı olmaksızın, her biri bir tufan niteliğindeki tarihsel ve toplumsal olayları, o olaylarla iç içe yaşamış bir yazarın o kadar mantıksal ve gerçekçi bir biçimde canlandırabilmesi mümkün olamaz, o olayları yansız bir gözle görebilmek için yazarın kuşaklar boyu beklemesi gerekirdi... 'Durgun Don'u, Tolstoy'un 'Savaş ve Barış'ı ile karşılaştırmakta haklıydı Gorki. Görkemli doğa tasvirleri yanısıra, romandaki kahramanların çokluğu ile de, tarihsel gerçekçiliği ve Don Kazakları'nın o ilkel, neredeyse masalsı yaşayışlarını verişteki gerçekçiliği ile de unutulmazlar arasına girmiştir 'Durgun Don'.
The New Republic- (15 Ağustos,1934)

Değişim Rüzgarı:Stefan Zweig

Birinci Dünya Savaşını izleyen yıllarda, Avusturya'nın bir köyündeki postanede memur olarak iş bulan Christine Hoflehner'in önünde, renksiz ve yoksulluk dolu bir yaşam uzanmaktadır. Ancak Amerika'daki akrabalarından aldığı bir mektup tekdüze yaşamından çekip alır onu. Çalışmayı ve yoksulluğu tanımayan bir dünyada, lüks bir otelde tatil geçirmeye davet edilmektedir. Otelde önceleri soylu ve varlıklı biri sanılsa da sonradan asıl kimliği ortaya çıkar ve değişim rüzgarları Christine'yi alıp yeniden artık katlanamadığı eski tekdüze, küçük, yoksul dünyasına sürükler. Ne var ki, bu eski dünyasında tanıştığı Ferdinand ona yepyeni ufuklar açacaktır. Stefan Zweig'ı n 'Değişim Rüzgarı' adıyla Türkçede ilk kez yayımlanan bu romanı, ölümünden sonra terekesinde bulunmuştur
Faust
Johann Wolfgang von GoetheGoethe 'Faust' konusuyla 1770-71 yıllarında ilgilenmeye başlamış,1808’de 1. kitabın ardından, tam 24 yıl sonra 2. kitabı tamamlamış, bu metin ölümünden sonra basılmıştır. Faust’un konusu,16. yüzyılda Almanya’da yaşamış, büyüye, simyaya düşkün, şarlatanlıklardan geri kalmayan Doktor Faustus’a ve onun Alman efsanelerindeki izdüşümlerine kadar geri gider.16. yüzyılda ünlü İngiliz ozanı Marlowe’un ele aldığı konu, Goethe’de, 'aydınlanma' hareketinin ve bu hareketin Alman burjuva-aristokrat aydını üzerindeki etkisinin bütün yansımalarını kapsar. Almanya’da Fransa’daki gibi, beklenen hızlı dönüşümler yaşanamamış, reform umutlarını aristokrasiye bağlayan aydınlar, 'dünyadan' kopup uzaklaşarak içlerine ya da Goethe/Faust gibi saraylara kapanmışlardır: Faust, bir aydın, evrenin nihai nedenlerini öğrenmek isteyen bir bilgi âşığı ve dâhi olarak, hem bu sosyal yenilginin, hem de aydınlanma insanının 'aklın sınırlarına' (Kant) boyun eğişinin klasik tragedyasıdır.
Romeo and Juliet
William Shakespeare

perennial staple og hıgh school Englısh classes, Romeo and Juliet was written by Shakespeare at a relatively early juncture in his literary career, most probably in 1594 or 1595. Shakespeare's tragıc drama of the 'star-crossedé young lovers is seen to be an extraordinary work. Indeed, Romeo and Juliet was an experimental stage piece at the time of its composition, featuring several radical departures from long -standing conventions. These innovative aspects of the play, moreover, reinforce and embellishits principal themes. The latter include the antithesis between love and hate, the correlative use of time (as both theme and as structural element) , and the prominet status accorded to Fortune and its expression in the dreams, omens and forebodings that presage its tragic conslusion.
Othello
William Shakespeare; Çeviren: Özdemir Nutku
Othello, ilk kez 1 Kasım 1604 gecesi sarayda oynanmıştır. Aynı yıl içinde yazılmış olması büyük bir olasılıktır. Bu oyunun Telif Hakları Dairesi'ne kaydı 6 Ekim 1621 günü, bir yıl sonra bu oyunun ilk baskısını gerçekeleştiren, Thomas Walkley tarafından yapılmıştır. Hem 1. Quarto, hem de 1. Folio metnin aşılması için zorunlu olan baskılardır. Bu oyunun ilk baskılarında, ayrıntılarda izlenen farklılıklar insanı şaşırtacak kadar çok olduğundan bazen 1. Quarto, bazen de 1. Folio sağlıklı bir metin oluşturmada başvurulması gereken baskılardır

Hamlet
William Shakespeare
Babası öldükten sonra annesiyle evlenen amcasının aslında babasının katili olduğunu öğrenen Danimarka Prensi Hamlet derin bir acıya kapılır.

Acı çekmek ya da kendini öldürerek bu acıyı dindirmek arasında bocalayan Hamlet'in ikilemini, Shakespeare ünlü 'Olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu! ' sözleriyle dile getirir:

'Acaba zalim feleğin okuna, taşına göğüs germek mi, yoksa bu mihnet deryasına karşı koyarak hepsine son vermek mi daha asil bir hareket olur? Ölmek: Uyumak... Hepsi bu kadar... Ve bir uykuyla bütün kalp ağrılarını, vücudun yakındığı binbir derdi dindirebilmek... İşte varlığımızın özlediği netice! Ahh, işte güçlük burada! Çünkü ruhumuz bu fani kalıptan sıyrılıp ölüm uykusuna daldığı an, nasıl bir rüya göreceğimizi kim bilir


En son tarafından Ptsi Ekim 29, 2007 11:05 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: DÜNYA KLASİKLERİ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Ptsi Ekim 29, 2007 10:44 pm

Babalar ve Çocuklar



İvan Sergeyeviç Turgenyev
Gerçekçilik akımının en iyi temsilcilerinden olan Rus yazarı İvan Sergeyeviç Turgenyev (1818-1883) romanlarının konularını güncel ve sosyal olaylardan alır. Onun en ünlü ve dikkate değer romanı olan 'Babalar ve Çocuklar' da 1850 yıllarındaki iki nesil arasındaki çekişmeyi, daha doğrusu, gericiliği temsil eden liberal soylularla ilericiliği temsil eden demokrat aydınlar arasındaki görüş ayrılığını ve mücadeleyi göstermek için yazılmıştır. Daha yayınlanır yayınlanmaz ülke çapında bir fırtınanın kopmasına, özellikle hikayenin kahramanı -'Nihilist' diye nitelenen- Bazarov tipi çeşitli tartışmalara ve hatta birbiriyle çelişmeli yorumların yapılmasına yol açtı. Çıkışının (1862) üzerinden geçen bunca yıl içinde hakkında pek çok yazı ve birçok özel kitap yazılan bu eserin değerini, Turgenyev'e karşı olan o günlerin bir eleştirmeni sanırız en iyi biçimde dile getiriyor: ' 'Babalar ve Çocuklar' romanını okul sıralarından beri eline almamış kişilerin bile okuduğunu hiç korkmadan iddia edebilirim.'

Bahar Seli
İvan Sergeyeviç Turgenyev;

Rus edebiyatının en ünlü yazarlarından Turgenyev'in kısa romanlarından biri olan 'Bahar Selin'de, aradığı saf aşkı ve mutluluğu bulmuşken zayıflığa ve cazibeye kurban olan bir erkeğin öyküsü anlatılıyor

Sefiller
Victor Hugo;Fransız Romantik döneminin en önemli yazarlarından sayılan Viktor Hugo, romancı oyun yazarı ve şairdir.1862’de yayımlanan “Sefiller” olağanüstü bir ilgiyle karşılandı ve Hugo, Fransa’da büyük bir üne kavuştu. Yayımlandığı yıllarda kısa sürede dünyanın bütün önemli dillerine çevrilen roman, yazarın ününe de Fransa sınırlarının dışına taşıyarak onu bir dünya yazarı yaptı. Paris’in yer altı dünyasında geçen bir dedektif öyküsüne dayanan roman, aynı zamanda Paris halkının yaşamının da bir destanıydı... Gizem ve esrarengiz hava yaratmakta usta olan Hugo’nun “Sefiller” i dünyada en çok dile çevirilen ve hala en fazla okunan romanlar arasındadır.
Fransız edebiyatında Hugo kadar yapıt vermiş hemen hemen başka bir yazar yoktur.1830’da “ Romantizm’in en önemli temsilcisi” sayılmış, şiirleri ve yazılarıyla Çağdaş Fransız edebiyatının temellerinden biri olmuştur.

Bu kitap Victor Hugo’nun en önemli eseridir...

.Notre Dame'in Kamburu
Victor Hugo;Notre Dame Kilisesi’nin kambur zangocu Quasimodo, güzel çingene kızı Esmeralda’ya âşık olmuştur. Ne var ki velinimeti rahip Claude Frollo da bu kıza karşı ilgisiz değildir. Esmeralda’nın âşık olduğu Yüzbaşı Phoebus da bu üçgene eklenince, Sevmek sahip olmak mıdır yoksa fedakârlık mı? sorusunu akla getiren üç farklı insan ve üç farklı aşk gözler önüne serilir.

Victor Hugo’nun 15.yy Paris’ine ilişkin pek çok tasvire yer verdiği 'Notre Dame’ın Kamburu'nda, olayların yanı sıra dönemin mimarisi ön plana çıkarılır ve bunun üzerinden tarihsel bir anlatım ortaya koyulur.

Cengiz Aytmatov ve Gün Olur Asra Bedel



Cemile
Cengiz AytmatovAytmatov, milletinin tarih boyunca kazandığı sosyal, kültürel, ahlaki, edebî, askeri yani, bütün maddi, zenginliğini eserlerine yansıymış, yaşadığı coğrafyanın insanının tarih içinde kazandığı değerleri, acılarını, kahramanlıklarını, tecrübelerini yazıya döküp ölümsüzleştirmiş, halkının içine düştüğü zor durumları eserlerinde en güzel şekilde anlatmış, onların çözümlerine dair ipuçları göstermiş, eserlerinde kendi ifadesi ile 'tipik insan'ı ortaya koymaya çalışmış bir yazardır.

Hikâyelerinde milletinin temel mülkü olan millî hafızaya ait efsane, destan, masal, hikâye ve türküleri, bunların meydana geldiği şartları, ardındaki hikâyeleri, insanları kullanırken, Kırgız Türk kültürünü, psikolojisiyle, duyuş ve anlayış tarzıyla, maddi manevi zenginliğiyle o kültürü bina edenlerin evlatlarına yeniden hatırlatmaya çalışmıştır.

'Her yazar bir milletin çocuğudur ve o milletin hayatını anlatmak, eserlerini kendi millî gelenek ve törelerini kaynak alarak zenginleştirmek zorundadır. Benim yaptığım önce bu, yani kendi milletimin geleneklerini ve hayatını anlatıyorum. Fakat orada kaldığınız takdirde bir yere varamazsınız. Edebiyatın millî hayatı ve gelenekleri anlatmanın ötesinde de hedefleri vardır. Yazar, ufkunu millî olanın ötesine doğru genişletmek ve 'evrensel' olana ulaşmak için gayret göstermek durumundadır. İyi yazar 'tipik insan' ortaya koyma ustalığına erişen yazardır.'

Beyaz Gemi
Cengiz Aytmatov
Onun iki masalı vardı. Biri kendisinindi ve başka kimse bilmezdi. Ötekini ise dedesi anlatmıştı ona. Sonra ikisi de yok olup gitti. Şimdi biz bunlardan söz edeceğiz.

O yıl yedi yaşını doldurmuş, sekizine basıyordu.

Ona önce bir çanta aldılar. Kulpunun altında parlak madenden yaylı bir kilidi bulunan, siyah deri taklidi bir çanta. Ivır-zıvır şeyleri koymak için güzel bir üst cebi de vardı. Ahım şahım bir şey değildi ama yine de güzel bir okul çantasıydı işte. Aslında her şey bu çantanın alınmasıyla başladı.

Aytmatov, milletinin tarih boyunca kazandığı sosyal, kültürel, ahlaki, edebî, askeri yani, bütün maddi, zenginliğini eserlerine yansıymış, yaşadığı coğrafyanın insanının tarih içinde kazandığı değerleri, acılarını, kahramanlıklarını, tecrübelerini yazıya döküp ölümsüzleştirmiş, halkının içine düştüğü zor durumları eserlerinde en güzel şekilde anlatmış, onların çözümlerine dair ipuçları göstermiş, eserlerinde kendi ifadesi ile 'tipik insan'ı ortaya koymaya çalışmış bir yazardır. Hikâyelerinde milletinin temel mülkü olan millî hafızaya ait efsane, destan, masal, hikâye ve türküleri, bunların meydana geldiği şartları, ardındaki hikâyeleri, insanları kullanırken, Kırgız Türk kültürünü, psikolojisiyle, duyuş ve anlayış tarzıyla, maddi manevi zenginliğiyle o kültürü bina edenlerin evlatlarına yeniden hatırlatmaya çalışmıştır.

'Her yazar bir milletin çocuğudur ve o milletin hayatını anlatmak, eserlerini kendi millî gelenek ve törelerini kaynak alarak zenginleştirmek zorundadır. Benim yaptığım önce bu, yani kendi milletimin geleneklerini ve hayatını anlatıyorum. Fakat orada kaldığınız takdirde bir yere varamazsınız. Edebiyatın millî hayatı ve gelenekleri anlatmanın ötesinde de hedefleri vardır. Yazar, ufkunu millî olanın ötesine doğru genişletmek ve 'evrensel' olana ulaşmak için gayret göstermek durumundadır. İyi yazar 'tipik insan' ortaya koyma ustalığına erişen yazardır.'

İlk Öğretmen
Cengiz Aytmatov
Aytmatov, milletinin tarih boyunca kazandığı sosyal, kültürel, ahlaki, edebi, askeri yani bütün maddi ve manevi zenginliğini eserlerine yansıtmış, yaşadığı coğrafyanın insanının tarih içinde kazandığı değerleri, acılarını, kahramanlıklarını, tecrübelerini yazıya döküp ölümsüzleştirmiş, halkının içine düştüğü zor durumları eserlerinde en güzel şekilde anlatmış, onların çözümlerine dair ipuçları göstermiş, eserlerinde kendi ifadesi ile 'tipik insan'ı ortaya koymaya çalışmış bir yazardır. Hikayelerinde milletinin temel mülkü olan milli hafızaya ait efsane, destan, masal, hikaye ve türküleri, bunların meydana geldiği şartları, ardındaki hikayeleri, insanları kullanırken, Kırgız Türk kültürünü, psikolojisiyle, duyuş ve anlayış tarzıyla, maddi manevi zenginliğiyle o kültürü bina edenlerin evlatlarına yeniden hatırlatmaya çalışmıştır.


avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: DÜNYA KLASİKLERİ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Ptsi Ekim 29, 2007 10:58 pm

AL MİDİLLİ

Babası ona al midilli hediye etiğinde,10 yaşındaki Jody gözlerine inanamaz.Bu midilli,babasının çoğu hediyesi gibi,belli kısıtlamalarla verilmiş olsa da,Jody onun için elinden geldiğince çalışmaya razıdır.Ancak,Jody´nin yetiştiği sert koşullar bile,onu,hayatın acı ve beklenmedik gerçeklerine hazırlamakta yetersiz kalacaktır. Steinbeck´in,çocukluk anılarından yola çıkarak yazdığı Al Midilli,bir çocuğun,yetişkinlerin dünyasına giden yolda yaşadıklarını anlatıyor.
ALTIN KUPA
Dizginlenemez denize açılma ve korsanlık tutkusuyla Karayipler’e sürüklenen genç Henry, 17. yüzyıl İspanya İmparatorluğu’nun yüreğine korku salan namlı bir kaptan olacaktır. Onun asıl amacı ise bölgede efsane olan La Santa Roja adlı gizemli bir kadını bulmak ve Altın Kupa’yı ele geçirmektir. Karayiplerin kanlı tarihine ateşten bir sayfa ekleyen Sir Henry Morgan’ın yaşamı, Steinbeck’in kalemiyle coşkulu bir anlatıya dönüşüyor.
CENNET ÇAYIRLARI
Steinbeck insan ruhunun derinliklerini keşfediyor.
Uçsuz bucaksız Kaliforniya Vadisi´nde yemyeşil ve bitek bir ovadır Cennet Çayırları... Farklı uğraş alanlarından birbirinden çok farklı karakterlrin doğa ve insan sevgisiyle buluştuğu bir yöredir burası.
Nobel ödüllü yazar John Steinbeck, karmaşık alışkanlıklar ve kimi kişilik kırılmalarıyla öne çıkan karakterleri bu yaptında bir araya getiriyor. Aynı zamanda göz alabildiğine uzanan ve mevsimler boyunca yeşilden sarıya dönüşen bitki örtüsüne paralel olarak bir kez daha insan ruhunun derinliklerini keşfediyor
CENNETİN DOĞUSU

Nobel Ödülü sahibi John Steinbeck´in bu eseri çağımızın en önemli romanlarındandır. Sinemaya Elia Kazan tarafından Cennet Yolu adıyla aktarılan ve tarih ile mitolojinin fantazisi olarak değerlendirilen bu roman,bir anlamda 20.yüzyıla geçişin destanıdır...
NASILSIN İYİ MİSİN

Nasıl mısın İyi misin?, ünlü romancı Edita Morris´in ortak bir tema:“açlık“ üzerine kaleme aldığı iki ayır yapıttan oluşuyor.Kitaba adını veren birinci bölümde Morris, Jamaica´daki yoksulluğu, açlık ve işsizliği, Jamaicalı bir genç kızın Batılı bir yazara yazdığı mektuplar aracılığıyla aktarıyor okurlarına.Ve tüm dünyadaki Siyah´ların kara yazgılarını gözler önüne seriyor.
İkinci bölüm olan O Mutlu Gün´de ise, çevresel bir feleket sonucu çöl haline gelmiş bir dünyada yaşamın nasıl olabileceğini gösteriyor yazar.Yiyecek hiçbir şeyin bulunamadığı, insanların hayatta kalabilmek için var olan her şeyi “değerlendirmek“ zorunda ksldığı bir dünya kurgulayarak, hepimizi uyarıyor...
İNCİ
Büyük ve çok değerli bir incinin çevresinde gelişen olaylar zinciri, Steinbeck´in şiirsel anlatımıyla destansı boyutlara ulaşıyor. Açgözlülüğün,doymak bilmez kar hırsının insanı nerelere kadar sürükleyebileceği,belki de hiçbir romanda böylesine vurucu anlatılmamıştır.
SARDALYE SOKAĞI
Sardalye Sokağı´nın karmaşasında,hayatın bir yerinden tutunmayan çalışan uyumsuz insanlar-kumarbazlar,fahişeler,ayyaşlar,serseriler ve sanatçılar-yanyana yaşarlar. Sahibi olduğu genelevi saat gibi işleten kızıl saçlı Dora,Salaş Palası mekan ve onun iyi niyetli zavallılar çetesi,Salaş Palas´ın yerel bakkal dükkanının uyanık sahibi Lee Chong korkak ressam Henri ve bu marjinal topluluktaki bilgeliğin ve cömertliğin kaynağı olan Doc. Macera,muziplik ve gerçek hayatın zorluklarıyla harmanlanan Sardalye Sokağı, Steinbeck^´in,memleketi Kaliforniya´ya canlı bir selamı.
FARELER VE İNSANLAR
Birlikte dolaşan iki gezgin toprak işçisinin bağlılığı ve dostluğu üzerine bir roman.Bu romanda Steinbeck,insan ruhunu derinlemesine ortaya koyan keskin gözlemlerini, kendine özgü yalın ve alçakgönüllü üslubuyla aktarıyor.
TATLI PERŞEMBE
Tatlı Perşembe’de yeniden Sardalye Sokağı’na dönen John Steinbeck, Salaş Palas’tan anımsadığımız sıradan, kendi halinde insanların kahkaha ve gözyaşı dolu dünyasına çağırıyor bizi… Steinbeck, tüm yapıtlarında bulduğumuz bir tema olan insanlık ve sevgi bağlarını işlerken, farklı konumdaki bireyleri bir araya getiren duyarlıkları, aşkın kimi, nerede ve nasıl umarsız kılacağını ustaca yansıtıyor.
YUKARI MAHALLE
Steinbeck´in,edebi ve ticari başarı kazanan ilk önemli eseri olan Yukarı Mahalle,aynı zamanda yazarın en eğlenceli romanı.


Genç yaşlı, kadın erkek, binlerce emekçinin verimli topraklara yolculuğunu ve bir ulusun yaşadığı dönüşümü işleyen Gazap Üzümleri, 1930´larda ABD´de yaşanan Büyük Göç´ün destanı...
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: DÜNYA KLASİKLERİ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Ptsi Ekim 29, 2007 11:26 pm


























Ana
Yazar : Pearl S.Buck

Sayfa Sayısı : 255
Çevirmen : Mebrure Alevok
Özelliği : 13 x 19.5 - 3. Hamur
Fiyatı : 10.00YTL

1938 Nobel Edebiyat ödülünü kazanmış olan Pearl S. Buck, ömürlerinin kırk yılını Çin’de geçirmiş Amerikalı bir ana-babanın çocuğudur. İnsan ruhunun derinliklerine seslenen bu eserde, tek bir isim geçmez. Nine, Ana, Oğul, Koca. Bir köy de birkaç köylü. Bu bir Çin köyüdür. Ama onu okurken, Çin’i unutacaksınız. “Çinli Ana”yı değil, bizim Anadolumuzdan bir Ana’yı görür gibi olacaksınız. Eserin başından sonuna kadar ismini bile söylemeyen bu “Adsız Ana”ya, zaten sadece analığın canlı bir heykeli diye bakmak gerekir.
Damdaki Kemancı
Yazar : Şolem Aleyhem

Sayfa Sayısı : 156
Çevirmen : Hayrullah Örs
Özelliği : 13.5 x 19.8 - 3. Hamur
Fiyatı : 7.50YTL

Ekmek ve Şarap
Yazar : Ignezio Silone

Sayfa Sayısı : 336
Çevirmen : Ahmet Hisarlı
Özelliği : 13 x 19.5 - 3. Hamur
Fiyatı : 12.50YTL

Ekmek ve Şarap, Kuzey İtalya’nın verimsiz topraklarında, yokluk, faşizm baskısı, kilise ve boş inançlar arasında ezilen milyonlarca ırgatın destanıdır.

Gece Yarısı İtirafı
Yazar : Georges Duhamel

Sayfa Sayısı : 116
Çevirmen : Suut Kemal Yetkin - Sabahattin Eyüboğlu
Özelliği : 13.5 x 19.8 - 3. Hamur
Fiyatı : 6.00YTL

Duhamel, “Gece Yarısı İtirafı”nda Salavin’i konuşturur ve düşündürür bize. Salavin, toplum içinde öne çıkmayan silik bir roman kahramanıdır. “Gece Yarısı İtirafı”nda anlatılan, Salavin’in birkaç gün işsiz kalışıdır. Yazar, bu anlamsız görünen yaşayışın gerilerinde oynanan dramı sade bir dille ortaya çıkarır. “Gece Yarısı İtirafı” büyük bir ilgi uyandırması, Duhamel’in Salavin’i dört kitabında daha yaşatmasına sebep olmuştur: Deux Hommes, Journal de Salavin, Le Club des Lyonnais, Tel qu’en Lui-même.

Gurur Dünyası
Yazar : W.M.Thackeray

Sayfa Sayısı : 547
Çevirmen : Nihal Yeğinobalı
Özelliği : 13 x 19.5 - 3. Hamur
Fiyatı : 15.00YTL

William Makepeace Thackeray (1811-1863), hiciv dolu akıcı üslubuyla toplumu eleştiren bir İngiliz yazarıdır. Thackeray’ın başyapıtı olan Gurur Dünyası (Vanity Fair) ilk kez 1847-1848 yılları arasında aylık bölümler halinde yayınlandı. Yazar bu romanında Napolyon Savaşları sırasındaki İngiliz toplumunun zengin ve göz kamaştırıcı öyküsünü anlatır. Yazarın eserine verdiği ikinci ad “Kahramanı Olmayan Roman” olmakla birlikte romanın akışı sırasında, en çok iki kadın karakter ön plana çıkar. Bunlar: ahlak ölçüleri oldukça farklı olan Becky Sharp ile iyi kalpli Amelia Sedley’dir. Onların öyküsü “İngiliz edebiyatında bir dönüm noktası” olarak kabul edilir.

Kırmızı ve Siyah
Yazar : Stendhal

Sayfa Sayısı : 619
Çevirmen : Cevdet Perin
Özelliği : 13 x 19.5 - 2. Hamur
Fiyatı : 20.00YTL

Stendhal, Henri Bey’le (1783-1842) Fransız olduğu kadar dünya edebiyatının da en büyük, en güçlü gerçekçi yazarlarındandır. Stendhal, duygusallık akımının etkin olduğu bir dönemde yaşamış olmasıyla birlikte, açık ve yalın anlatımıyla gerçekçi romanlar vermiştir. Yazarının adıyla anılan romanlar içinde “Kırmızı ve Siyah” ayrı bir yer tutar. Bu ünlü roman için tanınmış İngiliz yazarı Somerset Maugham şöyle demektedir: “Kırmızı ve Siyah, bir aşkın, gittikçe büyüyen bir aşkın hikâyesidir… Korkuları, duraksamaları, ateşli tutkusuyla, usta elinden çıkmıştır… Onu okumak eşsiz bir yaşantıdır.” Remzi Kitabevi, bütün dünya eleştirmenlerince dünyanın en iyi on romanından biri sayılan “Kırmızı ve Siyah” gibi bir büyük romanı okurlarına sunmaktan övünç duyar.

Vadideki Zambak
Yazar : Honore De Balzac

Sayfa Sayısı : 317
Çevirmen : Cevdet Perin
Özelliği : 13 x 19.5 - 2. Hamur
Fiyatı : 12.50YTL

Honoré de Balzac (1799-1850) XIX. Yüzyıl Fransız edebiyatının olduğu kadar Dünya edebiyatının da önemli ve büyük yazarlarından biridir. Vadideki Zambak bu büyük yazarın en içten, en duygulu romanlarının başında gelmektedir. Balzac, Vadideki Zambak romanı için şöyle der: “Benim her gün olup biten gizli ya da açık olaylara, bireysel yaşamın eylemlerine, bunların nedenleriyle ilkelerine, şimdiye dek tarihçilerin yalnız ulusların genel yaşantılarındaki olaylara verdikleri önem kadar önem verdiğimi göreceklerdir. Indre Vadisi’nde Madame de Mortsauf’la aşkı arasında olagelen o gizli savaş belki herkesin bildiği o ünlü savaşlardan herhangi biri kadar büyüktür.” Remzi Kitabevi Vadideki Zambak gibi bir büyük klasik romanı okuyucularına sunmaktan kıvanç duyar.
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı TİYATRO KLASİKLERİ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Ptsi Ekim 29, 2007 11:36 pm










Atinalı Timon
Yazar : William Shakespeare

Sayfa Sayısı : 148
Çevirmen : Bülent Bozkurt
Özelliği : 13.5 x 19.8 cm., 2. hamur
Fiyatı : 11.00YTL

Atinalı Timon, Shakespeare trajedileri arasında seçkin bir yere sahiptir. İçerdiği söz ustalığı ve retoriklerle etkileyici bir oyun olan bu kitapla yaşadığımız için gülüyor, insan yaşamının anlamı ya da anlamsızlığını düşündükçe hüzünleniyoruz.

Cimri
Yazar : Molière

Sayfa Sayısı : 120
Çevirmen : Leman Yılmaz
Özelliği : 13.5 x 19.5cm, 2.hamur
Fiyatı : 7.00YTL

Molière’in ünlü yapıtlarından olan Cimri, ülkemizde 100 yılı aşkın bir süreden beri tanınmakta, okurların beğenisiyle karşılanmaktadır. Seyircinin ve okurun yer yer geleneksel tiyatromuzla da bağ kurabildiği bu klasik yapıtta, ünlü tiyatro eleştirmenimiz Dikmen Gürün’ün açıklayıcı önsözüne de yer veriyoruz. Cimri’nin bu eksiksiz çevirisini, dönemin özelliklerini yansıtan vurgulamalarla ve aslına sadık yorumlarla sunuyoruz.
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: DÜNYA KLASİKLERİ

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz