MEMDUH ŞEVKET ESENDAL

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Yukarı MEMDUH ŞEVKET ESENDAL

Mesaj tarafından Atirpan Bir Çarş. Kas. 07, 2007 10:39 pm



(29 Mart 1883, Çorlu - 16 Mayıs 1952, Ankara), Türk yazardır.

Hayatı

Ailesi çiftçilikle uğraşıyordu. Birbirini izleyen Savaşlar yüzünden, düzgün öğrenim yapamamıştı. Çocukluğunda doktor olmak isteyen Esendal, babasının ölümünden ve Balkan Savaşı'nın çıkmasından sonra İstanbul'a gelmiş, savaş bitince yeniden Çorlu'ya dönmüştür. 1906`da 20 yaşlarında iken o zamanlar gizli bir dernek olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye olmuştur. Esendal, İttihat ve Terakki tarafından İstanbul Teftiş Kurulu'na çağrılmış (1908), bu tarihten sonra parti müfettişi olarak Anadolu ve Rumeli'yi yakından görüp tanımak fırsatını bulmuştur.
1920`de TBMM hükûmetinin ilk orta elçisi olarak Azerbaycan'a gönderilmiş Kurtuluş Savaşı sonunda yurda dönmüştür. O dönem iktidarının hoş karşılamadığı Meslek Gazetesi 'ni çıkarmış (1925), İzmir Suikasti'nin iktidara muhaliflerini "tasfiye" olanağı vermesi üzerine 1926`da elçilik göreviyle yurtdışına gönderilmiştir. Esendal, elçi ve büyük elçi olarak 12 yıl kadar İran, Afganistan ve Sovyetler Birliği'nde kalmıştır. Kendi çabasıyla bu süre içinde Farsça, Fransızca ve Rusça öğrenmiştir.
1938 yılında yurda dönünce önce Bilecik, sonra Elazığ milletvekilliği yapmış, daha sonra CHP Genel Sekreteri olmuştur (1941 - 1945). Bu görevi sırasında partinin gençleşmesine, 35'ler Hareketi'nin gelişmesine destek olmuş, daha sonra kendi isteğiyle bu görevinden ayrılmıştır (1945). Son yıllarını öykülerini yazmak, yapıtlarını derleyip kitaplaştırmakla geçirmiştir. Kabataş Erkek Lisesi'nde tarih ve coğrafya öğretmenliği görevinde bulunmuştur.
Memduh Şevket Esendal 16 Mayıs 1952'de Ankara'da ölmüştür.

Üslubu


Esendal'ın edebiyatımıza getirdiği en önemli yenilik, ele aldığı konuları büyük bir sadelikle işlemesidir. Bu konular, yine sıradan insanların yaşamları etrafında gezinir. Öykücülüğe başladığı ilk yıllarda, dilde sadeleşmenin öncüsü olan Ömer Seyfettin'in izinden giden Esendal, ustalık dönemine eriştiğinde, hem Ömer Seyfettin'den, hem de kendi çağdaşlarından daha sade ve düzün bir dille yazmıştır. Uslübunda Çehov'un etkileri açıkça görülür. Hatta, bazı öyküleri, Çehov'dan yapılmış uyarlamalardır. Ancak bu etki, yazım tarzı, dildeki sadelik, kişilerin seçilişi ile sınırlı kalır. Esendal, Çehov'un karamsar bakışını tekrarlamaz. Kendi deyişiyle; insanlara yaşamak için ümit, kuvvet ve neşe veren yazılardan hoşlanır, insanları yoğunmuş mutfak paçavrasına çeviren ve yeise düşüren yazılardan hoşlanmaz.
Eserleri


  • Anlaşılmamış Bir Nokta
  • Güzel Bir Ölüm
  • Bir Haydut Kuş
  • Şu Soyadı Konusu
  • Küp Kırığı Pabuç Eskisi
  • Geçmiş Günler
  • Yol Arkadaşları
  • Doktor Savdur
  • Gezide
  • Bir Kucak Çiçek
  • Kedi
  • Aptal Memiş
  • Terbiyesi En Güç Hayvan
  • Hatice
  • İşin Dibi Bozulmuş
  • Hırsız-Polis
  • Tutkunluk
  • Adım
  • Bana Kaçık Derler
  • Santa Kastello
  • Nazırın Odacısı
  • Gece Kuşu
  • Buğday Almağa Köye Gitmiştik
  • Konuşma, Turan Hanım
  • Ayaşlı ve Kiracıları


Öyküleri




  • Bir Kucak Çiçek
  • Bizim Nesibe
  • Gödeli Mehmet
  • Güllüce Bağları Yolunda
  • Hava Parası
  • İhtiyar Çilingir
  • Kelepir
  • Mendil Altınta
  • Otlakçı
  • Sahan Külbastısı
  • Veysel Çavuş
  • Gönül Kaçanı Kovalar
  • Hatıra
  • Tahran Anıları ve Düşsel Yazılar
  • Mektup
  • Kızıma Mektuplar
  • Oğullarıma Mektuplar


Kaynakça




  • EdebiyatTürk
  • Erciyes Gazetesi
"http://tr.wikipedia.org/wiki/Memduh_%C5%9Eevket_Esendal"'dan alındı


En son tarafından Çarş. Kas. 07, 2007 10:47 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 93
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı HAKKINDA YAZILANLAR

Mesaj tarafından Atirpan Bir Çarş. Kas. 07, 2007 10:41 pm

Kitap



Prof.Dr.İsmail Çetişli - Memduh Şevket Esendal





Güncel Yazılar



M. Rıza Bekin - M.Ş.E'nin Siyasi Kişiliği
İnci Enginün - Kızıma Mektuplar
Haldun Taner - M.S.E 100 Yasinda
Vedat Günyol - Bir Sıcak, Bir İçten Anlatım
Orhan Duru - Toplumsal Eleştiri Getiren Bir Yazardı
Salim Sengil - Ustam Esendal
Oktay Akbal - Esendal 100 Yaşında
Remzi İnanç - Esendal İçin
Muzaffer Uyguner - Hikayeleri Tekrar Yayınlarken
Mustafa Şerif Onaran - Hikayeleri Tekrar Yayınlarken





Ölümü Üzerine Yazılanlar (1952)



Cahit Külebi
Cemil Barlas
Cevat Dursunoğlu
Haldun Taner
İsmail Sevük
İsmet Barlok
Kasım Gülek
Yenilik Dergisi
Naim Tirali
Nuri Hacihabiboglu
Rebi Barkın
Rüştü Kutman
Sait Faik Abasıyanık
Sunullah Arısoy
Sunullah Arisoy - M.Ş.E. ile röportaj
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 93
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı MEMDUH ŞEVKET ESENDAL ÖYKÜLERİ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Çarş. Kas. 07, 2007 10:43 pm



Hayat Ne Tatlı





Temmuz, öğle vakti. Komşuda bir kadın sesi... Neye bağırdığı anlaşılmıyor. Belki çocuğuna haykırıyor. Müezzin'in duvarlarından tahtaboşa bir kedi atladı. Birkaç ev ötede bir tavuk gıdaklıyor, bir horoz ona yardım ediyor...

(...)

Hafız Nuri Efendi, kapının arkasından şemsiyesini aldı, yavaşça sokağa çıktı. Neden? Bir işi mi var? Birini mi görecekti? Hiçbir işi yok. Hiç çıkmasa da olabilirdi. Ancak, çıkmış bulundu. Ayakları onu dört yol ağzına doğru götürdü. İki evin arasındaki dar aralıktan, vagonların geçtiği görülüyor! Geçti, geçti, sonra birdenbire bitti. Oooooh!.. Nuri Efendi, rahatsız olmuştu. Edirne'den İstanbul'a kadar gelmişsin, Sirkeci kaç adımlık yer! Şöyle yavaş yavaş, kamil kamil gitse olmaz mı?... Deli gibi, sanki kelle götürüyor.

Hafız Nuri Efendi, köşeye dayanmış duruyordu. Birdenbire yanında birini gördü. Kavaf'ın Şükrü... Arka sokaktan mı çıktı?... Nuri Efendiye:

-Birini mi bekliyorsun? Diye sordu.

-Yoooook!...

-E, duracak mısın? Diye sordu.

-Bilmem, duruyorum işte...

-Yoksa, bir dalgan mı var?

-Yoooook... Ne dalgam olacak!

-Olur a! İnsan bu...

Nuri sesini çıkarmadı. Biraz durduktan sonra gene Şükrü:

-E, duracak mısın? Diye sordu.

-Duruyorum, bilmem, dedi...

-Gelirsen, gel. Seni Kumkapı'ya götüreyim.

Nuri boynunu büktü.

-Gidelim, dersen, gidelim, dedi.

-Yürü, gezmiş olursun.

Yürüdüler. Karşı kaldırıma geçtiler, sağa, sokağa saptılar, demir yoluna çıktılar. Şükrü:

-Sen gidedur, ben sana yetişirim, dedi, oradaki odun deposuna girdi.

Hafız Nuri Efendi yürüdü. Şemsiyesine dayanarak, iki yanda bostanlara, marullara, salatalara bakarak yürüyor. Geçitten geçerek mahalle içinden istasyonun arkasını dolaştı, yeniden demir yoluna çıkacağı yerde mahallelerinin kömürcüsü Halil ile karşılaştılar.

-Hayrola Nuri Efendi, nereye?

-Valla bilmem, işte öyle gidiyorum...

Arkasına dönüp bakarak:

-Şükrü gelecekti, gelmedi.

Halil sordu:

-Hangi Şükrü? Dedi.

-Kavaf'ın Şükrü!

-Bir yere mi gideceksiniz?

-Yooo, öyle, gidelim, dedi idi de... Gelmedi.

Halil:

-Bırak canım, dedi, Şükrü'nün ipiyle kuyuya inilir mi! Kim bilir nereye takılmış kalmıştır. Ben mahalleye gidiyorum, hadi, dön gidelim.

Nuri Efendi boynunu büktü:

-Olur, dönelim, dedi.

-Hadi, hadi. Yürü...

Döndüler. Halil, kömür almaya gelip de pazarlığı yapamadığını anlatmaya başlamış ve daha on beş adım atmamışlardı ki, arkadan Halil'i çağırdılar. Bu çağrılıştan, bozulan pazarlığın düzeleceğini anlayan Halil döndü, Nuri Efendiye:

-Sen, dedi, gidedur. Ben yetişirim.

Nuri Efendi yürüdü. Geldiği yolu tutturup gene tek başına mahallelerinin kahvesinin kapısı önüne kadar geldi.

İki kişi, ortada, alçak hasır iskemlelere karşılıklı oturmuş, tavla oynuyorlardı. O da gitti, üçüncü boş iskemleye oturdu.

Oyunculardan biri oyunu kaybetti. Yenilmesini Hafız'ın uğursuzluğuna verdi.

-Hafız, dedi. Şimdi oyun bitince, bir parti de seninle oynayacağım.

Hafız şemsiye sapını ağzından çıkararak:

-Ben tavla bilmem ki, dedi.

-Tavla bilmez misin?

-Bilmem ya!...

-E, bilmezsin de deminden beri ne bakıp duruyorsun?

Hafız Nuri Efendi, buna kızar gibi oldu. "Benim sana ne ziyanım var" diyecekti, demedi. Kalktı, kahve kapısına gitti, durdu. "Eve dönsem" diye düşündü. Artık ikindi vakti. Akşam oluyor. Köşeden geçerken bakkaldan ekmeğini aldı, eve gitti. Annesi kapının ipini çekti. Mangalda pişen yemeğin kokusu bütün evi bürümüştü. Odasına çıktı, gecelik entarisini, Şam hırkasını giydi, pencerenin önünde oturdu. Akşam satıcıları geçiyor. Mahalleye akşam rengi çöküyordu. Sokağın köşesinden bir çocuk:

-Hayriii, gel; annem seni çağırıyor! Diye kardeşine sesleniyor. Bir kız çocuk, elinde bir deste maydanoz, takunyalarını tıkırdatarak geçiyor. Komşu Gaffar'ın oğlu, iki boş küfeyi bostan kapısından sokmaya uğraşıyor. İki hanım, belli ki uzakça bir yere gitmiş ve geç kalmışlardı, hızlı hızlı eve dönüyorlar. Mutfakta annesinin takunyalarla dolaştığı duyuluyor... "Hayat, ne tatlı şey" diye düşündü. İnsanın ömrü olmalı da yaşamalı.


En son tarafından Çarş. Kas. 07, 2007 11:13 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 93
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı ÖRNEK ÖYKÜ İNCELEME

Mesaj tarafından Atirpan Bir Çarş. Kas. 07, 2007 10:46 pm

Bir Kucak Çiçek
Memduh Şevket Esendal
Konu

Bir savaş sonrası kör olan teğmenin nişanlısıyla beraber yaşadıkları olaylar…

Özet

Nüfus Müdürü emeklisi olan rahmetli Necip Efendinin kızı Bedriye ile Şimşeklerin Ahmet Efendinin oğlu, Teğmen Selim’i nişanlanmasıyla olaylar başlar.
Kız on sekiz, oğlan ise yirmi bir yaşındaydı. Komşu çocukları oldukları için önceden tanışıyorlardı. Bedriyelere gelip giden Zilha Kadının yardımıyla, komşu kapısı önünde Selimle Bedriye beş dakikacık konuşup, el sıkıştılar. Onlar için bu konuşma, bir konuşmadan daha çok bir anlaşma niteliğindeydi. Elleri birbirinden kolay kolay ayrılamamıştı.

Bir zaman sonra Selim İstanbul’daki alayına gider ve bir süre sonra savaş patlak verir. Selim, üç ay içinde siper vuruşmalarına alıştı. Tabi bunu yaparken vatan sevgisinin yanı sıra Bedriye’ye ulaşma özlemi vardı. Daha sonra vuruşmada Selim’in akciğerinde iki kurşun kalmış,bir gülle parçası ile de kafa kemiği kırılmıştı;ama ölmedi,ancak iki gözü de görmez oldu.

Hastahanede doktorların artık hiç göremeyeceğini söylememesine rağmen o artık her şeyin farkındaydı. Almanya’ya yolladılar, ama onlar da Türk doktorlarının teşhisini doğru bulmuşlardı.

Daha sonra annesini görmek için memleketine giderken annesinin öldüğünü, evlerinin kapalı olduğunu trende öğrendi. Bir yandan acı acı ağlar, bir yandan da onun kendisini bu durumda görmediğine sevinir.

Trenden indikten sonra dayısının evine gider. Ama onlar da kör, kendi işini bile halledemeyen birisine yardım etmek istemezler. O da bunun farkına varınca Fatma’ya evini temizletir ve yerleşir.

Zilha Kadın, Bedriye’yle beraber Selimi görmeye gelirler. Ama bundan Selim’in haberi yoktur. Bu görme işlemi bir müddet devam eder. Bu süre içinde Selim Bedriye’den bahsetmez. Bir müddet sonra mahallede Selim dul bir kadın bulursa onunla evlenecek, kendisine baktıracakmış diye dedikodu çıkar.

Bunun üzerine Bedriye üzülür ve Zilha Kadına bu durumu öğrenmesini ister. Selime niye Bedriyeyi sormuyorsun deyince; Selim:”Nasıl sorayım Zilha bacı, bak ben ne oldum.”diyerek ağlar. Yan tarfta konuşmayı dinleyen Bedriye de ağlar. Bedriye ona varmak istediğini ve evleneceği tek kişinin o olabileceğini, onu her haliyle sevdiğini ve kabul edeceğini söyletir. Bunun üzerine Selim de kabul edince evlenirler.

Ortaokul öğretmen ve öğrencileri onlara hediye olarak kucaklar dolusu çiçekler getirirler. Çocuklar Selimin dizlerine sarılarak:”Seni unutmayacağız, siz bizim için gözlerinizi verdiniz.” der ve ağlarlar. Selim de ağlayarak:”İki gözüm değil, bin gözüm olsaydı da sizin o parlak gözleriniz uğruna verseydim.”der
ANA FİKİR
Günlük hayatımızda acısıyla tatlısıyla birçok olaylarla karşılaşabiliriz. Özellikle kötü olaylar karşısında insanlar güzel olaylara nispeten biraz daha fazla üzülmektedir. Okuduğumuz bu parçada hayatında büyük ve çok zor acılar çekmiş bir insan potresi çizerek karşımıza çıkan Selim gibi bu kötü olaylar bizi hiç bir zaman yıldırmamalı; hatta ve hatta bu olaylar bizler daha fazla hırs ve azim vermelidir.


Bunlara ek olarak bu duygu ve düşüncelerle yeşeren beraberliklerde hiçbir zaman solmaz ve kırmızı şarap misali giderek tatlılaşarak ve aynı şekilde güzelleşerek devam eder. Unutmayalım ki sabır ile perçinleşen duygular her zaman güzel ve sağlıklı meyveler verir.

Şahıslar ve Olaylar


Teğmen Selim: Vatanına son derece bağlı, seve seve canını feda etmeye hazır, yürekli ve fedakâr bir kişi. Bedriye’yi çok seven ama kendi kör olduğu için onun hayatını karatmak istemeyecek kadar dürüst ve anlayışlı bir yapıya sahip.

Bedriye: Selimi deliler gibi seven, güzel ve alımlı. Sevdiğini ne olursa olsun bağlı kalabilecek bir yapıya sahip.

Fatma: Hizmetçi

Zilha Kadın: Bedriye ile Selimi birleştirmek için elinden ne geldiyse yapan, ikisini de çok seven bir büyükleri.

Yazar Hakkında Bilgi


29 Mart 1883’te doğdu. Ancak kısa bir süre okula gitti, kendi kendini yetiştirdi. Girdiği (1906) İttihat ve Terakki Cemiyeti’nde 1908’den sonra müfettiş olarak çalıştı. Büyük Millet Meclisi kurulunca Anadolu’ya geçti.

ortaelçilikle Azerbaycan (Bakü)’da 4-5 yıl kaldıktan (1920-1924) sonra İstanbul’da bir süre Kabataş ve Galatasaray liselerinde tarih-coğrafya öğretmenliği yaptı. Tahran elçisi (1925-1930), Elazığ milletvekili (1930-1932), Kabil (1932) elçisi oldu. Bilecik milletvekili ve CHP Genel Sekreteri seçildi (1941), 1945’te genel sekreterlikten ayrıldı. 1946’da tekrar Bilecik milletvekili oldu 1908’de Tanin gazetesinde, 1911’de Çığır ve 1925’te Meslek dergisinde hikayeleri çıktı ise de sanat hayatına, Ayaşlı ve Kiracıları bir yana, 1946’ya kadar uzun bir ara verdi. Bu tarihten sonra yayımladığı hikayelerle sevilen, aranan bir hikayeci oldu. Hikayelerinde M.S., M.Ş.E., Mustafa Yalınkat, M. Oğulcuk… gibi çeşitli imzalar kullandı. Hayattan aldığı konuları konuşur gibi, temiz bir dille, sadelik, içtenlik ve rahatlıkla edebiyatsız, oyunsuz yazdı

Hikayeleri: Birinci Kitap(1946), İkinci Kitap (1946), Bu ilk baskıya girmiş, girmemiş hikayeleri sonradan yeni başlıklarla tekrar yayınlandı: 1. cilt Temiz Sevgiler (1965), 2. cilt Ev Ona Yakıştı (1972). Muzaffer Uyguner’ce derlenen Bütün Eserleri 14 kitapta toplandı (1983-1992).

Romanları: Ayaşlı ve Kiracıları (1983), Vassaf Bey (1983), Miras (1988).
Hikaye kitapları: Otlakçı (1983), Mendil Altında (1983), Sahan Külbastısı (1983), Veysel Çavuş (1984), Bir Kucak Çiçek (1984), İhtiyar Çilingir (1984), Hava Parası (1984), Bizim Nesibe (1985), Kelepir (1986), Gödeli Mehmet (1986), Güllüce Bağları Yolunda (1992). Daha sonra Gönül Kaçanı Kovalar (1993) ve Tahran Günlüğü (1998) yayımlandı.

http://www.bilgicik.com/yazi/bir-kucak-cicek-roman-ozeti-memduh-sevket-esendal/


En son tarafından Çarş. Kas. 07, 2007 11:11 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 93
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı GÖDELİ MEHMET ADLI ROMANIN İNCELENMESİ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Çarş. Kas. 07, 2007 11:00 pm


1.KİTABIN ADI :GÖDELİ MEHMET

2.KİTABIN YAZARI :MEMDUH ŞEVKET ESENDAL

3.YAYIN EVİ VE ADRESİ :BİLGİ Y.MEŞRUTİYET C.46/A 4.YENİŞEHİR/ANKARA

5.BASIM YILI :HAZİRAN 1988

6.KİTABIN KONUSU:

Mavnacılıkla uğraşan bir gencin yaşam kavgası, bu sırada başına gelen olaylar ve toplumun değişimi.

7.KİTABIN ÖZETİ:

Serin bir sonbahar akşamıdır.Eski köprüden geçerken parmaklığın kenarında yığılmış bir kalabalık görür.Kalabalık mavnaları seyreder.
Mavnacılar ise ellerindeki kancalarıyla öteye beriye dayanarak ve birbirine
bağırarak çıkmaya çalışırlar;fakat bir yandan iskeleye yanaşmaya çalışan
şirket vapurları,bir yandan da akıntı onlara engel olur.
Onların bu hali her gün görülür.Bu adamcağızlar denizlerle,rüzgarlar-la ,insanlarla boğuşur.
Orada gözüne bu adamcağızları izleyen ve izlerken ağlayan
ihtiyar takılır. İhtiyar,üzerine direk düşecek bir genci uyarır.
İhtiyara neden ağladığını sorar.İhtiyar gözlerini silerek cevap verir.
_Bir oğlum vardı,burada öldü.
_Oğlun boğuldu mu?
_Hayır,der. Kurtuldu ancak elinden bir kaza çıktı.Burda mavnacılık
yapardı.Kendi halinde,sessiz,akıllı bir çocuktu.Eşini çok sever ve çocuk-
larına iyi bakardı. Bir gün Yunanlı bir kaptanla tartıştı. Adam uzun bir sü-
re çocukla uğraştı. Sonunda mavnamızı batırdı ,der.
Bunun üzerine çocuk atladığı gibi Yunanlıyı öldürdü.15 sene hüküm giydi. Mahpusa girdikten sonra çok uğraştık;ancak kurtaramadık.Sonra da öldü. Bu acıya dayanamayan ,içlenen karısı da öldü. Şimdi yetimlerine ben bakarım, der.
Hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını, insanların sadece kendi çıkarlarını düşündüğünü söyler.
Kendine Gödeli Hüseyin,oğluna Gödelinin Mehmet derler. Şu an hiç bir mavnacı Godelinin Mehmet’in hikayesini bilmez ama o mavnacılara baktıkça onu hatırlar. Mehmet’i unutmaz, yetim çocukları,dul kadınları görür dertlenir.

8.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Hikayede insanların başına gelebilecek trajedik olaylardan çok top-

sal degişim vurgulanmış. Anlatım da yalın ve basit bir dil kullanılmıs. Bu daHikayenin basit ancak anlamlı olmasını sağlamış.

8.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

M.Şevket ESENDAL 29 Mart 1883’te Çorlu’da doğdu. Ailesi çiftçilikle uğraşan yazar, savaşlar yüzünden öğrenimini tamamlayamadı,ancak

bir çok yer dolaştı. Kurtuluş mücadeleleri boyunca Atatürk’ün yanında

yer aldı. Elçilik ve milletvekilliği yaptı.

16 Mayıs 1952 tarihinde Ankara’da vefat etti.

Yayınlanan bazı kitapları:

_Ayaşlı ile Kiracıları(roman)

_Vassaf Bey(roman)

_Bir Kucak Çiçek(hikayeler)

_İhtiyar Çilingir(hikayeler)

_Gödeli Mehmet(hikayeler)


En son tarafından Çarş. Kas. 07, 2007 11:14 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 93
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı AYAŞLI İLE KİRACILARI ADLI ROMAN İNCELENMESİ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Çarş. Kas. 07, 2007 11:04 pm


KİTAP ADI :Ayaşlı ve Kiracıları
KİTABIN YAZARI :Memduh Şevket Esendal

1.KİTABIN KONUSU:Roman,1930 yıllarının Ankarası’ndan toplumsal bir kesit sunmaktadır. İnsanların özelliklerini yaşamlarını anlatan, düzene değilsede, bürokrasiye yönelik eleştirilerini anlatıyor.

2.KİTABIN ÖZETİ:Yazarın dosyaları arasında bulunan ve hiçbir yerde yayımlanmadığı anlaşılan yaşam öyküsüdür.Yeni yapılan bir apartmanın dokuz odalı bir bölüğü, Ayaşlı İbrahim Efendi adında bir şahıs tarafından tutulmuştur. İsteyenlere oda kiralamaktadır. Yazarımızdan bu odalardan birini kiralamıştır. Kiracılardan ön plana çıkanlar arasında yazarımız, Ayaşlı, Halide, Şoför Fuat ve karısı Faika, Şefik Bey, Hasan Bey, Abdülkerim ve İffet Hanım,İskender Bey,Turan Hanım ve kocası Haki Bey’dir. Ayrıca yazarımızın arkadaşı Doktor Fahri Bey de romanımızın kahramanıdır. Yazarımızın Turan Hanım’la münasebeti geçmiştir.Hasan Bey yazarımızın hemşehrisidir. Ve apartmanda en içli dışlı olduğu kişidir.Turan Hanım odasında kumar oynattırmaktadır.Ve gelenin haddi hesabı yoktur.Bir çok kişi arasında da parasal yönden sorunlar çıkmıştır.Kumarda en çok karlı çıkanlar Turan Hanım ve İskender Bey’dir. Bu işi bilenler onlardır. Diğerleri ise sadece onlara kaptırmaktadırlar. Yazarımız bir bankada memurdur.İşini iyi yaptığından,hem arkadaşları tarafından sevilir,hem de müdürüyle arası iyidir. Yazarımız evde geçen olayları, işten gelince ondan öğrenmektedir.Hizmetçi,çok pis bir adam olduğu için Şefik Bey’den çok şikayetçidir. İskender Bey fabrikatördür ve zengindir. Haki Bey,karısı Turan Hanım’ın yazarımızla münasebetini görmezlikten gelmektedir.Yazar,Turan Hanım’dan etkilenmiştir ve ‘hayır’ diyememektedir. Ama bu,sevgi ve aşk yönünden değildir.Abdülkerim ve karısı İffet Hanım’ın başı çocukları ile derttedir. Çok huysuz ve sürekli ağlayan, diğer ev fertlerini de rahatsız eden çocukları vardır.Doktor Fahri yazarımızı sürekli evlendirmek ve Turan Hanım’ı bırakmasını istemektedir.Turan Hanım kumar işlerini büyütünce evden ayrılıp,küçük bir ev alarak, kendi kumarhanesini kurmuştur. Bunlar Ayaşlı’nın hiç hoşuna gitmemiştir. İşleri devam ettirmesi için kumar işini İffet Hanım üstlensede rahatsızlığı ve çocuğu yüzünden bu işte pek başarılı olamamıştır. Hasan Bey ve Ayaşlı’nın tek işleri akşamları çilingir sofrasını kurarak siyasi olayları tartışmasıdır. Halide bir adamdan hamile kalınca evden ayrılmış, yerine Raife Hanım hizmetçi olarak gelmiştir. Yazarımızın başına bela olmuştur. Sürekli kızlarını göndererek onlara iş bulmalarını istemektedir. Ondan sonra hizmetçi olarak Zıynet gelmiştir. Yazarımızın yani muhbiridir.
Birgün Hasan Bey hastalanarak hastahaneye kaldırılmıştır. Bu durum Ayvalık’da yaşayan kızı Selime’ye haber verilmiştir. Selime yazarın aklını başından almış ve kendine aşıkl ettirmiştir. Bu ara yine Fahri yazarı evlendirme planları ile uğraşırken yazar bir yolunu bulup müdürünün kızı Melek hanımla nişanlandırılmıştır. Zaten Fahri’nin amacıda budur. Bir akşamla yazarımızla müdürünün evine gittiğinde Melek Hanım’dan gözlerini alamamıştır ve sonunda muradına ermiştir.
Bu olaylar olurken Hasan Bey’in durumu gittikçe kötüleşmektedir ve en sonunda ölmüştür. Yazar Selime’ye ne kadar kal desede Selime bunu reddederek Ayvalık’a geri dönmüştür. Yazar Ayvalık’daki arkadaşları ile sürekli mektuplaşarak Selime’nin durumunu öğrenmektedir. Birgün Selime tarafından geleceğini haber veren bir telgraf gelir. Yazar buna çok sevinir. Bu ara Şefik Bey ölür. Kafası kesilmiş bir şekilde ölü bulunur. Zaten arkadaşları o kadar düzgün insanlar değildir. İskender ortaklarının pis işlerinden dolayı hapse atılır. Doktor Fahri yazarımızı evden ayrılıp yanına gelmesi konusunda sürekli sıkıştırmaktadır ve ev halkı yavaş yavaş dağılmaktadır. Selim Ayvalıktan döner ve yazarımızın ikisi için bir ev tutar. Fahri ile Melek, yazar ile Selime müdürün evinde nikahlanarak aynı gün dünya evine girerler. Ayaşlı ile kiracıları da ölüme ve ayrılıklara dayanamayarak dağılmıştır. Ayaşlı kocası tarafından terk edilen Faika’yı da yanına alarak başka bir yere taşınır. Ayaşlı her zaman yazarı ziyarete gelir, bir zaman sonra ziyaretler kesilir.
Bir gün Selime, babası Hasan Bey’i ziyarete gittiğinde yanında başka bir mezarında olduğunu farketmiştir. Bu mezar ise Ayaşlı’nındır. Ayaşlı da bu hayatta yorgun düşerek hakkı rahmetine kavuşmuştur.

3. KİTABIN ANA FİKRİ: Karşındaki insandan hiçbir zaman yardımını esirgemeyeceksin ve ne olduğu belirsiz kadınlarla yaşamaktansa tek aşkla bir ömür boyu yaşamak güzeldir.

4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ
ŞAHISLAR
Şefik Bey pis bir adamdır. Temizlikten hiç nasibini almamıştır. Önceleri konsolosluk dahasonra ise tercümanlık yapar.
Hasan Bey, köy beyi’nin çocuğudur ama şehirde kahve dedikoducusu, kabadayı iş adamı olmuştur. Mavi gözlü, kumral, uzun boylu ve kalın seslidir. Yazarın hemşehrisidir.
Ayaşlı İbrahim Efendi, köy beyi’nin çocuğudur. Ama şehirde hilekar, alışverişçi olmuştur. İnsanlardan yardımını esirgemez. 50-60 yaşlarında uzun boylu, uzun bıyıklı, esmer bir kişidir.
Halide, evin hizmetçisidir. Bir adamdan hamile kalmıştır. Soluk benizli, hasta gibidir.
Fuat, şöför olup 17-18 yaşındadır. Açık göz ve karısı gibi ufak tefektir.
Faika, sokulgan ve oynaktır. Erkeklere çokça yüz verir.
Turan Hanım, 25 yaşlarında orta boylu güzel bir genç hanımdır. Yazarla münasebeti olur. Havalı kumara düşkün biridir.
Haki Bey,35-40 yaşlarında bir adam olup şişman bir başkatiptir. Karısına pek bakmaz.
Abdulkerim Bey, kısa boylu, esmer. İffet hanım ise soluk bernizli, çirkin olmayan bir kadındır. Çocukları başlarına beladır.
Selime, sarışın, mavi gözlü, orta boylu ince bir kızdır.
İskender, fabrikatör ve güngörmüş bir insandır.
OLAYLAR
Hasan Bey’in hastalanarak yatağa düşmesi ve hastahaneye kaldırılması sonunda vefat etmesi kötü bir olayken bu vefatın bir evliliğe yol açması tam tersine iyi olmuştur. Hastahane koridorlarında evliliğe ilk adımlar atılmıştır.
İskender Beyh’in ortakları yüzünden hapishaneye girmesi bizce iyi bir derstir. Her zaman yaslanacağımız insanı iyi tanımalıyız.
Şefik Bey’in gezdiği insanlar tarafıından öldürülmesi, arkadaş seçimine çok dikkat etmemiz gerektiğini gösterir.

5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Kitap çok akıcıdır. Herkese öneririm. Diğer yazarların görüşleiş ise Memduh Şevket Esesendal’ın 1934 yılında öylesine temiz bir Türkçe ile roman yazması bir başarı sayılmalı. Sözü hiç uzatmıyor. Kısa cümleleri sık sık kullanıyor ve bunda da çok başarılı. Anlattığı kişilere her yönüyle bakmaya çalışıyor.
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 93
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: MEMDUH ŞEVKET ESENDAL

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz