ÇARESİZ DEĞİLSİNİZ ÇARE SİZSİNİZ

Aşağa gitmek

Yukarı ÇARESİZ DEĞİLSİNİZ ÇARE SİZSİNİZ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Salı Kas. 13, 2007 11:07 pm


  • Çaresizlikten yakınmayın.. Çare sizsiniz…

    7 yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kaldı.
    8 yaşında okuldan alındı ve köyde yaşadı...
    10 yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde, yeni okulundaki hocasından dayak yedi. Ailesi onu okuldan aldı.
    17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı.
    24 yaşında tutuklandı, günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı.
    25 yaşında sürgüne gönderildi...
    27 yaşında kendisinden bir yaş büyük meslektaşı kendisinin de üyesi bulduğu derneğin çalışmalarıyla kahraman ilan edilirken, kendisi hiç önemsenmiyordu.
    30 yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken, doğduğu şehir düşmanların eline geçti.
    30 yaşında amiri, onu kendisinden uzaklaştırmak için başka göreve atanmasını sağladı.
    Yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı. Aylarca boş kaldı.
    37 yaşında böbrek hastalığından Viyana'da 2 ay hasta ve yalnız halde yattı.
    37 yaşında komutan olarak yeni atandığı ordu, dağıtıldı.
    38 yaşında Savunma Bakanı tarafından görevinden atıldı.
    38 yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi bile yoktu ve başkasından bir redingot ödünç aldı. Ayrıca cebinde sadece 80 lirası vardı.
    38 yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkarıldı.
    39 yaşında idam cezasına çarptırıldı.
    Sonra ne mi oldu?

    42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu! Bu öykü efsanevi lider Mustafa Kemal Atatürk'e aittir.

    Mümin Sekman, bu öyküyü, insanoğlunun azmine örnek olarak yazmış.

    Diyor ki:
    - Başarınızın önündeki engel ne? Paranız mı yok?
    Atatürk'ün de yoktu!
    Sağlığınız mı bozuk?
    Atatürk'ün de bozuktu!
    Çevrenizde sizi çekemeyenler mi var?

    Atatürk'ün de vardı!
    Bazı yakın arkadaşlarınız sizi arkadan mı vurdu?
    Atatürk'ün de başına geldi!
    Aileniz çok zengin değil miydi?
    Atatürk'ünki de değildi!
    Amirleriniz hakkınızı mı yiyor?
    Atatürk'ünkini de yemişlerdi! vs..vs...vs..
    http://www.kigem.com/youtubecaresizsen.htm


En son tarafından Çarş. Kas. 14, 2007 12:23 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı ANEKTOD

Mesaj tarafından Atirpan Bir Salı Kas. 13, 2007 11:09 pm

Yıl 1938. 10 Kasım günü. Atatürk aramızdan ayrılmış. Türkiye şokta.

Saat tam 10.00'da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü'nün başında olan Alman Profesör Arndt derse giriyor. Çok iyi ama son derece katı kuralları olan Arndt'tan çekinen öğrenciler sınıfa girmişler ama
hepsi gözyaşı döküyor.

Alman Profesör hiç sesini çıkarmadan sınıftan çıkıyor, odasına geçiyor ve Fen Fakültesi dekanını telefonla arıyor. "Atatürk'ü kaybettiğinizi üzüntü içinde öğrendim. Şu anda derse giriyorum ama öğrenciler çok
üzgün, ne yapmam gerektiğini bana söyler misiniz?"

Aynı üzüntü içinde olan dekan Alman profesöre ne cevap vereceğini bilemiyor.
Şöyle diyor "Sizin ülkenizde böyle bir insanı kaybettiğinizde ne yaparsanız onu yapın."

Arndt'ın cevabı ise tarihe geçiyor: "Benim ülkemde böyle bir insanı kaybetmedik ki."
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı BEN MUSTAFA KEMAL

Mesaj tarafından Atirpan Bir Salı Kas. 13, 2007 11:16 pm


Ben Mustafa!
Hocamın Kemal demesinden sonra Mustafa Kemal! Tobruk’ta Binbaşı, Çanakkale’de Yarbay Mustafa Kemal…


Ben Mustafa Kemal!
Bizzat, sizin bana verdiğiniz isimle Mustafa Kemal ATATÜRK…
Her 10 Kasım geldiğinde bakıyorum da sizlere, içim burkuluyor. Halinize üzülüyorum. Kahroluyorum. Ben ki, varlık ya da yokluk mücadelesi veren bir nesildenim. Kan tükürdüm, kızılcık şerbeti dedim. Aç kaldım, susuz kaldım. Belli etmedim, boynumu bükmedim. Yokların yoklara karıştığı bir çağda, yokların içinden size hür ve müstakil bir devlet bıraktım. Sadece 10 Kasımlarda hatırlanmak ruhumu rencide ediyor. Üzülüyorum. Yanlış anlamayın. Sizin adınıza üzülüyorum!


Ben Atatürk!
“Ne mutlu Türküm diyene!”
Demiştim. Demekle kalmamış; gerçekten Türklüğüm ile iftihar etmiştim hayatım boyunca. Ne oldu size? Bu ülkede, birileri her geçen gün daha da küstah bir cesaretle etnik ayrımcılık yaparak, ülkeyi bölmeye, parçalamaya uğraşırken… Birileri, Anadolu’da bin yıl boyunca ceddimizin bin bir emekle oluşturduğu Türk kültürüne mozaik yaftası asmaya çalışırken, neden millî mes’elelerde aynı millî refleksi gösterecek kadar Türklüğünüzü ön plana çıkartamıyorsunuz?!


Ben Atatürk!
“Efendiler! Biz, milletperveriz ve doğrudan doğruya Türk milliyetçisiyiz” Demiştim. Demekle kalmamış; hayatımın her safhasında bunu ispatlamıştım. Milliyetçiliği, kurduğum Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en temel esası haline getirmiştim. Siz neden böyle değilsiniz? Sözde, yetişen nesilleri bizzat adı millî olan bir eğitim vetiresinden geçirmenize rağmen, neden milliyetçilik duygusunu halâ anlık bir tepki olarak ele alıyor da hayatınızın tamamını ona göre şekillendirmiyorsunuz?!


Ben Atatürk!
“Efendiler! Bir tek şeye ihtiyacımız vardır. O da çok çalışmak” Demiştim. Nedir bu atalet. Niye bu kadar tembelsiniz? Dünyanın hangi köşesinde, bilmem hangi millet sizin kadar dinleniyor, tatil yapıyor. Başkaları, uzayda yerleşme plânları yaparken, siz neden halâ kış geldiği zaman, dokuz ay yolu kapalı köyler gerçeği ile yaşıyorsunuz?! Söyler misiniz bana, neyin sefasını sürüyorsunuz?!


Ben Atatürk!
“Yurtta sulh, cihanda sulh”
Demiştim. Barışa verdiğim ehemmiyeti her fırsatta bütün dünyaya göstermiştim. Bunu, gerçekten barışa verdiğim önemi ifade etmek için söylemiştim. Yoksa, korkaklık ifadesi olarak, arkasına sığındığım bir söz olsun diye değil?! Bu söze rağmen, 1933 yılında bütün dünyaya şöyle seslenmekten çekinmemiştim: “Allah ömür verir de yaşarsam; Selanik dahil Batı Trakya, Ege Adaları, Kıbrıs, Musul ve Kerkük anavatana dahil edilecektir.” (1933 yılında, Türkiye’yi ziyaret eden ABD’li general Mc. Arthur’la yaptığı basın toplantısından) Hani, nerede dış politikanız?! Sınırlarınızı zorlayan bir idealinizi gösterin bana?! Tutturmuşsunuz: “Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok!” İyi de, kör müsünüz?! Bütün dünyanın sizin toprağınızda gözü var! Bırakın dünya barışına hizmet etmeyi; siz hala neden iç barışınızı temin edemediniz?!. Neden ilk fırsatta birbirinizin gırtlağını sıkıyorsunuz? Neler oluyor sizlere?! Dünya her geçen gün birleşirken, küçülürken, birleşen dünyanın sizi neden bölmeye çalıştığını hiç mi düşünmüyorsunuz?! Bu millet benim bıraktığım millet olabilir mi? Hani izimdeydiniz?! Beni böyle mi takip ediyorsunuz? Yoksa, söylemeye dilim varmıyor; birilerinin sulandırmaya çalıştığı gibi gerçekten “izinde” misiniz?!..


Ben Atatürk!
“Ben size, hiçbir dogma, hiçbir nas bırakmıyorum. Size bıraktığım tek yol gösterici ilimdir, fendir. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir”
Demiştim. Bana söyler misiniz; ilimde neredesiniz? Bırakın kendinizi kendinizle mukayese etmeyi!.. Yüz yıl önce yaptığınız gibi yapın. Kendinizi gelişmiş Batı dünyası ile mukayese edin. Aradaki farkı kapatabildiniz mi? İlim adına insanlığa herhangi bir armağanınız oldu mu? Bir buluşun altına imza attınız mı? Neden hala tabular oluşturarak onlarla yaşamaya çalışıyorsunuz? Neden beni bile tabu yapmaya çalışıyorsunuz?!


Ben Atatürk!
Muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkmayı size hedef olarak bırakmıştım. Neden çıtayı alçalttınız? Size bu hedefi bırakırken bir de korkum vardı ve bu yüzden şöyle demiştim:
“Taklit eden milletler, taklit ettiklerini geçemezler. Kendileri gibi de kalamazlar.”
Neden bu uyarımı dikkate almadınız? Batılılaşmaya neden Batının günlük hayatını taklit olarak bakıp neslinizin kendi millî benliğinden uzaklaşmasına vesile oldunuz?!


Ben Atatürk!
“Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır”
diyerek ve bununla da yetinmeyerek;
“Yetişecek nesillerin alacağı eğitimin hududu ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel millî varlığa düşman unsurlar ve bunlarla mücadele esasları öğretilmelidir.”
Diye, feryat etmiştim. Neden Cumhuriyeti emanet ettiğim gençler tarihini bilmiyor; başka milletlere özeniyor? Neden, bu millet dostunu düşmanını yeterince bilmediği için düşmanlarını dost zannederek devamlı zarar görüyor? Neden, halâ düşmanlarınızı dışınızda arayarak içinizdeki düşmanları görmezlikten geliyorsunuz?! Bu vatan için bütün tarihimiz boyunca milyonlar şehit oldu. Bunu unutanların, bunu unutturmaya çalışanların bir ekalliyet unsurunun suikast sonucunu öldürülmesi üzerine sokaklara hücum edip: “hepimiz Hristiyanız, hepimiz Ermeniyiz” diye bağırmasına nasıl tahammül edebiliyorsunuz?! Görüyorum! Bu ülkede her gün vatan evlatları ölüyor… Hani neredeler?! Nerede o, sözde aydın geçinenleriniz. Niye ellerinde yazılarla, resimlerle sokaklara dökülmüyorlar?! Hani, nerede gönül gözünüz?! Neden hayata gönül gözüyle bakarak, milletinizin dostunu düşmanından ayıramıyorsunuz?


Ben Atatürk!
“Muallimler! Size sesleniyorum! “Cumhuriyet sizden, fikri hür vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.”
Demiştim. Hani nerede?! Milletimin istikbali olan gençlik neden, daha eğitimi sırasında dalkavukluk yapmayı öğreniyor! Neden ufku açık değil? Fasit bir daire içinde, sığ ve gündelik fikirler peşinde en güzel yıllarını tüketmekten başını kaldırıp da, milletinin dertleri ile neden ilgilenmiyor.
“Tarihte büyük medeniyetler kuran büyük ecdadımız…”
Demek suretiyle, ecdadıma karşı minnet borcumu ifa etmiş, onlarla iftihar etmiştim. Onların bana bıraktığı emaneti lekelemeden, ona yeni iftihar tabloları ekleyerek size emanet etmiştim. Söyler misiniz bana! Siz ne yaptınız? Benim bıraktığım iftihar tablosuna ne eklediniz? Ya sizden sonrakiler! Sizin hangi başarınızla iftihar edecekler?!


Ben Atatürk!
Ben Mustafa Kemal Atatürk! Yoklar içinde yok yiyerek size bir devlet bırakan Atatürk! Tekrar ediyorum. Bütün bu çarpıklıklar her 10 Kasım geldiğinde benim ruhumu rencide ediyor!..

Tekrar ediyorum. Yoksa, gerçekten “İZİNDE” misiniz?!

Üstün ŞENGÜL
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı ATATÜRK'ÜN SUÇU

Mesaj tarafından Atirpan Bir Salı Kas. 13, 2007 11:18 pm

AŞAĞIDAKİ YAZIYI BİR ORTAOKUL
ÖĞRENCİSİ, OKULUNUN DUVAR GAZETESİNE YAZMIŞ..

Bu ülkede yasayan her insanin bağımsızlığını ve demokrasisini
borçlu olduğu
insan:

ATATÜRK...


Gençliğinde kot pantolon giyememiş.

Sevgilisinin elinden tutup
hasılat rekorları kiran bir sinema filmine gidememiş...

Padişah ona Trablusgarp Cephesi'nde görev verdiğinde, lüks uçak
şirketinin, first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş...

Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej esliğinde Mercedes'lerle gezememiş Anadolu'yu...

Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak basan ayağında spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş...

Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren mini etekli
ponpon kızlar da yokmuş...

Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir'den denize döktükten sonra
timsah yürüyüşü de yapmamışlar...

Ülkesinde yapacağı devrimleri, unutmamak için not alacağı bir
cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde bulunacakları da cep telefonundan öğrenememiş!

Atatürk için üzülüyorum.

Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden, İsmet Pasa için Safiye Ayla'dan bir istek parçası isteyemeden gitti ..

Lozan Zaferi'nden sonra veya Cumhuriyet'in ilanından sonra arabaya atlayıp
sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı.

Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı. Atatürk'e acıyorum...


Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir dönemde dünyaya gel,

sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini getir. Aaaah ah...

Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock yapmak, babasının mersedesini alıp söyle bir Emirgan turu çekmek dururken... Bunları yapmadı Atatürk...

Keyif çatmadı... Tüm hayatini ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı...

İSTE ONUN İÇİN BÜYÜK ADAMDI ATATÜRK HER FIRSAT ELİNDE VARDI. O İSE
SADECE BU MİLLETİN BAGIMSIZLIGINI İSTEDİ.

BÜTÜN SUÇU

2 KADEH RAKI İÇMEKTİ
O KADAR.....


En son tarafından Çarş. Kas. 14, 2007 12:06 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı YA ÖYLE OLSAYDI

Mesaj tarafından Atirpan Bir Salı Kas. 13, 2007 11:20 pm

GERÇEK BİR HİKAYEDİR (Sunay AKIN dan alıntıdır)

1900'lü yılların başında Avrupanın güçlü devletlerinden olan fransa o

dönemin diğer devletlerine haber göndererek yeni bir savaş makinası

bulduklarını ve bu makina ile gösteri yapılacağını diğer devletlerin bu

davete yetkili 2 askeri üye ile katılabileceklerini bildirirler.Gösteri günü

ortalık mahşer yeri gibi kalabalıktır.Osmanlıdan gösteriyi izlemeye gelen

sadrazam( ismi hatırlanmıyor sunay akın söyledi) yanında genç bir

subay vardır.Gösteri başlar herkezin şaşkın bakışları altında hava yükselen

bir makina havada sortiler yapmakta belirlenmiş hedeflere ateş

etmektedir evet bu ilk savaş uçağıdır.Derken uçak yere iner,pilot kendisi

ile havalanacak bir gönüllü ister,tabi herkez korku içinde kimse cesaret

edemez ve Osm.paşasının yanındaki genç subay bir Türk cesurluğuyla

hemen öne çıkar -ben gönüllüyüm der.pilot genç Türk subayını giydirir ve

uçağa götürür,tam bineceklerken Osm.paşası genç subayı kolundan tutar ve

--sen in ,der.Subay nedenini sorunca-- içimde kötü birhis var der.bunun

üzerine uçağa başkaı biner uçak havalanır ve yere çakılır.

Evet ogün o Osm.paşası o genç subayın kolundan çekipte uçaktan

indirmeseydi bugün ÇAĞDAŞ TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KURUCUSU MUSTAFA

KEMAL ATATÜRK OLMAYACAKTI.Genç subay O idi.
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz