TANZİMAT ŞAİRLERİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Yukarı TANZİMAT ŞAİRLERİ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Salı Ekim 30, 2007 11:48 pm


ŞİNASİ (1826-1871): 1860’TA Tercüman-ı Ahval gazetesini çıkararak yeni bir edebiyatın önderi olan Şinasi, orta yetenekte bir şair olarak kabul edilir. Toplum için sanat anlayışını benimseyen sanatçı, dilin süs ve özentiden kurtulup sadeleşmesi için çalışmıştır. Basılan ilk tiyatro eserini yazan sanatçı, aynı zamanda edebiyatımızda hak, adalet, eşitlik, özgürlük gibi kavramları kullanan ilk kişidir. Edebiyatımızda akılcılığın ilk önderi sayılan Şinasi, noktalama işaretlerini edebiyatımıza kazandıran bir sanatçıdır.

Eserleri:

Şair Evlenmesi (tiyatro), Tercüme-i Manzume (çeviri şiirler), Müntehabat-ı Eşar (şiir), Durub-ı Emsal-i Osmaniye (atasözleri).

İbrahim Şinasi 5 Ağustos 1826'da İstanbul'da doğdu. Topçu yüzbaşısı olan babası Mehmed Ağa 1829'da Osmanlı-Rus Savaşı sırasında vurularak ölünce, annesi onu yakınlarının desteğiyle büyüttü. Şinasi ilköğretimini Mahalle Sıbyan Mektebi'nde ve Feyziye Okulu'nda tamamladıktan sonra Tophane Müşiriyeti Mektubî Kalemi'ne katip adayı olarak girdi. Burada görevli memurlardan İbrahim Efendi'den Arapça ve Farsça öğrendi. Aynı kalemde görevli eski adı Chateauneuf olan Reşat Bey'den Fransızca dersi aldı. Bu görevindeki çalışkanlığı ve başarısı nedeniyle önce memurluk sonra hulefalık derecesine yükseltildi. Paris’e Gitti 1849'da bilgisini artırması için devlet tarafından Paris'e gönderildi. Burada edebiyat ve dil konularındaki çalışmalarını sürdürdü. Oryantalist De Sacy ailesi ile dostluk kurdu Ernest Renan'la tanıştı, Lamartine'in toplantılarını izledi. Oryantalist Pavet de Courteille'e çalışmalarında yardım etti. Dilbilimci Littré ile tanıştı. 1851'de Société Asiatique'e üye seçildi.

Mustafa Reşit Paşa’nın Adamı

1854'te Paris dönüşünde bir süre Tophane Kalemi'nde çalıştı. Daha sonra Meclis-i Maarif üyeliğine atandı. Encümen-i Daniş'te (ilimler akademisi) görev yaptı. Koruyucusu sadrazam Mustafa Reşit Paşa’nın görevinden ayrılması üzerine üyelikten çıkarıldı. Reşit Paşa 1857'de yeniden sadrazam olunca, Şinaşi de eski görevine döndü. Tercüman-ı Ahvâl 1860'da Ağah Efendi ile birlikte Tercüman-ı Ahvâl gazetesini çıkardı. Devlet işlerini eleştirmesi ve Sultan Abdülaziz'e karşı girişilen eylemin düzenleyicilerinin yanında yer alması nedeniyle 1863'teki Meclis-i Maarif'teki görevine son verildi. Gazeteyi Namık Kemal'e bırakarak, 1865'te Fransa'ya gitti. Orada sözcük çalışmalarına yöneldi. Société Asiatique üyeliğinden ayrıldı. 1867'de İstanbul'a döndü. Kısa bir süre sonra yeniden Paris'e gitti. Burada kaldığı iki yıla yakın sürede, Fransa Milli Kütüphanesi’nde araştırmalar yaptı. 1869'da İstanbul'a dönünce bir matbaa açtı, eserlerinin basımıyla uğraşmaya başladı. Kısa bir süre sonra da 13 Eylül 1871'de beyin tümöründen öldü. Batı Aktarmacılığı Şinasi Batı, özellikle de Fransız kültürü etkisinde eserler verdi.Ülkenin Batı örnek alınarak eğitim alanında uygulanacak radikal yöntemlerle gelişebileceğini savundu.Batı hatta Fransız aktarmacılığını tek çözüm gördü.Bu amaçla yazarlığında çok yönlü bir çaba içine girdi. Gazete çıkardı, makale, şiir ve oyun yazdı, sözlük çalışmaları yaptı. O da halkı "aydınlatılması" gereken bir yığın olarak gören batıcılar gibi, değişmeyi mekanik bir hadise olarak algılama yanlışına düştü.Tanzimatla başlayan Batılılaşma hareketinin öncülerinden biri olarak dil, edebiyat ve düşünce hayatının değişmesinde etkili olmuştur. Dil Düzyazılarında sade bir dil kullanılmıştır. Dildeki yalınlaşma çabasını edebiyat ve tiyatro alanlarındaki eserleriyle desteklemiştir. Batı şiirini tanıtma, yeni şiir biçimlerini edebiyata sokma amacıyla Fransız şairlerinden tercümeler yapmıştır.

ESERLERİ: Tercüme-i Manzume ,Şair Evlenmesi,Müntehabat-ı Eşhar (şiirlerinden seçmeler),Durub-u Emsal-i Osmaniye(atasözleri), Müntehabat-ı Tasvir-i Efkar (seçme makaleler)





NAMIK KEMAL (1840-1888): İlk şiirlerini Divan şiirinin etkisiyle yazan sanatçı Şinasi’yle tanıştıktan sonra edebiyatın Batılılaşması gerektiğine inanır ve sonuna kadar da bu düşünceyi savunur. Daha çok hak, adalet, vatan, ahlk gibi temaları işler. İçerik olarak tamamen yeni olan şiirlerinde biçimsel olarak Divan edebiyatına bağlılık görülür. Hece ölçüsüyle denemeler yapmasına rağmen aruzu kullanmıştır. Tiyatroyu faydalı bir eğlence olarak kabul eden sanatçı, bu türde romantik dramların etkisindedir. Tiyatro eserlerinde teknik yönden yetersiz olan sanatçı kimi kez günlük konuşma dilini kullanır, kimi kez de süslü bir anlatıma başvurur. Romanlarında Batılı tekniğe uyma çabasındadır. Ancak tekniği sağlam değildir. Kahramanları romantizmin etkisiyle iyiler ve kötüler olmak üzere ayrılmıştır. Konuşma yerlerinde dil nispeten yalınken, betimlemelerde “sanatkârane”dir. Aynı zamanda gazeteci olan Namık Kemal mücadeleci bir kişiliğe sahiptir.



Eserleri:

Romanları: İntibah, Cezmi

Oyunları: Vatan yahut Silistre, Zavallı Çocuk, Akif Bey, Gülnihal, Celalettin Harzemşah, Karabela

Eleştirileri: Tahrib-i Harâbât. Takip



ZİYA PAŞA (1825-1880):
1825 yılında İstanbul'da doğdu. Asıl adı Abdülhamid Ziyaeddin'dir. Beyazıt Rüştiyesı'ni bitirdi. Özel öğretmenlerden Arapça ve Farsça öğrendi. Sadaret Mektubî Kalemi'ne devam etti. Mustafa Reşid Paşa'nın yardımıyla 1855'te Saray Mabeyn Kâtipliği'ne girdi. Âli Paşa'nın sadrazam olmasıyla saraydan uzaklaştırıldı. Zaptiye Nezareti müsteşarlığı, 1861'de Kıbrıs, 1863'te Amasya mutasarrıflığı görevlerinde bulundu. Bosna bölgesi müfettişliği Meclis-i Vâlâ azalığı yaptı.

O Bir Jön Türk

1865'te Meşrutiyet yanlısı Yeni Osmanlılar Jön Türk Cemiyetine girdi. İkinci kez Kıbrıs mutasarrıflığına atanınca, Mustafa Fâzıl Paşa'nın çağrısı üzerine, Namık Kemal'le birlikte 1867'de Paris'e kaçtı. Daha sonra Londra'ya geçti. M. Fâzıl Paşa'nın sağladığı imkanlarla, Namık Kemal'le birlikte 1868'te Hürriyet gazetesini çıkardı. M. Fazıl Paşa merkezi yönetimle anlaşıp, yardımlarını kesince, 1870'te Cenevre'ye geçti. Namık Kemal, Agâh Efendi, Ali Suavi ve öbür arkadaşlarıyla Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nin yönetiminde görev aldı. Âli Paşa'nın ölümü üzerine 1871'de İstanbul'a döndü. 1876'da Maarif Nezareti müsteşarlığına atanmasına kadar birçok görevde bulundu. Namık Kemal'le birlikte Kanun-i Esasî Encümeni'nde çalıştı. 1877'de Suriye valiliğine gönderildi. Daha sonra Adana valiliğine atandı. Burada görevdeyken 17 Mayıs 1880'de öldü.

Ziya Paşa, Namık Kemal ve Şinasi'yle birlikte, Tanzimat'la başlayan Batılılaşma hareketinin etkisinde gelişen Batılılaşma Dönemi Türk edebiyatının ilk aşamasını oluşturan üç yazardan biridir. Padişaha ve Reşid Paşa'ya kasideler yazmıştır. 1859'da yazdığı "Tercî-i Bend" şiiriyle tanınmıştır. Hece ile yazılmış birkaç şarkısı dışında, Divan şiiri geleneğine bağlı kalmıştır.Paris'te bulunduğu yıllarda çeviriler de yapmıştır.

Kendisiyle Çelişme

1868 'de Hürriyet'te yayımladığı ünlü "Şiir ve İnşa" makalesinde, Türk edebiyatının çağdaş bir düzeye erişmesini, gerçek Türk edebiyatı olan halk edebiyatının bu yenileşmede temel alınması gerektiğini savunmuştur. 1874'te çıkardığı Harâbat adlı antolojisinin önsözünde ise halk edebiyatını küçümseyerek Divan edebiyatını övdüğü görülür. Bu görüş, diğer pek çok görüşü gibi, tarihi birikimi inkar eden batıcı aydınların düştüğü sıradan çelişkilerden biridir.Türkiye sonraki dönemlerde yerli kaynaklara dayalı değişerek devam etmek fikrine ulaşmıştır.

ESERLERİ Zafernâme; Harâbat, 3 cilt, Tercî-i Bend ve Terkib-i Bend, Eş'âr-ı Ziya, Külliyat-ı Ziya Paşa, Rüya, Veraset Mektupları.

Hakkında Yazılanlar

1.Ziya Paşa
Hayatı / Sanatı / Fikirleri
Mustafa Canelli
Yeni Asya Yayınları / Biyografiler Dizisi

Tanzimat sonrasının önemli simalarından biri de Ziya Paşadır. Ziya Paşa, elli beş seneye yaklaşan ömrünün büyük bir kısmını devlet işlerinde ve siyasi mücadelelerde geçirmiş; ülkenin siyasi gelişmesine hizmet etmeye çalışmış; eserleriyle zamanın üstünde bir ileri görüşle temayüz etmiş bir şahsiyettir.
Bu kitapta Ziya Paşanın hayatını, mücadelelerini, eserlerini, çelişkilerini okuyacaksınız.




Şiirleri içerik ve biçim açısından Divan edebiyatının özelliklerine uygunluk gösterir. Ancak hak, adalet, kanun gibi kavramları o da kullanmıştır. Batılılaşmada şiirlerinden çok düşünceleriyle önem taşır. Hece ölçüsüyle de denemeler yapmıştır. En ünlü eseri “Terkib-i Bent”idir.



“Harâbât” adlı Divan şiiri antolojisinin önsözündeki düşünceleri nedeniyle Namık Kemal’in eleştirilerine hedef olmuştur.



AHMET MİTHAT (1844-1912): Batılı roman ve hikaye tekniğiyle Türk halk hikayelerini uzlaştırmaya çalışan sanatçı halka seslenmeyi ve eserlerinde halkı eğitmeyi amaçlamıştır. Bu nedenle sık sık olayların akışını keserek okuyucuya seslenmiştir. Teknik bir kaygı gütmeyen sanatçı, dönemin en çok okunan yazarıdır. Halka okuma alışkanlığı kazandırma konusundaki başarısı herkesçe kabul edilir. Genel olarak romantizmin etkisindeki sanatçı hemen her türde eser vermiştir. Halka seslenmeyi amaçladığı için de nispeten daha sade ve yalın bir dil kullanmıştır.



Kırktan fazla romanı, pek çok öyküsü ve tiyatro eseri olan sanatçının önemli eserleri şunlardır:



Romanları: Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Felatun Bey’le Rakım Efendi, Yeryüzünde Bir Melek, Henüz On Yedi Yaşında.....

Öyküleri: Yeniçeriler, Letaif-i Rivayât (seri hikayeler).....

Oyunları: Çerkez Özdenler, Çengi....

AHMET VEFİK PAŞA : Milliyetçilik ve Türkçülük akımlarının ilk büyük temsilicisidir. Moliere komedilerinden yaptığı 16 çeviri ve uyarlamayla, Türk tiyatrosuna önemli hizmetler etti.
Eserleri: Lehçe-i Osmani, Şecere-i Türk, Moliere’den Zor Nikah, Meraki, Azarya, Zoraki Takip.




RECAİZADE MAHMUT EKREM (1847-1914): “Güzel olan her şey şiirin konusu olabilir” ve “şiir ahlakla hizmet etmek zorunda değildir” düşüncesinde olan sanatçı daha çok aşk ve doğa konularını işler. Şiirlerinde romantizmin etkisinde olan Ekrem, yanlış batılılaşmayı ele aldığı “Araba Sevdası” adlı romanında realist bir tutum izlemeye çalışır. Sanatçının eski edebiyat taraftarlarıyla olan tartışmaları ünlüdür. Servet-i Fünuncuları bir araya toplayarak Servet-i Fünun hareketine önderlik etmiştir. Sanat için sanat anlayışına bağlı olan sanatçının dili yabancı sözcük ve tamlamalarla doludur.



Eserleri:

Şiirleri: Nijat Ekrem, Nağme-i Seher, Yadigâr-ı Şebab,Zemzeme (I, II, III)

Oyunları: Çok Bilen Çok Yanılır, Vuslat, Afife Anjelik

Hikayeleri:Muhsin Bey, Şemsâ

Roman: Araba Sevdası



ABDÜLHAK HAMİT TARHAN (1892-1937): Edebiyatımızda “şair-i azam” olarak adlandırılan sanatçı eskiyi yıkan ihtilalci kişiliğiyle tanınmıştır. Sanat için sanat görüşünde olan Hamit, romantizmin etksindedir ve en çok ölüm konusunu işler.



Oyunlarında tekniğe önem vermeyen sanatçı, bunları okumak için yazdığını söyler. Bunların bir kısmı manzum, bir kısmı düzyazıdır. Tiyatroda konunun yabancı toplumlardan alınması gerektiğini savunur.



Edebiyatımızda “tezatlar şairi” olarak da anılan sanatçının önemli eserleri şunlardır:

Şiirleri: Sahrai Belde veya Divaneliklerim, Makber, Ölü, Hacle, Garam, Validem, İlhamı Vatan.....

Oyunları: Macera-yı Aşk, Sabr ü Sebat, İçli Kız, Duhter-i Hindu, Tarık, Zeynep, Finten, İlhan, Turhan, Hakan (Ayrıca hece ölçüsüyle ve manzum olarak yazdığı iki oyunu da vardır: Nesteren ve Liberte)

SAMİPAŞAZADE SEZAİ (1860-1936): Gerçekçi bir yaklaşımla yazdığı “Sergüzeşt” adlı romanıyla tanınır.

Öykülerini “Küçük Şeyler” adlı kitapta toplamıştır.

NABİZADE NAZIM (1862-1893): Realist-natüralist bir anlayışı benimseyen sanatçının iki önemşi romanı “Kara Bibik” ve “Zehra”dır.


http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=277


En son tarafından Paz Kas. 04, 2007 2:12 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı: 478
Yaş: 90
Nerden: izmir
Kayıt tarihi: 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı TANZİMAT DÖNEMİ ŞİİRLERİ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Paz Kas. 04, 2007 1:54 am

HÜRRİYET KASİDESİ
Namik Kemal siiri, osmanlinin tanzimat dönemindeki yönetimine tepki OLARAK YAZMIŞTIR.

görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selametten
çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten

usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten
mürüvvet-mend olan mazluma el çekmez ianetten

hakir olduysa millet şanına noksan gelir sanma
yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr ü kıymetten

vücudun kim hamir-i mâyesi hâk-i vatandandır
ne gam rah-ı vatanda hak olursa cevr ü mihnetten

muini zalimin dünyada erbab-ı denaettir
köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten

hemen bir feyz-i baki terk eder bir zevk-i faniye
hayatın kadrini âli bilenler hüsn-i şöhretten

nedendir halkta tul-i hayata bunca rağbetler
nedir insana bilmem menfaat hıfz-ı emanetten

cihanda kendini her ferdden alçak görür ol kim
utanmaz kendi nefsinden de ar eyler melametten

felekten intikam almak demektir ehl-i idrake
edip tezyid-i gayret müstefid olmak nedametten

durup ahkam-ı nusret ittihad-ı kalb-i millette
çıkar asar-ı rahmet ihtilaf-ı rey-i ümmetten

eder tedvir-i alem bir mekînin kuvve-i azmi
cihan titrer sebat-ı pay-ı erbab-ı metanetten

kaza her feyzini her lutfunu bir vakt için saklar
fütur etme sakın milletteki za'f u betaetten

değildir şîr-i der-zencire töhmet acz-i akdamı
felekte baht utansın bi-nasib- erbab-ı himmetten

ziya dûr ise evc-i rif'atinden iztırâridir
hicâb etsin tabiat yerde kalmış kabiliyetten

biz ol nesl-i kerîm-i dûde-i osmaniyânız kim
muhammerdir serâpâ mâyemiz hûn-ı hamiyetten

biz ol âl-i himem erbâb-ı cidd ü içtihâdız kim
cihangirâne bir devlet çıkardık bir aşiretten

biz ol ulvi-nihâdânız ki meydân-ı hamiyette
bize hâk-i mezar ehven gelir hâk-i mezelletten

ne gam pür âteş-i hevl olsa da gavgâ-yı hürriyet
kaçar mı merd olan bir can için meydân-ı gayretten

kemend-i can-güdâz-ı ejder-i kahr olsa cellâdın
müreccahtır yine bin kerre zencîr-i esâretten

felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin
dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetten

anılsın mesleğimde çektiğim cevr ü meşakkatler
ki ednâ zevki aladır vezâretten sadâretten

vatan bir bî-vefâ nâzende-i tannâza dönmüş kim
ayırmaz sâdıkân-ı aşkını âlâm-ı gurbetten

müberrâyım recâ vü havfden indimde âlidir
vazifem menfaatten hakkım agrâz-ı hükümetten

civânmerdân-ı milletle hazer gavgâdan ye bidâd
erir şemşîr-i zulmün âteş-i hûn-i hamiyetten

ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet
çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten

gönülde cevher-i elmâsa benzer cevher-i gayret
ezilmez şiddet-i tazyikten te'sir-i sıkletten

"ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet"
"esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten"

senindir şimdi cezb-i kalbe kudret setr-i hüsn etme
cemâlin ta ebed dûr olmasın enzâr-ı ümmetten

ne yâr-ı cân imişsin ah ey ümmid-i istikbâl
cihanı sensin azad eyleyen bin ye's ü mihnetten

senindir devr-i devlet hükmünü dünyaya infâz et
hüdâ ikbâlini hıfzeylesin hür türlü âfetten

kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar
uyan ey yâreli şîr-i jeyân bu hâb-ı gafletten

NAMIK KEMAL

Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı: 478
Yaş: 90
Nerden: izmir
Kayıt tarihi: 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı TERKİB-İ BEND

Mesaj tarafından Atirpan Bir Paz Kas. 04, 2007 2:00 am

1
Sâkî getir ol badeyi kim mâye-i candır
Ârâm-dih-i akl-ı melâmet-zedegândır

Ol mey ki olur saykal-ı dil ehl-i kemâle
Nâ-puhtelerin aklına bâdî-i ziyandır

Bir câm ile yap hatırı zîrâ dil-i vîrân
Mehcûr-ı hârâbat olalı hayli zamandır

Sâkî içelim aşkına rindân-ı Huda’nın
Rindân-ı Huda vâkıf-ı esrâr-ı nihandır

Sâkî içelim rağmına softa harisin
Kim maksadı Kevser emeli hûr-ı onandır

Aşk olsun o pîr-i mey-i perverde-i aşka
Kim badesi sad-sâle vü sâkîsi civandır

Pîr-i meye sor mes’elede var ise şübhen
Vaizlerin efsâneleri hep hezeyandır

Ben anladığım çarh ise bu çarh-ı çep-endâz
Yahşi görünür sureti amma ki yamandır

Benzer felek ol çenber-i fânûs-ı hayale
Kim nakş-ı temâsîli serî’ü'l-cereyandır

Sâkî bize mey sun ki dil-i tecrübet-âmûz
Endîşe-i encam ile vakf-ı halecandır

İç bade güzel sev var ise akl ü şuurun
Dünyâ var imiş yâ ki yok olmuş ne umurun
2
Yetmez mi bu kasrî reviş-i ağreb-i âlem
Bir menzile ermez mi aceb kevkeb-i âlem

Şimdi uyuyanlar o zamanda uyanırlar
Bir subha resîde olur âhir şeb-i âlem

Pâ-mâl eder encam kimin üstüne dönse
Ağâz edeli devre budur meşreb-i âlem

Bin böyle cihân-ı zer ü sîm olsa yetişmez
Mümkin mi ki is’af oluna matlab-ı âlem

Hâricden eğer olsa temaşasına imkân
Müdhiş görünür heykel-i müstağreb-i âlem

Almış yükünü şöyle ki seyrinde halelsiz
Bir zerre dahi kaldıramaz merkeb-i âlem

Ebnâ-yı beşerde kalacak mı bu muâdât
Bilmem ne zaman doğrulacak mezheb-i âlem

Her safhada bir şekl-i hakikat eder ibraz
Her gün çevirir bir varaka makleb-i âlem

Bin ders-i maârif okunur her varakında
Yâ Rab ne güzel mekteb olur mekteb-i âlem

Bu cism-i kesifin neresi merkez-i kuvvet
Yâ Rab ne matıyyeyle gezer kâleb-i âlem

Sübhâneke yâ men halaka’l-halka ve sevvâ
Sübhâneke sübhâneke sübhâneke el-fâ
3
Ey kudretine olmayan âğâz u tenâhî
Mümkin değil evsâfını idrâk kemâhî

Her nesne kılar varlığına hüsn-i şehâdet
Her zerre eder vahdetine arz-ı güvâhî

Hükmün kılar izhâr bu âsâr ile mihri
Emrin eder ibraz bu envâr ile mâhı

Dil-sîr-i bisât-ı ni’amın mürg-ı hevâyî
Sîr-âb-ı zülâl-i keremindir suda mâhî

Eyler keremin âteşi gül-zâr Halil’e
Mağlûb olur peşşeye Nemrûd-ı mübâhî

Zâlimlerin adlin ne zaman hâk edecektir
Mazlumların çıkmadadır göklere âhı

Bigânelere münhasır envâ’-ı huzûzât
Mihnet-zede-i aşkına mahsûs devâhî

Sensin eden ıdlâl nice ehl-i tarîki
Sensin eden ihdâ nice güm-geşte-i râhı

Hükmün ki ola mûciıb-i hayr ü şer-i ef’âl
Yâ Rab ne içindir bu evâmir bu nevâhî

Sendendir İlâhî yine bu mekr ü bu fitne
Bu mekr ü bu fitne yine sendendir İlâhî

Güftî bi-kün ü bâz zenî seng-i melâmet
Dest-i men ü dâmân-ı tu der-rûz-ı kıyamet

4
Bir katre içen çeşıne-i pür-hûn-ı fenadan
Başın alamaz bir dahi bârân-ı belâdan

Âsûde olanı dersen eğer gelme cihâna
Meydâna düşen kurtulamaz seng-i kazadan

SâbdtJtadem ol menkez-d me’mûn-ı rızâda
Vareste olup dâire-i havf u recâdan

Dursun kef-i hükmünde terâzû-yı adalet
Havfın var ise mahkeme-i rûz-ı cezadan

Her kim ki arar bûy-i vefa tâb’-ı beşerde
Benzer ana kim devlet umar zıll-i Hümâ’dan

Bî-baht olanın bağına bir katresi düşmen
Baran yerine dün- ü güher yağsa semâdan

Erbâb-ı kemâli çekemez nakıs olanlar
Rencide olur dîde-i huffâş ziyadan

Her âkile bir derd bu âlemde mukarrer
Rahat yaşamış var mı gürûh-ı ukalâdan

Hail etmediler bu lugazin sırrını kimse
Bin kafile geçti hukemâdan fuzalâdan

Kıl san’at-ı üstadı tahayyürle temâşâ
Dem urma eğer arif isen çûn u çerâdan

İdrâk-i maâlî bu küçük akla gerekmez
Zîrâ bu terâzû o kadar sıkleti çekmez
5
Dehrin ne safa var acaba sîm ü zerinde
İnsan bırakır hepsini hîn-i seferinde

Bir reng-i vefa var mı nazar kıl şu sipihrin
Ne leyl ü nehârında ne şems ü kamerinde

Seyr etdi hava üzre denir taht-ı Süleyman
Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde

Hürr olmak eğer ister isen olma cihanın
Zevkında safâsında gamında kederinde

Canan gide rindan dağıla mey ola rızân
Böyle gecenin hayr umulur mu seherinde

Hayr umma eğer sadr-ı cihan olsa da bi’1-farz
Her kim ki hasâset ola ırk u güllerinde

Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim
Gaflet ile görmez kuyuyu reh-güzerinde

Anlar iki verir lâf ile dünyâya nizâmât
Ban dürlü teseyyüb bulunur hanelerinde

Âyînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde

Ben her ne kadar gördüm ise ba’zı mazarrat
Sâbit-kademim yine bu re’yin üzerinde

İnşâna sadâkat yaraşır görsede ikrah
Yardımcısıdır doğruların hazret-i Allah

Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı: 478
Yaş: 90
Nerden: izmir
Kayıt tarihi: 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı TERKİB-İ BEND

Mesaj tarafından Atirpan Bir Paz Kas. 04, 2007 2:03 am

6
Gadr ede reayasına vâlî-i eyâlet
Dünyâda vü ukbâda ne zillet ne rezalet

Lâyık mıdır inşân olana vakt-ı kazada
Hak zahir iken bâtıl için hükmü imâle
t
Kâdî ola da’vâcı vü muhzır dahi şâhid
Ol mahkemenin hükmüne derler mi adalet

Ey mürtekib-i har bu ne zillet ki çekersin
Birkaç kuruşa müddet-i ömrünce hacâlet

La’net ola ol mâla ki tahsiline anın
Yâ dîn ola yâ ırz u ya nâmûs olan âlet

Âdem olanın hayr olur âdemlere kasdı
İnsanlığa insanda budur işte delâlet

İnsân ana derler ki ede kalb-i rakîki
Alâm-ı benî-nev’i ile kesb-i melâlet

Adem ana derler ki garazdan ola salim
Nefsinde dahi eyleye icrâ-yı adalet

Sâdık görünür kisvede erbâb-ı hıyanet
Mürşid sanılır vehlede ashâb-ı dalâlet

Ekser kişinin sûretine sîreti uymaz
Yâ Rab bu ne hikmettir İlâhî bu ne halet

Ümmîd-i vefa eyleme her şahs-ı dağalde
Çok hacıların çıkdı haçı zîr-i bağalde
7
Bir abd-i Habeş dehre olur baht ile sultân
Dahhâk’in eden mülkünü bir Gâve perişan

İkbâline idbârına bel bağlama dehrin
Bir dâirede devr edemez çenber-i devrân

Zâlim yine bir zulme giriftar olur âhir
Elbette olur ev yıkanın hanesi vîrân

Ekser görülür çünki ceza cins-i amelden
Encamda inenden olur rahne-i sûhân

Tezkîr olunur la’n ile Haccâc ile Cengiz
Tebcil edilir Nûşirevân ile Süleyman

Kâbil midir elfâz ile tağyîr-i hakikat
Mümkin mi ki tefrik oluna küfr ile îmân

Bir hâkden inşâ olunur deyr ile mescîd
Birdir nazar-ı Hak’da mecûs ile müselmân

Her derdin olur çâresi her inleyen ölmez
Her mihnete bir âhir olur her gama pâyân

Geh çâk olunur dâmen-i pâkîze-i ismet
Geh iffet eder âdem-i ârâyiş-i zindân

Sabr et siteme ister isen hüsm-i mükâfat
Fikr eyle ne zulm eylediler Yûsuf’a ihvân

Zâlimlere bir gün dedirir kudret-i Mevlâ
Ta’llahi le-kad âsereka’llâhü aleynâ
8
Her şahsı harîm-i Hak’a mahrem mi sanırsın
Her tâc giyen çulsuzu Edhem mi sanırsın

Dehri araşan binde bir âdem bulamazsın
Âdem görünen harları âdem mi sanırsın

Çok mukbili gördüm ki güler içi kan ağlar
Handan görünen herkesi hurrem mi sanırsın

Bil illeti kıl sonra müdâvâta tasaddî
Her merhemi her yâreye merhem mi sanırsın

Kibre ne sebeb yoksa vezirim deyü gerçek
Sen kendini düstûr-ı mükerrem mi sanırsın

Ey müftehir-i devlet-i yek-rûzed dünyâ
Dünyâ sana mahsûs u müsellem mi sanırsın

Hâlî ne zaman kaldı cihan ehl-i tama’dan
Sen zâtını bu âleme elzem mi sanırsın

En ummadığın keşf eder esrâr-ı derûnun
Sen herkesi kör âlemi sersem mi sanırsın

Bir gün gelecek sen de peşîmân olacaksın
Ey gonca bu cem’iyyeti her dem mi sanırsın

Nâ-merd olayım çarha eğer minnet edersem
Çevrinle senin ben keder etsem mi sanırsın

Allah’a tevekkül edenin yaveri Hak’tır
Nâ-şâd gönül bir gün olur şâd olacaktır
9
Pek rengine aldanma felek eski felektir
Zîrâ feleğin meşreb-i nâ-sâzı dönektir

Yâ bister-i kemhada ya viranede can ver
Çün bay u gedâ hâke beraber girecektir

Allah’a sığın şahsı halimin gazabından
Zîrâ yumuşak huylu atın çiftesi pektir

Yakdı nice canlar o nezâketle tebessüm
Şîrin dahi kasdetmesi cana gülerektir

Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma
Zer-dûz palan ursan eşek yine eşektir

Bed-mâye olan anlaşılır meclis-i meyde
İşret güher-i âdemi temyize mihektir

Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir

Nâ-danlar eder sohbeti nâ-danla telezzüz
Dîvânelerin hem-demi dîvâne gerektir

Afv ile mübeşşer midir ashâb-ı merâtib
Kânûn-ı ceza âcize mi hâs demektir

Milyonla çalan mesned-i izzette ser-efrâz
Birkaç kuruşu mürtekibin câyı kürektir

Îmân ile din akçadır erbâb-ı gınâda
Nâmus u hamiyyet sözü kaldı fukarada
10
İkbâl için ahbabı siâyet yeni çıktı
Bilmez idik evvel bu dirayet yeni çıktı

Sirkat çoğalıp lafz-ı sadâkat modalandı
Nâmûs tamâm oldu hamiyyet yeni çıktı

Düşmanlara ahbabını zem oldu zarafet
Dil-dârdan ağyara şikâyet yeni çıktı

Sâdıkları tahkîr ile red kaide oldu
Hırsızlara ikram u inayet yeni çıktı

Hak söyleyen evvel dahi menfur idi gerçi
Hâinlere amma ki riâyet yeni çıktı

Evrak ile i’lân olunur cümle nizâmât
Elfâz ile terfîh-i raiyyet yeni çıktı

Âciz olanın ketm olunur hakk-ı sarîhi
Mahmîleri her yerde himâyet yeni çıktı

İsnâd-ı taassub olunur merd-i gayûra
Dinsizlere tevcîh-i reviyyet yeni çıktı

İslâm imiş devlete pâ-bend-i terakkî
Evvel yoğidj işbu rivayet yeni çıktı

Milliyyet-i nisyân ederek her işimizde
Efkâr-ı Fireng’e tabaiyyet yeni çıktı

Eyvah bu bâzîçede bizler yine yandık
Zîrâ ki ziyan ortada bilmem ne kazandık
11
Zâhirde görüp bizleri sanma ukalâyız
Biz bir sürü âkil sıfatında budalâyız

Âkil denilir mi bize kim hâli bilirken
Dil-dâde-i âlâyiş-i nîreng-i hevâyız

Yârân-ı vatandan bizi özler bulunursa
Düşdük sefer-d gurbete muhtâc-ı duayız

Terkîb-i acîbiz iki hâsıyyetimiz var
Ahbabımızın devletiyiz hasma belâyız

Güncîde durur hırkamız altında künûzât
Dervişleriz gerçi nazarda fukarayız

Ukbâya yarar bir işimiz yok ise bârî
Âzâde-de-dil şâibe-i zerk ü riyayız

Devletlülere bizleri tahkir düşer mi
Biz âciz isek de yine mahlûk-ı Huda’yız

Bir âfet-i hun-hâra esîr oldu gönül kim
Her nâzma her lâhzada bin kerre fedayız

Hâtırda durur sohbetinin lezzeti hâlâ
Gerçi o şereften nice yıldır ki cüdayız

Her çevrine râzîleriz ey şâh-ı melâhat
Bizler ki kuluz mu’tasım-ı bâb-ı rızâyız

İster bize lutf eyle diler bizden ırağ ol
Dünyada heman sen şeref ü şân ile sağ ol
12
Her millet için bir düziye adlini âm et
Fikr-i gazab-ı hazret-i Ma’bûd-ı enam et

Bevvâl-i çeh-i Zemzem-i la’netle anar halk
Sen Ka’be gibi kendini hürmetle be-nâm et

İncinmemek istersen eğer mülk-i fenada
Bir kimseyi incitmemeğe hasr-ı meram et

Bir yerde ki yok nağmeni taıkdîr edecek gûş
Tazyi’-i nefes eyleme tebdîl-i makam et

Avrat gibi mağlûb-ı hevâ olma er ol er
Nefsin seni ram etmeye sen nefsim râm et

Mânend-i şecer nâbit olur sabit olanlar
Her kangı işin ehli isen anda devam et

Noksanını bil bir işe yâ başlama evvel
Yâ başladığın kârı pezîrâ-yı hitâm et

Uğrarsa sabâ râhın eğer semti Irak’a
Bağdâd eline doğru dahi azm-i hıram et

Merdân-ı sühan-dânı ziyaret edip andan
Âdâb ile var ravza-i Rûhî’ye selâm et

Tahsinini arz eyleyip evvelce Ziyâ’nın
Bu beyti huzurunda oku hatm-i kelâm et

Meydân-ı sühanda yoğiken sen gibi bir er
Bir şâir-i Rûm oldu sana şimdi beraber

Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı: 478
Yaş: 90
Nerden: izmir
Kayıt tarihi: 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz