YAZARLAR VE ŞAİRLER İLE İLGİLİ ANEKDOTLAR

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Yukarı YAZARLAR VE ŞAİRLER İLE İLGİLİ ANEKDOTLAR

Mesaj tarafından Atirpan Bir Çarş. Ekim 31, 2007 11:45 pm


  • OSCAR WİLDE
  • "Lady Windermere's Fan"ın ilk oynanışında orada bulunan Londra'nın yüksek sosyetesi belki on kere artistleri sahneye çağırdıktan sonra yazarı da alkışalamak istemişti. Oscar Wilde nazlandı ve sonunda sahneye frakının yakasında yeşil bir karanfil ve elinde yanmış bir sigara ile çıktı; bir nefes çekti, dumanını savurdu, başladı: -Hanımlar, Beyler! Huzurunuzda sigara içmek belki kibar bir davranış değildir. Bununla birlikte sigara içerken beni rahatsız etmek de pek doğru bir hareket sayılmaz..

  • BERNARD SHAW
  • 26 Temmuz 1946'da, doksanıncı yaş gününde, genç bir gazeteci "Yüzüncü yaşınızda da sizinle söyleşi yapmak isterdim," der. Bernard Shaw cevap verir: "Yapmaman için bir neden görmüyorum. Çok sağlıklı görünüyorsun."

GUSTAVE FLAUBERT




  • 1857 yılında Paris'te savcı M. Pinard, Gustave Flaubert'in 'Madame Bovary'sini ahlaksızlıktan mahkemeye verdi.


AHMET HAMDİ TANPINAR
Tanpınar kendisini çirkin,çok çirkin sanıyordu. Üstünü bşını ihmal etmesinde (Kırtıpil Hamdi) bu kompleksin oynadığı rol büyüktü. Bu vehmi zaman zaman öylesine ağır basıyordu ki,şiir, roman ve yazılarında güzele hayran Tanpınar'ı bir kadın düşmanı yapıyordu. Yüksek tahsilini yaptığı İstanbul Üniversitesi'nin gölgeli koridorlarında yaşanmış bir aşk da geniş ölçüde büyütmüş, beslemiş ve derinleştirmişti bu duyguyu. Üniversite yıllarında tatlı bir ses, neşeli gülüşler,ışık dolu gözlerle süslü esmer bir yüzü çıldırasıya sevmişti. Ama o tatlı ses, o ışıklı tebessümler, o ışıklı gözler,Tanpınar'a sadece bir dost olarak yaklaşmışlar, çok yakın bir arkadaşını ise aşk ile kucaklamışlardı. (Samet Ağaoğlu, İlk Köşe)

ASAF HALET ÇELEBİ




  • 15 Ekim 1958'de öldü Asaf Halet Çelebi. Deniz Yolları'ndan Edebiyat Fakültesi kitaplık memurluğuna geçmişti birkaç yıl önce. Bir de yaşattığı büyük bir düş vardı, daha doğrusu bir canlı umut.. Beylerbeyi sırtlarındaki topraklarının günden güne değerlendiğini görmek.. Boğaz Köprüsü yapılacaktı bir gün. ikide bir söylentiler çıkıyordu Boğaz Köprüsü şurda yapılacak, burda yapılacak diye. Toprağın değeri azıcık artmıştı. "Sat" diyenlere "Daha erken, biraz daha bekleyeceğim, ilerde milyonlar edecek" diyordu. Kırk elli bin verdiler sanırım. Ama o, geleceğe ait büyük umutlu küçük memur yaşamını sürdürmeyi yeğledi. Kendisi ölse de, eşi,çocuğu vardı ya! .. Oysa birkaç yıl içinde hiçbiri kalmadı. Boğaz Köprüsü, onun düşlerindeki gibi Beylerbeyi'ne yapıldı, belki bugün taşıtların üzerinden geçtiği yollar Çelebi'nin topraklarıdır, kim bilir?

    (OKTAY AKBAL, Anı Değil Yaşam)

İBRAHİM ÇALLI




  • İbrahim Çallı'nın da katıldığı bir sergiye İsmet Paşa gelmiş ve onun bir tablosuyla da ilgilenmişti. Tablo, bağımsızlık savaşındaki süvarilerden küçük bir grubu gösteriyordu.
    Paşa resme dikkatle bakmış:
    -Bu atlar çok semiz Çallı, İstiklal Harbi'ndeki atlar bu kadar semiz değildi, demiş.
    Çallı dilini tutamamış:
    -Bunlar süvarilerin atları değil ki, ressamın atları, demiş.
    Paşa sürdürmüş eleştirisini:
    -Süvarinin biri yerde, onun atı nerde?
    -Tablonun dışında duruyor paşam. (ÇETİN ALTAN, Aşk, Sanat ve Servet)

NECİP FAZIL KISAKÜREK




  • Bir tanıdığı, Necip Fazıl Kısakürek'e,
    -Fransa'da yayımlanan bir ansiklopediye, Türkiye'den yalnızca iki şair almışlar, der.
    Necip Fazıl hemen sorar:
    -Diğer şair kim?


  • SAİT FAİK ABASIYANIK
  • Sait Faik, bir kış günü, hastalıktan yakınan arkadaşlarıyla söyleşirken:
    -Ben eskiden soğuk aldığımda hemen çaresine bakardım, der.
    Bir arkadaşı merakla sorar:
    -Ne yapardın Sait?
    -Hemen bir meyhaneye gider, yarım kiloluk rakı söylerdim. Yarım saat sonra bir şey kalmazdı.
    -Hastalığından mı?
    -Yok be rakıdan!...

CAHİT SITKI TARANCI




  • "...Devrimizin en iyi ozanlarından biri Cahit Sıtkı, sevdiği kızla evlenmek isteyince, serseri takımından olmadığını ispat için, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün tanıklık etmesi gerekmişti. Kalp hastası Ziya Osman'a son yıllarında Varlık Yayınevi iş vermesiydi, Cahit'in bu en yakın arkadaşı kalpten değil açlıktan ölecekti. Siz, Orhan Veli'nin, kimi günler öğle yemeğini bir bakkal dükkanı köşesinde iki çiğ yumurta içmekle geçiştirdiğini biliyor muydunuz? Bir de kalkmış, bunlar için genç yaşta öldüler diye acınıyorsunuz. Ölmesinler de ne yapsınlar?..."Cevdet KUDRET

  • NURULLAH ATAÇ
  • Fransızcayı gerçekten iyi bilen, Türkçe'nin unutulmaz eleştirmeni Nurullah Ataç, kendisine, "meramını anlatacak kadar" Fransızca'nın ne kadar sürede öğrenilebileceğini soranlara,
    "Meramına bakar" dermiş.

  • BERNARD SHAW
  • Bernard Shaw, İngiltere’nin en çok kazanan yazarlarından biriydi. Yazdığı her sözcük için bir şilin alırdı. Ama bunu da az görür, Amerika’da basılacak yazılarının her sözcüğü için bir dolar isterdi.
  • Bir gün Amerika’lı yayıncılardan biri, muziplik olsun diye yazara bir dolar gönderdi ve “Bana bir kelime yollar mısınız?” notunu ekledi. Bernard Shaw, doları aldı ve kağıdın üzerine şu tek kelimeyi yazarak yayıncıya geri gönderdi. “Mersi”…

  • YAHYA KEMAL
    Yahya Kemal bir yokuşu çıkıncaya kadar nefes nefese kalır. Yokuşun sonundaki lokantadan bir garson seslenir:

    -Buyrun beyim ne alırsınız?
    Yahya Kemal tebessümle:
    -Evlat,müsaade edersen bir nefes alacağım.

  • PİCASSO
  • Sanatçılar arasında ki kıskançlık maalesef çok insani bir sorun ve büyük küçük dinlemiyor.
    Picasso, atölyelerinde resim değiş tokuşu yaptığı, büyük ressamlardan Georges Braque'ın resimleri arasından, sanatçının itirazlarına rağmen, en kötü ve tamamlanmamış bir resmini alır ve atölyesinde, kendisinin en güzel resimlerinin yanına koyar;
    Atölyeye gelenleri hemen o resmin önüne götürür ve "Bakın, bu Georges Braque; ne şahane değil mi? Bunlar da benim sıradan çalışmalarım." diye tanıtırmış

  • MELİH CEVDET ANDAY
  • 1937'de Orhan Veli bir şiir söylüyor:
  • "Şu anda dışarıda yağmur yağıyor
  • Ve bulutlar geçiyor aynadan
  • Ve bugünlerde Melih'le ben
  • Aynı kızı seviyoruz."
  • Anday, bir gazete yazısında (Cumhuriyet, 1 Mart 1996) şöyle der: "Bu şiirin çıktığı gün, akşama doğru, Yenişehir'deki Özen Pastahanesi'nde oturuyorduk. Orhan Veli ile. Hasan Ali Yücel içeri girdi, bizi görünce masamıza geldi,oturdu; yüzümüze baktı dikkatli dikkatli. -Doğru mu? Diye sordu. Aynı kızı mı seviyorsunuz? Ve bizim yanıtımızı beklemeden ekledi: -Neden birbirinizi öldürmüyorsunuz? (TURAN TANYER, Kitap-lık, s.90)

  • BEDRİ RAHMİ
    Küllük'e, Bedri Rahmi ile Celal Sılay er giysileriyle gelirler. İkisi de askerliklerini yapıyordur. Celal Sılay'ın birliği, Beykoz'un gerilerinde bir yerdedir. Ama Celal, her cumartesi, dağ demez, bayır demez, Beykoz'dan kalkıp Beyazıt'a değin gelir. Bir cumartesi Sabahattin Kudret onun başında yarım ay biçiminde bir yara izi görür:
    -Hayrola Celal?
    Celal içi dışı bir ozanlardandır. Her şeyi ortaya sermekte bir sakınca görmez:
    -Yemek almak için öne geçmek istedim. Aşçı kepçesiyle vurdu. (SALAH BİRSEL, Kahveler Kitabı, s.315)

  • YAHYA KEMAL
  • Yaşar Kemal ile, Aşık Veysel, Beşiktaş'ta yürürken, aşırı bir yağmura yakalanırlar. Sığınacak yer ararken hemen karşıdaki Yaşar Kemal'in kadim dostu Şemsi Yastıman'ın saz dükkanına giderler.
    Sırılsıklam olmuş iki dostunu gören Şemsi Yastıman, espriyi patlatır:
    "Hey Yarabbim! İki insan yaratmışsın, bir tek göz vermişsin.
    Yaşar Kemal her zamanki dobralığıyla:
    "Çok konuşma Allah'ın Türkmeni. Senden halı minder istemiyoz. Ver şurdan iki tahta sandalye de oturalım"

  • NAZIM HİKMET
    Nazım Hikmet'in Bursa Cezaevi'nde tutsaklık günleri. Koğuş arkadaşlarını okumaya yazmaya yönlendiren Nazım, aynı zamanda cezaevi yönetimine de yardım etmektedir.
    Cezaevi denetimine Adalet Bakanlığı'ndan bir müfettiş gelir. Bir kaç gün denetim yaptıktan sonra müdüre:
    - Nazım da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir? der.
    Nazım'i odaya getirirler. Müdür koltuğuna iyice kurulan müfettiş Nazım'ı tepeden tırnağa süzer ve:
    -Demek Nazım sizsiniz, der. Nazım'a oturması için yer göstermez. Kısa bir konuşma sonrası, gidebilirsiniz, der.
    Nazım tam kapıdan çıkarken durur ve müfettişe:
    -Ömer Hayyam adını duydunuz mu? diye sorar. Müfettiş hemen atılır:
    -Kim duymaz Hayyam'i.
    Nazım:
    -Hayyam zamanında İran hükümdarı kimdi? diye sorar. Müfettiş şaşırır. Nazım konuşmasını sürdürür, görüyorsunuz sanatcıyı anımsadınız ama hükümdarı anımsamadınız. Yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama dönemin Adalet Bakanı'nı ve sizi kimse anımsamayacak, der çıkar.
    Müfettiş yaptığı yanlışı anlar, Nazım'ı geri çağırır ama Nazım koğuşunun yolunu tutmuştur

Sahi, o dönemin Adalet Bakanı kimdi?





  • NEYZEN TEVFİK
    Bir öğle vakti, Yavrunun Çayhanesine girer girmez, kızların ikisi peşimden oraya daldılar. Bizim çok alafranga Fransız edebiyat bölümün en alafranga iki kızıydı bunlar. Onların hemen arkasından Neyzen gelince, fena halde telaşlandım. Neyzen çok alıngan, müthiş öfkelenen, öfkelenince de çok kırıcı olabilen bir insandı. Arkadaşlarım onu kızdıracak bir şey söyleyecekler diye ödüm kopuyordu.
  • Nitekim korktuğum oldu. Nezen Tevfik diye bir fenomenden hiç haberleri olmadığından, ona kim olduğunu sordular. "Neyzen" sözcüğünün ne anlama geldiğini öğrenince de "Bize bir ney çal öyleyse" dediler. Neyzenin Onların canına okuyacağını sanıp, fenalıklar geçirdim. Oysa büyük bir sukunet içinde "Ney çalınmaz, ney üflenir" dedi. Sonra neyini kılıfından çıkardı, üflemeye başladı. Ben büyülenmiş dinlerken arkamdan hafif hıçkırık seslerinin geldiğinin farkına vardım. Böyle bir müziği ömürlerinde ilk kez duyan iki alafranga kız, birbirlerine sarılmış hüngür güngür ağlıyorlardı.
  • (Mina Urgan, Bir Dinozorun Anıları s. 232)


  • Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir. Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa:

    - `Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem` der. Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir:

    - `Ben çekilirim.`



En son tarafından Cuma Kas. 02, 2007 11:01 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 3 kere değiştirildi

Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı: 478
Yaş: 91
Nerden: izmir
Kayıt tarihi: 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: YAZARLAR VE ŞAİRLER İLE İLGİLİ ANEKDOTLAR

Mesaj tarafından Atirpan Bir Perş. Kas. 01, 2007 5:04 pm

Bir şairden geriye ne kalır?
Elbette yapıtları...
Ve evleri, ve anıları, ve anekdotları...

Duyarız ki şairin/yazarın mezarı bilinmemektedir, dikili bir taşı bulunmamaktadır. Kalbimize taş dikeriz..." demiştim bir önceki yazıda...

Bir şairden geriye bazen değil ev, değil müze, bir mezar taşı bile kalmaz...

Geride şiirlerinden başka bir şey kalmayan şairlerdendir Ziya Osman Saba . 'Ziya Osman Saba' kitabını yazan Mehmet Nuri Yardım, kitapta, hem annesinin yattığı aile mezarlığının hem de kendi kabrinin kayıp olduğunu yazar.

Refik Durbaş 02 Haziran 2007 tarihli yazısında konuya değinir.


Ziya Osman Saba için...
Refik Durbaş



Ziya Osman Saba, 'Yedi Meşale' topluluğu içinde yarım yüzyıla sığdırdığı ömründe şiirin meşalesini taşıyan tek şairdi. Ölümüne kadar da şiire sadık kaldı. Kimler tutuşturmuştu bu meşalenin alevini? Yaşar Nabi (Nayır), Sabri Esat (Siyavuşgil), Cevdet Kudret (Solok), Vasfi Mahir (Kocatürk), Muammer Lütfi, Kenan Hulusi (Koray) ve Ziya Osman Saba... 'Yedi Meşale', 1928 yılında (Ziya Osman 18 yaşındadır) çıkardıkları ortak kitabın da adı olacak, daha sonra kitabın gördüğü ilgi üzerine Yusuf Ziya Ortaç'ın teşviki ve parasal desteğiyle sekiz sayı yayınlanan bir derginin kapağını süsleyecektir. 30 Mart 1910'da İstanbul'da doğan Saba, mütareke döneminde, yatılı girdiği Galatasaray Lisesi'nden mezun olur. Cumhuriyet gazetesinin muhasebe servisinde çalışırken Hukuk Fakültesi'ni tamamlar. Beş yıl Emlak ve Eytam Bankası'nda çalışmasının ardından beş yıl da Milli Eğitim Basımevi Tashih Bürosu şefliğini yapar.

BİR HECE ŞAİRİYDİ
Babasında da olan kalp rahatsızlığından şikâyetçidir. 1950'den sonra çalışamaz duruma gelir. Saba'ya gençlik arkadaşı Yaşar Nabi sahip çıkar; evinde Varlık dergisinin çeviri ve düzeltme işleriyle uğraşır. Aslında bir hece şairiydi Saba, ama 1940'lı yıllarda yenileşen Türk şiirine de uzak kalmadı. Sebil ve Güvercinler, Geçen Zaman, Nefes Almak kitaplarında topladığı şiirleri hayat, ölüm, aşk, Tanrı'ya bağlılık gibi bireysel temalarla örülüdür. Hikâyelerini bir araya getiren Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi ve Değişen İstanbul'da da duyarlı anlatımıyla anılarını yansıtır. Ve Ziya Osman Saba, 50 yıl önce, 29 Ocak 1957'de kalp krizi sonucu Kadıköy'deki evinde hayata veda etti. Hayatı ve sanatı üzerine Ziya Osman Saba kitabını yazan Mehmet Nuri Yardım, kitapta hem annesinin yattığı aile mezarlığının hem de kendi kabrinin kayıp olduğunu yazar. Ve ne yazık ki, Cahit Sıtkı'nın yakın arkadaşı, şiirlerini hayat ile ölümün gergefinde aşk ile dokuyan bir şairi anmak, ölümünün 50. yılında olsun, kimsenin aklına gelmiyor. Üstelik mezarı da kayıp... Cemal Süreya şöyle demişti 1 Şubat 1967 tarihli Varlık dergisinde: "Hep beyazı söyledi Ziya Osman Saba. Hiç terlemedi şiirinde. Daha doğrusu yalnız alnı terledi. O da utangaçlığından belki. Alnını silmek için beyaz bir mendil taşıdı elinde. Sonra da öldü. Şimdi cesedi bozulmamış duruyor. Alnında o mendil." Varsın, olmasın mezarı da mezar taşı da şairin... Şairin mezarı, şairlerin kalbinde çünkü...





  • Başka ülkelerde şair ve yazarların evleri ne durumda?
    İşte bir örnek, ABD'den.
    'Bukowski'nin evini yıkacaklar'
    diyor haberin başlığı...
  • Ekmek Arası, Kasabanın En Güzel Kızı ve Sıcak Su Müziği gibi kitaplarıyla Türkiye'de de kendine hatırı sayılır bir hayran kitlesi edinen Amerikalı yazar Charles Bukowski'nin, 1963-1972 yılları arasında yaşadığı evi yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya. En önemli kitaplarından bazılarını yazdığı Hollywood'un Doğu bölgesinde bulunan De Longpre Caddesi'ndeki 5124 numaralı evi satmaya karar veren sahibi, verdiği ilana şu notu eklemiş: "Eski evi kolaylıkla yıkıp istediğiniz gibi yeni bir bina yapabilirsiniz!" Bu ilanı görünce hemen harekete geçen Bukowski hayranları, Los Angeles Belediyesi'ne başvuruda bulunarak binanın kültürel önemi dolayısıyla korunmaya alınmasını istedi. Aralarında bugünlerde Bukowski'yi anlatan bir animasyon film için çalışan ünlü oyuncu Johnny Depp'in de bulunduğu pek çok isimden kampanyalarında faydalanmak isteyen 'Bukowskiseverler', Los Angeles Kültürel Miras Komisyonu'nun vereceği kararı bekliyor. Yılda 30 ile 50 binayı korumaya alan ve bu binaları yıkılmaktan kurtaran komisyonun kararına göre, Bukowskiseverler stratejilerini gözden geçirecekler.

    EV SAHİBİ SUSUYOR
    Bukowski'yi bira tenekeleri, şarap şişeleri, izmaritler, okunmuş eski gazeteler ve konservelerle dolu bu evde keşfeden yayıncı John Martin de, De Longpre'deki binanın mutlaka korunması gerektiğini söylüyor. Bukowski'nin yanı sıra adı ilk başta az bilinen, ama giderek üne kavuşan pek çok yazarın kitaplarını basan Black Sparrow Press'in sahibi Martin, ilk girdiğinde bu evin ağzına kadar şiirlerle dolu olduğunu, her tarafa yayılan daktiloyla yazılmış kâğıtları alarak Bukowski'nin kitaplarını basmaya başladığını anlatıyor. Bukowski'nin ilk romanı Postahane de bu evde yazılmış. Yazarla kitaplarını basmak üzere ayda 100 dolar karşılığı anlaşan Martin, 1970 yılında postahanedeki işinden istifa eden Bukowski'den kendisi için bir roman yazmasını istemiş. 21 gün sonra Bukowski ilk romanının el yazmasını Martin'e, yine bu evde teslim etmiş. Gazetecilerin ulaşmaya çalıştıkları, Doğu Avrupa aksanıyla konuştuğu söylenen ev sahibi ise Bukowski'nin evini satışa çıkarmasıyla ilgili yorum yapmaktan kaçınıyor, "Üzgünüm, bu ev hakkında bir şey söylemeye yetkim yok!" Ama esrarengiz ev sahibinin tartışma sayesinde aslında sahip olduğu bu konutun değerini de fazlasıyla artırmış olduğu kesin. İnternet sitelerinde, De Longpre'deki evin geleceği üzerine tartışmalar yapılırken, yaşasaydı Bukowski'nin tüm bu yazılanlara nasıl tepki vereceği üzerine spekülasyonlar da yapılıyor. Kimi hayranları, mezar taşında 'Çaba gösterme' yazan Bukowski'nin, kendi evinin yıkılmasına dahi ses çıkarmayacağı görüşünde.

  • Bir köşesinde Urla’nın

    Necati Cumalı’nın müzeye dönüştürülen evindeki görevliler, ziyaretçilere seve seve usta yazarı anlatıyor.
    Türkçe edebiyatın köşe taşlarından Necati Cumalı’nın ölümünden birkaç ay sonra; Nisan 2001 yılında restore edilerek kültür merkezi haline getirilen Urla’daki pembe panjurlu evine girerken, “müracaat” yazan küçük odada güler yüzle karşılıyorlar sizi. Müze evde bulunan görevli iki genç kadın, hiç eksik olmayan ziyaretçilere sırayla evi gezdiriyorlar. Kesme taştan yapılan evdeki temizlik ve düzen kapısından girer girmez göze çarpıyor hemen.

    Ziyaretçilerin ayaklarına galoş giyerek gezebildiği ev, taşın serinliği ile ahşabın sıcaklığının aynı anda duyumsanabildiği bir mekan. İki katlı olan binanın bahçesi, sergi alanı ve çeşitli kültür sanat etkinliklerinin yapılacağı bir yer olarak düzenlenmiş. Evin üst katı ise ünlü ozanın özel eşyalarının sergilendiği müze şeklinde yerleştirilmiş. Alt katta Cumalı’nın yaşamını anlatan kasetlerin gösterildiği video-televizyon odası, okuma odası, ozanın değişik fotoğrafları ve aldığı ödüllerin sergilendiği odalar bulunuyor. Cumalı’nın yaşamından kesitler, eşyalar, fotoğraflar, giysiler, şiirler ve anılar, evin her odasına sinmiş durumda. Dik ahşap bir merdivenle çıkılan üst katın koridorlarında ozanın filme çekilen eserlerinin afişleri sıralanmış. Cam kapılı bir dolabın içerisinde, üzerinde “özel eşyaları” etiketi bulunan köşesinde kahvesini yudumlarken görünen Cumalı’nın fotoğrafı, gözlüğüne, kol saatine, küçük el çantasına bakan ziyaretçilere sıcacık gülümsüyor adeta. Ozanın özel eşyaları daha yeni bırakılmış gibi duruyor dolapta. Küçük tıraş losyonu yarım kalmışlığın hüznünü üzerinden atamamış gibi. Yine üst katta bulunan aydınlık çalışma odasındaki dinginlik, birazdan masasının üzerinde duran daktilodan çıkacak tuş sesleri ile bozulacak sanki. Ünlü ozan, Urla’nın hafif eğimli bir sokağında, denizden gelen esintinin uçları oyalı perdeleri havalandırdığında, bu odada yazdı belki şiirini...

    Bir köşesinde yüreğimin
    Gider gelir Urla’nın denizleri
    Kimin bu kıyıdaki ayak izleri
    Bu kum zambakları kimin?

    Bir köşesi çayır, çimen
    Yüzüne baksam esintilenir,
    Analı, babalı bir evin
    Uzanmış penceresinden...”

    Cumalı’yı anlatmak

    Bizlere evi gezdiren müze görevlisi Hülya Katıksız, kim bilir kaçıncı kez, ama her seferinde ayrı bir sevinçle anlattığını söylüyor Cumalı’yı ve evini. Katıksız, ünlü ozanın oturduğu asıl evin yol yapım çalışmaları nedeniyle yıkıldığı, şu anki evin ise aslına uygun olarak sonradan yapıldığı bilgisini veriyor. Sorumuz üzerine evde göreve başlamadan önce Necati Cumalı hakkında hiçbir şey bilmediğini açık yüreklilikle anlatıyor. “Ben ilköğretim mezunu biriyim. Cumalı’yı okuma olanağım olmadı hiçbir zaman. Yıllarca uygun bir iş aradım ve belediyede böyle bir iş bulunca dünyalar benim oldu. İşimi çok seviyorum ve bu ev benim için ayrı bir anlam taşıyor” sözleriyle anlatıyor duygularını. Ozanın pembe panjurlu evini ziyaretçilere her gün artan bir heyecanla anlattıkları gözlemlenen iki kadın da, Cumalı’nın romanlarındaki kişilerden sanki. Romanlarında, öykü, şiir ve oyunlarında sokaktaki insanı, köylüleri, kadınları, bulundukları yalın gerçeklikle dile getiren ozanı, şimdi müze haline getirilen evinde iki emekçi kadın anlatıyor… Cumalı da bunu düşlerdi herhalde…

    Özer Akdemir
    (İzmir/EVRENSEL)




  • Bir arkadaşı, Neyzen Tevfik'e meyhaneden çıkarken rastlamıştı. Eski bir dost sıfatıyla ona çıkışmak istedi:
    -Vallahi, Tevfik, dedi. Seni meyhaneden çıkarken görmek beni çok müteessir ediyor!
    Neyzen Tevfik derhal cevap verdi:
    -Ya, öyle mi efendim? Pekala, derhal döneyim öyleyse.. (HİLMİ YÜCEBAŞ, Neyzen Tevfik, Hayatı, Hatıraları, Şiirleri, s.167)
  • Bir yemekli toplantıda ünlü ama hayli yaşlı bir aktriste iltifat olsun diye erkekler ömürlerinin kaç yılını verebileceklerini konuşuyorlardı. Masanın bir ucunda kendi dünyasına dalmış Baudelaire'in suskunluğundan alındı aktrist.
    - Ya siz, dedi. Benim için ömrünüzün kaç yılını verirdiniz?
    Baudelaire gülümsedi:
    -Aman hanımefendi, ihtiyacınız mı var?.. (Gülümseyen Anlar-Edebiyat Dünyasından Fıkralar; Derleyen: Enver Ercan)

  • Halit Fahri Ozansoy bir ziyafete davet edilmişti. Ertesi gün Ercüment Ekrem Talu'ya rastladı. Talu takıldı arkadaşına:
    -Dün gece nerelerdeydin yahu!
    -Sorma kardeşim, kendimde değildim.
    Talu başını salladı:
    -Kimbilir ne rahat etmişsindir!.. (GÜLÜMSEYEN ANLAR- Edebiyat Dünyasından Fıkralar; Derleyen, Enver Ercan)
  • "Kafka'nın öyküleri yeni yeni Türkçeye çevriliyor, genç öykücüler orada gördüklerinin benzerlerine kendi yapıtlarında yer veriyorlardı. O sıralarda bir gün yolda karşılaştığım Yaşar Kemal, biraz takılarak, "Neler yapıyor, senin öykücü arkadaşların?" diye sorduktan sonra ekledi:
    "Kafka olmak için taş havan'ın içine Yahudiliği koyacaksın, küçük memurluğu koyacaksın, kadınsızlığı koyacaksın, 1900'lerin toplumsal koşullarını koyup döveceksin... Ondan sonra Kafka ortaya çıkar. Kafka okumakla Kafka olunmaz!" (KONUR ERTOP, Kitap-lık, sayı 90).
  • Victor Hugo'ya yaşamında en çok övüldüğü an'ı sorarlar. Hugo gülümseyerek bakar dostlarına:

    - Bir gün tiyatrodan eve dönüyordum, der. Evin önünde indim arabadan. Zile bastım ama kapı bir türlü açılmıyor. Üstelik çok da sıkışmıştım. Artık yaşlandım, biliyorsunuz. Yaşlı su kanalları, gençlerin hafızaları kadar hızlı akar. Artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Çaresiz evin köşesini döndüm. İhtiyacımı giderdim. Ama o sırada bir işçi geçiyormuş. Beni görünce bağırmaya başladı:
    - Behey koca eşek, Victor Hugo'nun evinin duvarına işemeye utanmıyor musun! (GÜLÜMSEYEN ANLAR- Edebiyat Dünyasından Fıkralar; Derleyen, Enver Ercan)


En son tarafından Perş. Kas. 01, 2007 6:16 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı: 478
Yaş: 91
Nerden: izmir
Kayıt tarihi: 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: YAZARLAR VE ŞAİRLER İLE İLGİLİ ANEKDOTLAR

Mesaj tarafından Atirpan Bir Perş. Kas. 01, 2007 5:18 pm


  • Eleştiri (yergi: hiciv) yüzünden canından olan ozanlardan birisi de Nefi'dir (1582-1635).
    Nefi, divan (saray) şairidir.
    Gel gör ki saray adamlarını yerden yere vurmuştur. Bu hicivleri Siham-ı Kaza (Kaza Oku) adlı kitabında toplanmıştır.
    Padişah 4. Murat, bu kitabı okurken yanına yıldırım düşünce bunu, kitabın uğursuzluğuna vermiş; Nefi'yi çağırtıp bir daha hiciv (yergi) yazmayacağına dair yemin ettirmiştir.
  • Söylentiye göre, bir gün ozanımızı çağırtan 4. Murat alttan alarak, onun yergi yazıp yazmadığını sormuştur. O da Vezirazam Bayram Paşa'yı taşlayan bir şiirini okumuştur. Bunun üzerine, padişah, kan dökücü yüzünü göstermiş; ozanı, düşmanı olan Bayram Paşa'ya teslim ettirmiştir.
    Bayram Paşa da Nefi'yi öldürtmesi için Boynueğri unvanlı Çavuşbaşı Mehmet'e teslim etmiş ve bu arada arkasından
  • 'Gittiğin yerde babama selam söyle!' demiştir.
    Nefi, durumu anlamış; cevabı yapıştırmıştır. 'Cehenneme gitmiyorum ama ananızın yanına uğrayacağım...'

  • Çavuşbaşı, Nefi'yi boğmak için götürürken; 'Gel hele Nefi Efendi, gel! Odunlukta da hiciv düzeceğin (yergi söyleyeceğin) bir kişi var!' demiş. Nefi, bu kaba saba adamın önünde dik durmuş ve 'Bire hödük, yürü; elinden geleni arkana koyma!' demiş.

  • Nefi, Siham-ı Kaza adlı kitabındaki gibi yergiler yüzünden öldürtülünce, arkadan şu beyt ile duruma tarih düştüler:
    'Gökten nazire indi Siham-ı Kaza'sına
    Nefi diliyle uğradı hakkın belasına'
  • Nefi, Erzurum kökenli bir insan olarak İstanbul'da zor koşullarda yaşamış; yeteneği ile Saray'ın duvarlarından içeri girmişti.
    Onu ölüme yollayan Padişah 4. Murat, kan dökücülükte çılgınlık düzeyine yükselmişti. İstanbul'da tütün yasağı, kahve yasağı gibi gerekçelerle binlerce insanı sorgusuz sualsiz katlettiren bu padişah; kendi otoritesine direnen bir ozanı elbette kabul edemiyordu.
    Nefi, dönemindeki başbakan konumundaki vezirazam da dahil, bütün yöneticileri taşlamıştır. Bu yüzden üst tabaka yönetimi ona düşman olmuştur.
  • Atışmalar
    Dönemin divan katibi Tahir Efendi, Nefi'ye kelp (köpek) diye saldırmış. Ozanımız şu dörtlükle cevap vermiş:

  • Bize kelp demiş Tahir Efendi
    İltifatı bu sözde zahirdir (bellidir)
    Maliki mezhebim, zira
    İtikadımca kelp, tahirdir

  • Tahir, temiz anlamına geldiğinden Nefi, bu sözcüğü, tevriyeli (çift anlamlı kullanarak; köpeğin, tahir (temiz) olduğunu belirtirken aynı zamanda rakibi Tahir'in köpek olduğunu da söyleyerek intikamını alıyor.
    Dönemin büyük ozanı Şeyhülislam Yahya, Nefi'yi över gibi yapıp şöyle hicvediyor:

  • Sözleri Seba-i Muallaka'dır
    İbnül Kays kendidir, kafir
  • Diyor ki : Nefi; İslam öncesindeki Arap ozanlarının en büyüğü sayılan İbnül Kays düzeyinde bir ozandır. Bunu derken, kafir sözcüğünü hem övgü, hem de dinsiz anlamında kullanıyor.
    Ve Nefi cevap veriyor:

  • Bize kafir demiş Müfti Efendi
    Tutalım ben diyem ona Müselman
    Varıldıkta yarın Ruz-ı Ceza'ya
    İkimiz de çıkarız orda yalan
    Dediğini kısaca açıklayalım: Müftü Efendi bana kafir demiş; ben de ona Müslüman diyeyim. Lakin öbür dünyaya varınca ikimiz de yalancı çıkacağız.Rıza Zelyut
    Odunlukta öldürtülen ozan
    [url=http://www.gunes.com/2005/01/14/yazarlar/y4.html]

Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı: 478
Yaş: 91
Nerden: izmir
Kayıt tarihi: 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: YAZARLAR VE ŞAİRLER İLE İLGİLİ ANEKDOTLAR

Mesaj tarafından Atirpan Bir Perş. Kas. 01, 2007 5:39 pm

Bernard Shaw' dan
Ünlü yazar yaşı geçkince ama genç görünme sevdalısı bir kadınla konuşuyordu. Kadın fıkırdayarak kendisinin kaç yaşında göründüğünü sordu.
Yazarımız kadını süzerek, "Gözlerinize bakıyorum, onyedi diyorum, saçlarınıza bakıyorum, onbeş, cilveniz ise yirmi" diyor.
Kadın sevinerek, "İyi ama gerçek yaşımı söylemediniz" der.
Yazar bıyık altından gülerek, "Demin söylediğim yaşları bir toplayıverin canım" diye konuşur.





  • Şiir dünyasına adını altın harflerle yazmış bir şairdir Asaf; bir gün lisede okuduğu sırada edebiyat öğretmeni sınıfta herkese sırasıyla şiir okutuyormuş;fakat her seferinde Asaf'ı atlıyormuş edebiyat öğretmeni; bu arada edebiyat öğretmeni de Bedük'tür; geleceğinde iyi bir şair olarak anılacak olan Asaf bu olaya oldukça içerlemiş ve cesaretini toplayarak yüzünde bir kırılgan ifadeyle parmak kaldırır söz almak için...[/size]
    Asaf "r" harflerini söyleyememektedir.Konuşurken "r" harfleri "ğ" gibi çıkmaktadır.Bedük söz verir öğrencisine...
    Asaf gayet hüzünlü bir şekilde:
    "- Hocam heğkese şiiğ okutuyoğsunuz ama bana okutmuyoğsunuz bunun nedeni nediğ?"
    Bedük de hınzır bir tebessümle:
    "Olum Asaf sen şiir okumuyorsun ; sen şiirin içine okuyorsun!"





  • Neyzen Tevfik'in alkol tedavisi için sık sık Bakırköy Akıl Hastanesi'ne düştüğü bilinir.
    Yine böyle bir tedavi sonucu şair başhekim Mazhar Osman tarafından bir daha alkol kullanmaması önerisiyle taburcu edilir. Neyzen de söz verir başhekime. Ne varki huylu huyundan vazgeçemez. Bir akşam Galata Köprüsü'nde Mazhar Osman'la Neyzen karşı karşıya gelirler. Mazhar Osman, gözünü Neyzen'in elindeki büyük rakıya dikmiştir. Hiddetle:
    "Nedir o? Hani bir daha içmeyecektin? Dök bakalım şişenin içindekini!" diye bağırır.
    Neyzen, yaramaz çocuk edasıyla boynunu bükerek:
    "Hepsi benim olsa kolay.Arkadaşla ortak aldık. O yüzden dökemem."
    "O halde yarısını dök!" diye ısrar eder Mazhar Osman.
    Neyzen, gayet kendinden emin yanıt verir:
    "Yarısını da dökemem. Çünkü benim payım alttaki!"

  • Bundan elli-ellibeş yıl önce şiir günlerinin ve dinletilerinin apayrı yeri varmış belli ki...Şimdiye bakarsak öyle beş-on kişiyle dinleti yapılmıyormuş.Düşünsenize insanlar şiir dinlemek için bilet alıp hem şairine bir gelir sağlıyor hem de o koskocaman sinema ve tiyatro salonları dolup taşıyormuş!Dönemin şairleri -gözde ve meşhur şairleri- o muazzam dinletilere katılıp dönemin ve bugün dahi okunmaktan zevk alınan şiirleri orada canlı canlı okuyup dinleyici okurlarla paylaşıyorlarmış.Dinletinin ardından şairler kitaplarını imza ediyormuş...

    Yine böyle bir şiir gecesinde tiyatro salonu dolup taşmış.-İnsanlar pazar günlerini böylesine güzel ve sihirli gecelere katıldığını okumak duymak ne güzel.- Dışarıda inanılmaz bir yağmur ve soğuk var.Ve konuk Özdemir Asaf...O gün şiirlerini okuyormuş.Yine bir şiirini okurken birden tiyatro salonunun kapısı hafifçe açılmış.İçeri çok güzel narin ve genç bir bayan sessizce girmiş hemen kenarda bulduğu boş koltuğa korkak bakışlarla bakarak sinmiş.Asaf şiirini bitirmiş başka bir şiirine geçmiş onu da bitirdikten sonra kızcağız yavaşça kalkarak kapıya yönelmiş; bu arada Asaf başka bir şiire geçmiş fakat gözleri o güzel kızdaymış.Kızcağız tam elini kapının koluna uzatmış açtı açacakken Asaf okumakta olduğu şiirini oracıkda derhal kesmiş.Ve o unutulmaz şiirini o güzel kıza bakarak oracık da yazmış:
    lavinia
    Sana gitme demeyeceğim.
    Üşüyorsun ceketimi al.
    Günün en güzel saatleri bunlar.
    Yanımda kal.

    Sana gitme demeyeceğim.
    Gene de sen bilirsin.
    Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
    İncinirsin.

    Sana gitme demeyeceğim.
    Ama gitme Lavinia.
    Adını gizleyeceğim,
    Sen de bilme Lavinia


Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı: 478
Yaş: 91
Nerden: izmir
Kayıt tarihi: 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: YAZARLAR VE ŞAİRLER İLE İLGİLİ ANEKDOTLAR

Mesaj tarafından Atirpan Bir Perş. Kas. 01, 2007 5:52 pm

FUKARA BAYKUŞ



Ünlü romancı fakir baykurt, yazın yaşamına şiirle başlamıştır. asıl adı tahir’dir. köy enstitüsünde okuma şansı olmasaydı, bir halk ozanı olur, elinde sazıyla köyden köye dolaşır dururdu. onunla dostluğum oldu. ankara’da öğrenciyken evine gittim. çayını içtim. sonra öğretmen örgütlerinde birlikte çalıştık. beni sevmiş ve hep aramıştır. imzalı kitaplar göndermiştir. bu girişten sonra anlatmak istediğim olaya geleyim:

fakir, töb-der başkanıdır. fırsat buldukça örgüt şubelerini dolaşmaktadır. bir gün yolu gecenin geç saatlerinde yozgat’a düşer.(ben de o tarihte yozgat’ta ilköğretim müfettişiydim) töb-der başkanı mehmet yıldırım’ın evine gider. mehmet evde yoktur. onu yaşlı annesi karşılar. konuk etmek ister. ama fakir kalmak istemez ve selam bırakarak oradan ayrılır.

mehmet eve döndüğünde, annesi heyecan içinde:

“oğlum seni fukara baykuş aradı, çok selamı var!” demiş.



Ahmet Haşim, Abdullah Efendi Lokantası'na girerken Salih Zeki ile karşılaştı. İkramı pek seven, ama para harcamayı hiç sevmeyen Haşim yarımağız,
- Buyurmaz mısınız? dedi.
Salih Zeki, tereddütsüz kabul etti öneriyi, birlikte içeriye girdiler.
Haşim'in canı sıkıldı ama bir yandan belli etmemeye çalışıp bir yandan da daveti ucuza kapatmak için en ucuz yemeği seçti.
- Bir çorba.
Salih Zeki, listeye baktı.
- Bir ıstakoz.
Haşim bir yemek daha istedi:
- Bir ıspanak.
Sıra Salih Zeki'ye ge1mişti: .
- Bir hindi dolması.
Haşim, hazin bir sesle mırıldandı:
- Bir şekerli kahve.
Salih Zeki aynı eda ile devam etti.
- Bir kaymaklı baklava.
Bu son cümle Ahmet Haşim'i çileden çıkarmıştı:
- Beyefendi, dedi. Şunları biraz kendi paranızIa yiyecekmiş gibi ısmarlasanız!..






Ahmet Haşim hastadır. Ortaç ve arkadaşları onu alıp Alman Hastanesi'ne götürmeye karar verirler. Haşim yatağından çıkıp giyinmeye gider. Ama yarım saat geçmesine karşın görünmez ortalıkta. Arkadaşları odaları aramaya başlar. Sonunda mutfakta bulurlar. Şair, akşamdan kalma domatesli pilav tenceresini kaşıklamaktadır.
Ortaç şaşırır:
- Haşim! Ne yapıyorsun?
Ahmet Haşim mahzun mahzun boynunu büker:
- Bırak Yusuf Ziya! Nasıl olsa hastanede tuzsuz kabak haşlamasından başka bir şey yedirmeyecekler. Nasıl olsa öleceğim. Bari ağız tadıyla öleyim.
Dediği de olur. Bir aylık tedaviden ve perhizden sonra evine daha yorgun, daha perişan döner Haşim. İlk işi kendisine sevecenlik ve yakınlık gösteren tek kadınla evlenmektir.
Ölüm döşeğinde kıyılan bu nikahtan sonra Haşim şöyle der:
- Oh! Şimdi bahtiyarım ... Herkes gibi ben de arkamda gözleri yaşlı bir dul bırakabileceğim artık! ..

Demost enes, söylev vermek üzere kürsüye gelince halk dinlemek istemez, gürültü yapmaya başlar. Bunun üzerine ünlü Yunan söylevci,

- Yalnızca iki sözcük söyleyeceğim, hepsi o kadar, der. Gürültü kesilince hemen bir öykü anlatmaya başlar: - Bir zamanlar bir delikanlı Atina' dan Mepara'ya gitmek için bir eşek kiralamış. Eşeği kiraya veren adam da aynı yöne gideceği için birlikte yola çıkmışlar. Epeyce yol yürümüşler, derken öğle sıcağı bastırmış. Dinlenmek için, bir su kenarında oturmuşlar. Ama ortalıkta ağaç filan olmadığı için sahibi eşeğin gölgesine oturmuş. Eşeği kiralayan ise karşı çıkmış buna. Sahibi,


"Ne münasebet, eşek benim," demiş. Öteki ise eşeği kiraladığını ileri sürmüş. Ama sahibi hiç oralı olmamış "Kiraladınsa eşeği kiraladın, gölgesini değil" diyerek. Derken aralarında kavga çıkmış.


İşte tam burada Demostenes sözü kesip iner kürsüden. Tabii halktan,
- Sonra ne olmuş, söylesene sonra ne olmuş? sesleri yükselmeye başlar.
Demostenes, kürsüye çıkıp şöyle bir bakar halka, ardından da şunları söyler:
- Ne adamlarsınız yahu, iyiliğiniz için iki laf edeyim dedim, izin vermediniz de bir eşeğin gölgesini merak ediyorsunuz


Şair Salih Zeki, bir gün Ahmet Haşim'e,
- Saatimi ayar ettireceğim. Bana yirrni lira verir misin? dedi.
Ahmet Haşim şaşırdı:
- Bir saati ayar ettirrnek için 20 lira biraz fazla değil mi?
Salih Zeki, aynı ciddiyetle sürdürdü konuşmasını;
- Hakkın var azizim, ama önce saati rehinden kurtarmak lazım!..




[color=black][size=9]Sokrat, öğütleriyle gençleri kötü yollara yöneltme suçuyla yargılanmış ve ölüm cezasına çarptırılmıştı.
Cezası baldıran zehiri içirilerek infaz edilecekti.
Karısı, son saatlerini yaşayan Sokrat'ı ziyarete geldi. Çok üzgündü. Ağlayarak,
- Seni haksız yere öldürecekler, dedi. Sokrat şöyle bir baktı karısına,
- İyi ya karıcığım, dedi. Ya haklı yere öldürselerdi...






Yusuf Ziya da bir dönem İsmail Hakkı gibi, Mehmet Ali gibi sık sık bir arada kullanılan isimlerden biriydi. Eğer soyadları belirtilmezse kimi zaman karışıklıklar da yaratırdı bu tür isim benzerlikleri ...
Yusuf Ziya Ortaç İkdam gazetesinde çalışırken aynı gazetede bir adaşı vardı. Soyadı yasası da henüz çıkmadığı için ikisi birbirine karıştırılırdı. Sözgelimi okurlarından gelen mektuplar kimi zaman öteki Yusuf Ziya'ya veriliyordu. Ve adaşı arada bir, elinde açılmış 5-6 zarfla Ortaç'ın yanına gelip,
- Afedersiniz, sizeymiş diyerek uzatırdı zarfları.
Yusuf Ziya Ortaç zarflarının açılmasına bir hayli sinirlenirdi.
Bir gün yine böyle bir durumda dayanamadı.
- Lütfen okur musunuz? Bu zarfların üstünde ne yazıyor? diye sordu.
- "Muhterem Yusuf Ziya Beyefendiye" yazıyor?!
Yusuf Ziya Ortaç adaşına bir ders vermenin zamanı geldiğine inandı artık:
- Söylesenize kuzum, size bu mektupların dışında hiç
"Muhterem Yusuf Ziya Beyefendi" diyen oluyor mu?


Bir gün haderne Ortaç'a, bir külah yağ ile bir külah bal geldiğini söyler. Ortaç anlar durumu.
- Öbür Yusuf Ziya Bey'e götürün, der. Bana bunları gönderecek kimse yok.
Ertesi akşam yine kapısı vurulur: :
- Bir hanım sizi görmek istiyor.
Ardından da genç, güzel, cilveli bir hanım girer içeriye.
- Yusuf Ziya Bey'i görmek istiyorum.
- Buyrun ben Yusuf Ziya ...
- Ama o kısa boylu, kalın kaşlıydı! diye fıkırdar hanım.
Ortaç'ı daha fazla beğenmiş gibidir.
Ortaç ertesi akşam odasına çağırır adaşını:
- Bak Yusuf Ziya Bey, der. Şans döndü. Mektuplar size, yağlar, ballar, kızlar bana geliyor. Ama ben hiçbirine el sürmüyor, açmıyorum. Eğer mektuplarımı rahat bırakmazsanız, hepsinin tadına bakarım!..

Ercüment Ekrem Talu, eskiden Sabur Sami Bey'in Beyoğlu'ndaki evinde kiracıydı. Bir sabab daha yataktayken kapı çalındı. Ercüment Ekrem Bey seslendi:
- Kim o?
- Kapıcı.
- Ne istiyorsun?
- Kirayı.
- Kim gönderdi?
- Sabur Bey.
Talu takvime baktı. Ayın biriydi daha.
- Sabur'a benden selam söyle. Ya ismine benzesin ya da değiştirsin ismini!..


Ercüment Ekrem Talu, aynı zamanda avcıydı. Hatta "Meşhedi Arslan peşinde" Romanı kendi başndan geçen olaylarla doluydu. Bir gün evinde misafirlerini ağırlarken yerdeki ayı postunu gösterdi:
- Bu ayıyı Afrika' da vurmuştum.
Misafirler önce şaşırdı, ardından da itiraz ettiler:
- Afrika'da ayı bulunmaz ki!
Talu pişkince yanıtladı dostlarını:
- Ayı bu, birader! Oranın Afrika olduğunu ne bilsin!..

Yahya Kemal, bir doktorla görüşüyordu. Şairin sağlığıyla yakından ilgilenen doktor,
- Üstad, sağlığınızdan bir şikayetiniz var mı? diye sordu.
Şair,
- Çok şükür hayır, dedi. Yalnız biraz şişmanladım zannederim...
Bunun üzerine Yahya Kemal'e kilo vermesi için meyve rejimi yapmasını önerdi doktor.
Yahya Kemal bir an düşündü. Ardından sorma gereğini duydu:
- Peki meyveyi yemekten önce mi, yoksa sonra mı yiyeceğim?

Sanat Dostları Birliği'ndeki toplantıda Behçet Kemal çağlar kürsüye geldi ve,
- Bugünkü konferansımızm mevzuu "Yalan" dedi. Ama önce bir şey sormak istiyorum; Yahya Kemal'in son şiiri "Yalana Methiye"yi okudunuz mu?
Herkes "Okuduk" diye elini kaldırdı. Bunun üzerine Behçet Kemal Çağlar sürdürdü konuşmasını:
- O halde tam yerini ve mevzuunu bulmuşum. Çünkü Yahya Kemal'in böyle bir şiiri yoktur.


Kamil Paşa, kendisini karşılayanlar arasında Ziya Paşa'yı da görünce eşeğine,
- Hadi bakalım, öp babanın elini, der.
Ziya Paşa şefkatle eşeğin başını okşarken paşaya tebessüm eder:
- Bilirim kamildir o...

Ahmet Vefik Paşa'nın zengin kitaplığına giren bir dostu, çoktandır bulamadığı bir kitabı görünce sevinir:
- Bir gece için ihsan buyurunuz, okuyup sabaha iade edeyim.
Paşa, dostunun elinden kapar kitabı.
- Ben bu kütüphaneyi bir gece için şundan bundan aldığım kitaplarla kurdum!..


[/size]
[/color]











Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı: 478
Yaş: 91
Nerden: izmir
Kayıt tarihi: 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: YAZARLAR VE ŞAİRLER İLE İLGİLİ ANEKDOTLAR

Mesaj tarafından Atirpan Bir Perş. Kas. 01, 2007 6:25 pm



Ali Ekrem Bolayır, babası Namık Kemal'den bir mektup alır. Oldukça kısadır mektup:
"Ekremciğim, ne yapacağımı bilemediğimden sana mektup yazıyorum. Ne yazacağımı bilemediğimden de sözlerime son veriyorum.
Gözlerinden öperim..."



Mark Twain bir kadını yemeğe davet etmişti. Yemek sırasında Twain, kadına.
- Ne kadar güzelsiniz, dedi.
Kadın mağrur bir edeyla yanıtladı yazarı:
- Ama ben size aynı komplimanı yapamayacağım.
Mark Twain güldü:
- Siz de yalan söyleyin!..

Mahmut Yesari Akbaba'da yayınlanmaya başlayan bir romanı yarım bırakmış, ortadan kaybolmuştur. Ararlar tararlar ama, bulamazlar bir türlü. Okurlar romanın yanda kesilmesini hoş karşılamayacakları için Ortaç çaresiz oturup romana kendisi devam eder.
Bir süre sonra Mahmut Yesari çıkagelir. aşık olmuştur. Evlilikle sonuçlanan bir aşktır bu. Ama uzun sürmez. Yesari boşandıktan sonra daha çok içmeye başlamıştır. Gündüzleri de yan sarhoştur. Akbaba'da yeni bir romana başlayacağı zaman,
- Mahmut, der Ortaç. Önce konusunu anlat. Yine ortadan kaybolursan zorluk çekmeyeyim.



Neyzen Tevfik içki meclisinde ney çalarken birkaç kişi saygısızca konuşmalarını sürdürdüler. Neyzen ney çalmayı bırakıp şu taşlamayı söyledi:
Sanma ciddiyet ile sarfederim sanatımı
Ney elimde suyu durmuş kuru musluk gibidir.
Bezmi meyde süfehanın saza meftun oluşu
Nazarımda su içen eşşeğe ıslık gibidir.
-Böylece bu saygısızları eşeğe benzetti...-




Süleyman Nazif, Ankara Caddesi'nden geçerken Takyeli Tank sarhoş bir halde yolunu kesti.
- Dur! Bir yere gidemezsin. Şu şiirimi dinlemeni istiyorum. Berbat bir manzum parçayı okuduktan sonra da sordu:
- Nasıl buldun? Ama açıkça söyle ...
Süleyman Nazif, nazik bir ifadeyle,
- Hafif, dedi.
Birden Takyeli Tank sövüp saymaya başladı. Oradan sıvışmamn yolunu bulup bir dükkana kendini zor attı Nazif. Dükkanda gördüğü Osman Cemal'e anlattı durumu:
- İşte böyle azizim ... Herifin nazmı hafif ama nesri oldukça ağır! ..


Mehmet Akif Ersoy,bir davete katılır.Orada bulunan gençlerden biri üstadımıza ''Siz baytardınız değil mi?''diye sorar.Bunun üzerine üstadda
''Evet Baytarım,bir yeriniz mi ağırıyordu ''diye cevap verir.



Rıza Tevfik Bölükbaşı çok güzel Arap, Yahudi, Arnavut taklidi yapardı. Bir makalesinin altında 'Filozof Rıza Tevfik" imzasını görünce Tevfik Fikret gülmeye başladı:
Şimdi de filozof taklidi yapmaya başladı!...

Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı: 478
Yaş: 91
Nerden: izmir
Kayıt tarihi: 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: YAZARLAR VE ŞAİRLER İLE İLGİLİ ANEKDOTLAR

Mesaj tarafından Atirpan Bir Perş. Kas. 01, 2007 7:15 pm


  • Sokrates ve eşi bir türlü iyi geçinemezlermiş. Bir gün eşi Sokrates`e verip veriştirmiş, ağzına geleni söylemiş. Bakmış kocası hiç bir tepki göstermiyor; bir kova suyu alıp başından aşağı boşaltmış.

    Sokrat, gayet sakin: - `Bu kadar gök gürültüsünden sonra bir sağanak zaten bekliyordum` demiş.


  • Bernard Shaw ile Churchill hiç geçinemez ve sık sık birbirlerini iğnelermiş. Bernard Shaw, bir oyununun ilk gecesine, Churchill`i davet etmiş ve davetiyeye de bir pusula iliştirmiş:

    - `Size iki kişilik davetiye gönderiyorum. Bir dostunuzu alıp gelebilirsiniz. Tabii dostunuz varsa.` Churchill, hemen cevap göndermiş:

    - `Maalesef o gece başka bir yere söz verdiğim için oyununuzu seyretmeye gelemeyeceğim. İkinci gece gelebilirim, tabii oyununuz ikinci gece de oynarsa.`


  • Bir gün Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalamış ve şiddetle azarlamış. Talebesi:

    - `İyi ama ben çok az bir paraya oynuyordum` diye itiraz edecek olunca Eflatun cevap vermiş:

    - `Ben seni kaybettiğin para icin değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum.`



  • Meşhur bir filozofa:
    - `Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz?` diye sorulduğunda:
    - `Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan` demiş.


  • Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile` ye hasımlarından biri:
    - `Efendim` demiş, `Kulaklarınız, bir insan için biraz büyük degil mi?`

    Galile: - `Doğru` demiş, `Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama,
    seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?`


  • Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca,
    Yavuz ona: - `Sen sır saklamayı bilir misin?` diye sormuş.
    Vezir: - `Evet hünkarım, bilirim` dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış: - `İyi, ben de bilirim.`


  • .Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu türleri incelemesi için Sheaksper'a gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur:

    Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın..

  • .Dostlarında biri, Fransız kralı 15. Lui' ye:Majesteleri, demiş. Akıl vergisi almayı hiç düşündünüz mü?
    Hiç kimse budalalığı kabul etmeyeceğine göre, herkes böyle bir vergiyi seve seve öder.
    Kral, alaylı alaylı gülerek:
    Hakikatten enteresan bir fikir, cevabını vermiş. Bu buluşunuza karşılık,sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum.


  • Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon' un bir muharebede tenkide kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek:
    Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini zapdetmeliydiniz, gibi fikirler belirtmeye başlayınca, Napolyon:Evet, demiş. Onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım.


  • İdam edilmek üzere olan bir mahkuma:Diyeceğin bir şey var mı? diye sorduklarında: Bu bana iyi bir ders oldu!!


  • Sultan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla:300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der.
    Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der: Biz de onlara yaklaşıyoruz.



  • Bir filozofa sormuşlar: Şansa inanır mısınız?
    Filozof : Evet, yoksa sevmediğim insanların başarısını neyle açıklardım



  • Sokrat Ölüme mahkum edildiğinde, eşi:Haksız yere öldürülüyorsun, diye ağlamaya başlayınca,
    Sokrat:Ne yani, demiş. Birde haklı yere mi öldürülseydim!



  • Churchill, avam kamarasında konuşurken, muhalif partiden bir kadın milletvekili, Churchill` e kızgın kızgın şöyle seslenir:
    - `Eğer, karınız olsaydım, kahvenizin içine zehir karıştırırdım.`
    Churchill, oldukça sakin kadına döner ve lafı yapıştırır: - `Hanımefendi, eğer karım siz olsaydınız, o kahveyi seve seve içerdim.`

Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı: 478
Yaş: 91
Nerden: izmir
Kayıt tarihi: 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz