TÜRK EDEBİYATINDA ÖYKÜ

Aşağa gitmek

Yukarı TÜRK EDEBİYATINDA ÖYKÜ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Perş. Kas. 01, 2007 9:47 pm



Türk Öykücülüğünün Batılılaşmadan Sonraki Üç Tavrı




Dünyamızdaki birçok edebi topluluk, ortak bir sanat anlayışı etrafında birleşmiştir. Türkiye’de ise bundan farklı olarak, edebi akımlar bir sanat akımından çok, bir dünya görüşü etrafında toplanmıştır. Topraklarımızda farklı edebi toplulukların bulunması, farklı görüşlerin, farklı kültürlerin… olduğunu gösterir. Bu yazıda sizlere Türk Edebiyat Tarihi’nde, hikayeciler arasındaki uçurumların derinleştiren Batılılaşma olgusundan bahsedip, bu olgunun sonucu olarak ortaya çıkmış toplulukları anlatmaya çalışacağız.



Osmanlı Devlet’inin gerilemesinin durdurulması için ortaya atılan çözüm batılılaşmaktır. Osmanlı’nın tüm alanlarında gerilemeyi durdurmak için çözüm, batılılaşmaktır. Ordu, yönetim gibi alanların yanı sıra, öykücülük de batılılaşmadan nasibini almıştır. Türk öykücülüğünün batıyı algılayışında ve onu yorumlayışında üç farklı grup görmekteyiz. Batı’yı, onun ortaya koyduğu bilgileri, verileri tümüyle kabullenenler, Doğu-Batı arasında kalanlar ve Batı’yı tümüyle reddedenler.

Batılılaşma, ülkemizin modernleşmesinin bir gereği olarak görülmüş, buhranlı zamanlardan kurtulmanın çaresi olarak algılanmıştır. Batıcı öykücüler,yani batıya yüzünü dönen insanlar, batıda bulunan insanların birikimlerinden,deneylerinden yararlanmalı ve bu değerlere ülke içinde sahip çıkılması gerektiğini savunmuşlardır. Türk Edebiyatı’nın önde gelen isimlerinden olan Halit Ziya, Edebiyat-ı Cedide olarak anılan topluluğun içinde bulunmuştur. Bu topluluk, ülkemizin her alanında tartışılan Doğu-Batı yaklaşımlarında,Doğu’ya hiç bakmadan,ona hiç şans bırakmadan batıdan yana tavır almışlardır, sanat, edebiyat ve dünyayı algılayış alanlarında batıya bağlılık sürmüşlerdir. Onlara göre tavır nettir; gelecek batınındır! Daha öncede söylendiği gibi,Halit Ziya bu topluluğun önemli isimlerinden bir tanesidir. Halit Ziya’ya göre sanat ve edebiyat alanında yapılması gereken her şey,zaten Fransa’da gerçekleşmiştir. Türk edebiyatçılarına düşen şey ise aynısını bu topraklara getirmektir,yani çeviridir. Halit Bey Fransızca bildiği için kendisi bu eserlere ilk elden ulaşabilmektedir. Bu kitaplardan öğrenmiş olduğu bazı kuralları ve bilgileri, Fransızca’nın dil mantığını Türkçe’ye adapte etmek gibi bir girişimde bulunur. Bu görüşe sahip yazarların öykülerine bakıldığı zaman,batı hayranlığının öykülerde tam bir coşkunluğa ulaştığı görülmektedir.

Ortaya çıkan tavırlar arasında, yeni olanı benimsemekle birlikte, geçmişle bağlantısını sürdüren, kopuştan değil devamdan yana bir görüş bildiren Batı ve Doğu arasında kalan yazarlar da vardır. Bu yazarlara örnek verilirse eğer, en başta Ahmet Hamdi Tanpınar’ı söylemek gerekmektedir. Ölümünden sonra Tanpınar’ın İslamcı, Marksist, Batıcı gibi birçok düşünce altında bulunduğu söylenmiş,fakat tam olarak hangi ideolojik düşünce çatısı altında bulunduğu belirlenememiştir. Yaşadığı dönemde farklı düşüncelerin, farklı yaşayışların olması Tanpınar’ı düşünsel ikilikler yaşayan bir yazar olarak karşımıza çıkarır. Tanpınar bir geçiş dönemi yazarıdır. Hep arafta kalan sancılı bir düşünce hayatı geçiren,arayan bir adamdır. Aklı ve mantığı batıdan yana fakat yüreği geçmişten yana bulunmaktadır.

Tanpınar yazılarında, yeni ve eski karşısında çarpılmış, sarsılmış olan bireyi anlatmaktadır, bir bakıma bu yazılarda kendini anlatmaktadır. Öykü kahramanları parçalanmıştır, içlerinde iki birey taşırlar,olaylara ilişkin net fikirleri yoktur. Bu ikili kimlik, bu parçalı hayat hep arkalarındadır.

‘’…fakat hayır bunu düşünemezdi. O, hayatında kurulan acayip tahter*******lide, ya öbür taraf ya diğer taraf ağır gelerek yaşayacaktı’’

İki düşünce arasında kalmış bu grubun bulundukları durumu anlatmak için sadece Ahmet Hamdi Tanpınar’ı anlatmanın yeterli olacağını düşünüyorum.

Batılılaşma serüveninde ondan yana tavır alan öykücülerimizin yanı sıra, ona karşı direnç gösteren yazarlarımız da günümüzde ciddi miktarda fazladır. Bu öykücüler, yazılarında, halkın kültürel değerleri ve birikimini savunup, yıllardan yok sayılan manevi değerleri ve moral unsurlarını gündeme getirirler. Türk toplumunun bünyesine uymayan, dışardan gelmiş değerlerin, batılılaşmanın, özden kopuşun insanları ve toplumu kişiliksizleştirdiğini, kimliksizleştirdiklerini vurgulayarak,çözüm olarak yerli düşünceyi ön plana çıkarırlar. Bu düşünceye göre batılılaşma/yabancılaşma öz benlikten kopuştur. Batılılaşma devam ederse toplumun her kesiminde bir çürüme başlayacaktır. Bütün bunların sorumlusu modernleşmedir, batılılaşmadır. İnsanlar arasında çekilen sevgi ve hoşgörünün, toplumu açmazlara sürüklediği, öne çıkan bütün bu olumsuzlukların kaynağı çağdaş dayatmalar olarak gösterilir.

Batı ve batıcılığa direnç gösteren yazarlar arasından Rasim Özdenören örnek gösterilebilir. Rasim Bey ilk öykülerinden başlayarak, toplumsal, kültürel değişim ve bunların birey ve aileye kadar varan etkisini anlatır.


Taner SABANCI
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı TÜRK EDEBİYATINDA ÖYKÜNÜN GELİŞİMİ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Perş. Kas. 01, 2007 10:00 pm




  • Türk edebiyatında Batılı anlamdaki ilk öyküler Tanzimat döneminde yazıldı. İlk öykü yazarları, Ahmed Midhat, Emin Nihat, Samipaşazade Sezai ve Nabizade Nazım’dır.
  • Türk öykücülüğünü yetkinliğe kavuşturan yazar ise Halit Ziya Uşaklıgil oldu. Edebiyat-ı Cedide döneminde yalın diliyle dikkat çeken Uşaklıgil, titiz gözlemciliğiyle gerçekçi öykü geleneğini başlatan yazardır.

Bu dönemin diğer yazarları Hüseyin Rahmi Gürpınar, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Hikmet Müftüoğlu ve Saffeti Ziya idi.
"http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_edebiyat%C4%B1nda_%C3%B6yk%C3%BC"'dan alındı

-----------------------------------------









Başlangıçtan Günümüze Türk Edebiyatında Öykü Kitapları Zamandizini 1 (1867- 1929)/ Ali ŞAHİN
____________________________________________________________________

(I)KURULUŞ DÖNEMİ: 1870-1930

(1) Hazırlık/etkiler: (1870-1900)

Ahmet Mithat,
Emin Nihat,
Samipaşazade Sezai,
Nabizade Nâzım,
Hüseyin Cahit Yalçın,
Halit Ziya Uşaklıgil,
Ahmet Hikmet Müftüoğlu,
Ercüment Ekrem Talu,
Hüseyin Rahmi Gürpınar.

(2) Çağdaşlaşma Yolundaki İlk Adımlar: (1900-1930)

Ömer Seyfettin,
Memduh Şevket Esendal,
Yukap Kadri Karaosmanoğlu,
Halide Edip Adıvar,
Refik Halit Karay,
Selahattin Enis,
F. Celâlettin,
Osman Cemal Kaygılı,
Reşat Nuri Güntekin,
Kenan Hulusi Koray,
Nahit Sırrı Örik.(**)

*** ***

1867 AZİZ: Muhayyelat-ı Aziz Efendi
1870/71 AHMET MİTHAT: Kıssadan Hisse
1870/71 AHMET MİTHAT: Letaif-i Rivayat
1871/72 AHMET MİTHAT: Durub-i Emsal-i Osmaniye Hükemiyatının Ahkamını Tasvir
1872/75 EMİN NİHAT: Müsameretname
1875 MEHMET CELAL: Cemile
1875 MEHMET CELAL: Venüs
1886 NÂBİZÂDE NÂZIM: Bahtiyar mıdırlar? (yılı ?)
1886 NÂBİZÂDE NÂZIM: Yadigârlarım uö
1888 UŞAKLIGİL, Halit Ziya: Bir İzdivacın Tarih-i Muâşakası
1890 NÂBİZÂDE NÂZIM: Bir Hâtıra
1890 NÂBİZÂDE NÂZIM: Karabibik uö(1890/1891)
1890 NÂBİZÂDE NÂZIM: Zavallı Kız uö (1889/1890),
1890 UŞAKLIGİL, Halit Ziya: Bir Muhtıranın Son Yaprakları
1891 MÜFTÜOĞLU, Ahmet Hikmet: Leylâ Yâhut Bir Mecnunun İntikâmı
1891 NÂBİZÂDE NÂZIM: Hâlâ Güzel uö
1891 NÂBİZÂDE NÂZIM: Haspa uö
1891 NÂBİZÂDE NÂZIM: Sevdâ uö
1891 RECAİZADE MAHMUT EKREM: Muhsin Bey yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi(u.ö)
1892 NÂBİZÂDE NÂZIM: Seyyie-i Tesâmüh uö
1892 SÂMİ PAŞAZÂDE SEZÂİ: Küçük Şeyler
1894 UŞAKLIGİL, Halit Ziya: Bu Muydu?
1894 UŞAKLIGİL, Halit Ziya: Nâkil (4 Cilt yerli ve yabancı öyküler: 1894-1896)
1896 UŞAKLIGİL, Halit Ziya: Heyhat
1896 UŞAKLIGİL, Halit Ziya: Küçük Fıkralar (3 Cilt)
1897 RECAİZADE MAHMUT EKREM: Şemsa (u.ö)
1897 YALÇIN, Hüseyin Cahit: Hayat-ı Muhayyel
1898 SÂMİ PAŞAZÂDE SEZÂİ: Rumûz-ül Edeb (Hikâye, Hâtıra)
1898 VECİHİ: Halime (u.ö)
1898 VECİHİ: Hikaye-i Müntehabat Mecmuası
1900 SAMİPAŞAZADE SEZAİ: Rümuz-ül Edeb 1867
1900 UŞAKLIGİL, Halit Ziya: Bir Yazın Tarihi
1901 MÜFTÜOĞLU, Ahmet Hikmet: Haristan
1901 UŞAKLIGİL, Halit Ziya: Solgun Demet
1902 SAFFET ZİYA: Bir Safha-i Kalb
1909 CEMİL SÜLEYMAN (Alyanakoğlu): Timsal_i Aşk
1909 CEMİL SÜLEYMAN (Alyanakoğlu): Ukde
1909 MEHMET RAÛF: Âşıkane
1909 MEHMET RAÛF: İhtizar
1910 ÖMER SEYFETTiN: Tarih Ezelî Bir Tekerrürdür
1910 TEPEYRAN, Ebubekir Hazım: Eski Şeyler
1910 YALÇIN, Hüseyin Cahit: Hayat-ı Hakikiye Sahneleri
1911 ADIVAR ,Halide Edip: Harap Mabetler
1911 KESTELLİ, Raif Necdet: Hisler ve Fikirler
1913 AKA GÜNDÜZ: Türk Kalbi
1913 KARAOSMANOĞLU, Yakup Kadri: Bir Serencam
1913 MEHMET RAÛF: Son Emel
1913 SAFA, Peyami: Bir Mekteblinin Hâtırâtı, Karanlıklar Kralı
1913 SAFFET ZİYA: Hanım Mektupları
1914 MEHMET RAÛF: Hanımlar Arasında
1914 SAFFET ZİYA: Kadın Ruhu
1914 UŞAKLIGİL, Halit Ziya: Bir Şi'r-i Hayal
1916 MEHMET RAÛF: Bir Aşkın Tarihi
1916 MEHMET RAÛF: Menekşe
1917 GÜNTEKiN, Reşat Nuri: Gençlik ve Güzellik
1918 İLERİ, Celal Nuri: Merhume (u.ö)
1918 KARAY, Refik Halit: Ago Paşa'nın Hatıratı
1918 ÖMER SEYFETTiN: Harem
1919 AKA GÜNDÜZ: Kurbağacık
1919 GÜNTEKiN, Reşat Nuri: Eski Ahbab
1919 GÜNTEKiN, Reşat Nuri: Recm
1919 GÜNTEKiN, Reşat Nuri: Roçild Bey
1919 KARAY, Refik Halit: 1919 Memleket Hikayeleri
1919 MEHMET RAÛF: İlk Temas İlk Zevk
1919 MEHMET RAÛF: Kadın İsterse
1919 MEHMET RAÛF: Üç Hikâye
1919 ÖMER SEYFETTiN: Efruz Bey
1919 ÖMER SEYFETTİN: Yalnız Efe
1919 SAFA, Peyami: İstanbul Hikâyeleri
1919 SEDES, Selami İzzet: Teselli (u.ö)
1920 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Kadınlar Vaizi
1920 MEHMET RAÛF: Pervaneler Gibi
1920 MEHMET RAÛF: Safo ve Karmen
1920 UŞAKLIGİL, Halid Ziya: Sepette Bulunmuş
1921 DEVRİM, İzzet Melih: Hüzün ve Tebessüm (düz-yazı şiirleriyle beraber) 1922 ?
1922 ADIVAR, Halide Edip: Dağa Çıkan Kurt
1922 KARAY, Refik Halit: Guguklu Saat
1922 KESTELLİ, Raif Necdet: Ziya ve Sevda(mensureler-hikayeler)
1922 MÜFTÜOĞLU, Ahmet Hikmet: Çağlayanlar
1922 SAFA, Peyami: Gençliğimiz
1922 UŞAKLIGİL, Halid Ziya: Bir Hikâye-i Sevda
1923 ADIVAR, Halide Edip: İzmir'den Bursa'ya (Yakup Kadri, Falih Rıfkı, Mehmet Asım'la birlikte)
1923 DERVİŞ, Suat: Ahmet Ferdi
1923 DERVİŞ, Suat: Behire'nin Talipleri
1923 GÖKTULGA, Fahri Celal: Talâk-ı Selâse
1923 GÜNTEKiN, Reşat Nuri: Sönmüş Yıldızlar
1923 KARAOSMANOĞLU, Yakup Kadri: Rahmet
1923 KAYGILI, Osman Cemal: Altın Babası
1923 KAYGILI, Osman Cemal: Bir Kış Gecesi
1923 KAYGILI, Osman Cemal: Çuvalcı Şeyhinin Halefi
1923 MEHMET RAÛF: Aşk Kadını
1923 SAFA, Peyami: Aşk Oyunları
1923 SAFA, Peyami: Siyah Beyaz Hikâyeler
1923 SÂMİ PAŞAZÂDE SEZÂİ: İclâl (Hikâye, Hâtıra)
1923 TALU, Ercüment Ekrem: Teravihten Sahura
1924 DERVİŞ, Suat: Ben mi?
1924 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Meyhanede Hanımlar
1924 MEHMET RAÛF: Gözlerin Aşkı
1924 SAFA, Peyami: Süngülerin Gölgesinde
1924 SAFFET ZİYA: Silinmiş Çehreler,Beliren Simalar
1924 SELÂHATTİN ENİS (Ataabeyoğlu): Bataklık Çiçeği (1918-1928 arasında dergi ve gaz. Yay. Öyk. kitaplaştırılmamıştır)
1924 YALÇIN, Hüseyin Cahit: Niçin Aldatırlarmış?
1925 TALU, Ercüment Ekrem: Sevgiliye Masallar
1925 KAYGILI, Osman Cemal: Çingene Kavgası
1925 KAYGILI, Osman Cemal: Eşkıya Güzeli
1925 KAYGILI, Osman Cemal: Gonce'nin İntihârı
1925 SAFA, Peyami: Ateşböcekleri
1925 SAFA, Peyami: Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü
1925 TALU, Ercüment Ekrem: Sevgiliye Masallar
1926 GÖVSA, İbrahim Alaaddin: Şen Yazılar
1926 ÖMER SEYFETTİN: Gizli Mabet
1926 ÖMER SEYFETTİN: Yüksek Ökçeler
1926 TALU, Ercüment Ekrem: Kız Ali
1927 AKA GÜNDÜZ: Bu Toprağın Kızları
1927 GÖKTULGA, Fahri Celal: Kına Gecesi
1927 GÜNTEKiN, Reşat Nuri: Tanrı Misafiri
1927 GÜREVİN, Server Ziya: Komşunun Udu
1927 MEHMET RAÛF: Eski Aşk Geceleri
1927 TALU, Ercüment Ekrem: Güldüren Kitap
1927 TALU, Ercüment Ekrem: Gün Doğmayınca
1927 TALU, Ercüment Ekrem: Meşedi'nin Hikayeleri
1928 AKA GÜNDÜZ: Hayattan Hikayeler
1928 AKTAY, Salih Zeki: Evhamlı
1928 GEZGİN, Hakkkı Süha: Aşk Arzuhalcisi
1928 GÜNTEKiN, Reşat Nuri: Leylâ ile Mecnun
1928 ŞÜKÜFE NİHAL: Tevekkülün Cezası
1929 KORAY, Kenan Hulusi: Bir Yudum Su
1929 ÖRiK, Nahit Sırrı: Kırmızı ve Siyah
-----------------------------------------------------------

(**) Bölümlere ayırmada Feridun ANDAÇ'ın "Türk Öykücülüğünün Gelişim Dönemleri" adlı incelemesi esas alınmıştır. (AŞ)
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: TÜRK EDEBİYATINDA ÖYKÜ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Perş. Kas. 01, 2007 10:05 pm


  • Türk edebiyatında, bir olay anlatan sözlü ya da yazılı anlatılara hep hikaye adı verilmiş, manzum olanlara destan da denmiştir.
  • Divan edebiyatında mesnevi türü (Leyla ile Mecnun, Husrev ve Şirin, Yusuf ve Züleyha vb.) bunun en ünlü örneğidir.
  • Halk edebiyatında hikayeci-âşıklar tarafından kahvelerde, köy odalarında, düğün vb. toplantılarında söylenen hikâyeler,halk hikâyesi diye anılır.
  • XV. yüzyılda yazıya geçirildiği sanılan ve destansı bir nitelik gösteren Kitab-ı Dede Korkut 'taki hikâyeler bunun ilk örnekleri sayılabilir.
  • Anadolu'da XVI. yüzyıldan bu yana,sözlü halk geleneğinde sürüp gelen halk hikayelerinde olaylar nesir ile anlatılır, duygusal, coşkulu, haller nazımla ve saz eşliğinde söylenir. Halk hikayeleri, konuları bakımından, aşk hikâyeleri ve kahramanlık hikâyeleri olmak üzere ikiye ayrılır.

Türk edebiyatında çağdaş hikaye Batı'dakinin tersi olarak, halk hikâye ve masallarının gelişmesiyle oluşmamış; XIX. yüzyılın ikinci yarısında doğrudan doğruya batı edebiyatının hikaye yolundaki verimleri örnek tutularak yazılmaya başlanmıştır.
Batı uygarlığı çevresindeki Türk edebiyatında,hikâye karşılığı olarak küçük hikâye terimi kullanılmıştır.
Edebiyatımızda Batı'daki anlamıyla ilk hikâye Ahmet Mithat Efendi tarafından yazılmıştır. Hikâyelerinin [33] kimi çeviri kimi yerlidir.
Bu yolda ikinci yazar Emin Nihat'tır; Müsameretname adlı kitabında 7 hikâye toplanmıştır.
Aynı dönemde kurgu ve anlatım bakımından başarılı sayılabilecek ilk örnek Samipaşazade Sezai'nin Küçük Şeyler adlı hikayesidir. Bu dönemin başka bir yazarı ise Nabizâde Nâzım'dır.
Türk öykücülüğünü yetkinliğe kavuşturan yazar ise Halit Ziya Uşaklıgil oldu. Edebiyat-ı Cedide döneminde yalın diliyle dikkat çeken Uşaklıgil, titiz gözlemciliğiyle gerçekçi öykü geleneğini başlatan yazardır. Bu dönemin diğer yazarları Hüseyin Rahmi Gürpınar, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Hikmet Müftüoğlu ve Saffeti Ziya idi.
Meşrutiyet’in ilanından sonra gelişen yeni edebiyat akımıyla birlikte öyküde toplumsal ve siyasi sorunlar işlenmeye başladı. Türkçe’de yabancı sözcüklerin temizlenmesi, yazımda konuşma dilinin hakim olması, taşra yaşamının gerçekçi bir üslupla edebiyata taşınması gibi özelliklerle bilinen bu dönemde Ömer Seyfettin, Türk öykücülüğünde yeni bir çığır açtı. Onu Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin, Refik Halit Karay izledi. F. Celaleddin, Selahattin Enis, Sadri Ertem, Cemal Kaygılı, Sabahattin Ali, Kenan Hulusi Koray, Nahit Sırrı Örik, Bekir Sıtkı Kunt, Mahmut Şevket Esendal Cumhuriyet dönemi öykücülüğünü hazırlan isimlerdir. Cumhuriyet dönemi 1930’lar sonrasını kapsar. Bu dönemde alışılmışın dışında bir öykü dünyası kuran Sait Faik Abasıyanık, Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaç), diyalogların usta yazarı Orhan Kemal, Mehmet Seyda, Samet Ağaoğlu, Sabahattin Kudret Aksal, Kemal Bilbaşar, Kemal Tahir ve Ahmet Hamdi Tanpınar Tarık Buğra öykü yazarları olarak ön plana çıktı. Günümüzde Türk öykücülüğü geniş bir konu ve üslup zenginliğiyle sürmektedir. Bunlar arasında Muzaffer Buyrukçu ve Osman Çeviksoy üslupçuluklarıyla ön plana çıkarken, İslam Gemici [34] , Necati Tosuner (Çıkmazda, Neden Kitap) gibi isimler de çalışmalarına aralıksız olarak devam etmektedirler
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: TÜRK EDEBİYATINDA ÖYKÜ

Mesaj tarafından Atirpan Bir C.tesi Kas. 03, 2007 2:23 am




TÜRK EDEBİYATINDA HİKAYE
Türk edebiyatında Batılı anlamdaki ilk öyküler Tanzimat döneminde yazıldı. İlk öykü yazarı Ahmet Mithat, Emin Nihat, Sami Paşazade Sezai ve Nabizade Nazım'dır. Türk öykücülüğünü yetkinliğe kavuşturan yazar ise Halit Ziya Uşaklıgil oldu.
Edebiyat-ı Cedide döneminde yalın diliyle dikkat çeken Uşaklıgil, titiz gözlemciliğiyle gerçekçi öykü geleneğini başlatan yazardır. Bu dönemin diğer yazarları Hüseyin Rahmi Gürpınar, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Hikmet Müftüoğlu ve Saffeti Ziya idi.
İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra gelişen yeni edebiyat akımıyla birlikte öyküde toplumsal ve siyasi sorunlar işlenmeye başlandı. Türkçe'de yabancı sözcüklerin temizlenmesi, yazımda konuşma dilinin hakim olması, taşra yaşamının gerçekçi bir üslupla edebiyata taşınması gibi özelliklerle bilinen bu dönemde Ömer Seyfettin, Türk öykücülüğünde yeni bir çığır açtı.
Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin, Refik Halit Karay izledi. F. Celalettin, Selahattin Enis, Sadri Ertem, Cemal Kaygılı, Sebahattin Ali, Kenan Hulusi Koray, Nahit Sırrı Örik, Bekir Sıtkı Kunt, Mahmut Şevket Esendal Cumhuriyet Dönemi öykücülüğünü hazırlayan isimlerdir.
Cumhuriyet Dönemi 1930'lar sonrasını kapsar. Bu dönemde alışılmışın dışında bir öykü dünyası kuran Sait Faik Abasıyanık, Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaç) diyalogların usta yazarı Orhan Kemal, Mehmet Seyda, Samet Ağaoğlu, Sabahattin Kudret Aksal, Kemal Bilbaşar, Kemal Tahir ve Ahmet Hamdi Tanpınar öykü yazarları olarak ön plana çıktı. Günümüzde Türk öykücülüğü geniş bir konu ve üslup zenginliğiyle sürmektedir.
İlk örnekler verilmeye başlandığında (1870-1890) Türk roman okuyucusu romana iki yoldan alıştırılmıştır.
1. Aydın olmayan geniş halk topluluğunun avrupai, Batılı hikaye ve romana yadırgamadan alışması için Ahmet Mithat Efendi tarafından açılan ve Batılı halk hikayelerini uzlaştırmaya çalışan yoldur. Türk halk hikayelerinin bir nevi modernleştirilmesidir.
Ahmet Mithat Efendi amaç olarak halkı eğitmeyi, halkın bilgisini, görgüsünü, kültürünü geliştirmeyi hedef almıştır. Yazdığı eserlerde halka bir geniş okuma zevki uyandırmıştır. O yıllarda bir roman okuyucusu grubunun oluşmasında etkili olmuştur.
Okuma zevkini orta sınıf halkına aşılamıştır. Geniş bir kültüre sahiptir. Amacı roman ve hikayelerle halkı eğitmektir. Bir hayli de başarılı olmuştur. Ahmet Mithat Efendi'yi Ahmet Rasim ve Hüseyin Rahmi izlemiştir.
2. Batı kültürüyle değişik ölçülerde temasa geçmiş olan sınırlı aydınlar topluluğu için Namık Kemal tarafından açılan yerli hikaye örneklerini dikkate almadan ordan oraya Batı hikaye ve roman tekniğine esas alan ve uygulamaya çalışan yoldur.
Ahmet Mithat Efendi de olduğu gibi Namık Kemal'de de roman faydalı bir eğlencedir. Ancak Namık Kemal halkı eğlendirmek için romanda bir çareye başvurulmalıdır der.
Ahmet Mithat Efendi'nin dili üslubu halka daha yakındır. Namık Kemal sanatkare bir yol izler. Namık Kemal'i Recaizade Mahmut Ekrem, Samipaşazade Sezai ve Nabizade Nazım izler.
Servet-i Fünun Edebiyatına kadar olan romanlarda ne canlı bir psikoloji ne karakter ne de canlı bir hayat tasviri vardır. Olanlarda oldukça acemicedir. Mesela ilk edebi roman olan İntibah da Divan Edebiyatından esinti vardır. Ancak hayli acemicedir.
Türk romanı 1870'den 1896'ya kadar gelişmesini tamamlamıştır. Türk Edebiyatı öncesinde roman örnekleri görülmediği için ilk romancılar hayli zorluk çekmişlerdir. Bu nedenle tasvir ve tahlil de başarılı değillerdir. Batıdaki roman iki yüzyılda gelişmiştir. Türk Edebiyatında bu bir hayli kısadır ama Batı romanını örnek aldıkları için bu kadar kısadır.
Ahmet Hamdi Tanpınar ``Bizde 1870'den 1896'ya kadar romancı muhayelesiyle doğmuş bir romancı yetişmemiştir. İlk romancımız Halit Ziya Uşaklıgil (Mai ve Siyah) dir.
İlk romanlarda teknik eksiklikler vardır. Bunlardan biri bu romanlarda yer yer roman yazarlarının olaya, kahramanlara müdehale etmesidir. Roman kahramanları kendi hallerine bırakılır ve onlar romanda kendilerini yaşar. Ahmet Mithat Efende'de bu çok görülür. Bazen kahramanlara kızar arada romanı kesip bir konuda ders verir. Batıdaki teknik gelişmeleri anlatır. Nasihat kitabına çevirir.
Acemiliklerden biri de öncesinde insanı tanımamalarıdır. Bu dünyadan çok öbür dünya anlatılır. Bu yüzden insanın iç dünyasını tanımayan romancı haliyle bu hayatı da canlandıramaz. Tanzimat Edebiyatı öncesinde felsefenin, psikolojinin olmayışı da etkilidir.
Ahmet Hamdi Tanpınar kadınların ve erkeklerin ayrı yaşamalarını bir sorun olarak ileri sürer. Bundan dolayı kadını tanımayan bir medeniyetin gelişmesi de uzun sürer.
Diğer bir sorun ise dildir. Osmanlıcayla tasvir ve tahlil yapılamaz. Tanzimat romanında genellikle aşırı üzüntü, aşırı romantik bir hayat, mutsuzluk ön plandadır. Sebebi ise romantizmin o yıllarda etkili olmasıdır.
Namık Kemal'in iki romanı vardır. Bunlar İntibah ve Cezmi'dir. Namık Kemal, Türk Edebiyatında ilk tahlil ve tasvir romanının yazarıdır. Türk Edebiyatının yenileşmesinde en önemli şahsiyetlerden biridir. Romanda ilk örnekleri veren edebiyatçılardandır.
Namık Kemal edebiyatımıza yeni bir tür kazandırmak için roman türünü kullanmıştır. Fakat güçlüklerle karşılaştığını ve bunun sebebini de dilin elverişli olmayışına bağlamaktadır. Namık Kemal, Divan Edebiyatı ile roman yazılmayacağını savunur.
Roman türü Namık Kemal için insanın iç dünyasının tahlilinin anlatıldığı ve tabiat tasvirlerinin yapılmasının tahlilini yazmak romanın başlıca amacıdır. Eski edebiyat mesnevilerini kocakarı masalı olarak değerlendirir. Sebeb bunların gerçeğe dayanmamasıdır. Bu yüzden Namık Kemal eski eserlere şiddetle hücum eder.
Roman yaşanmış olan veya yaşanması mümkün olan olayın her türlü ayrıntılarıyla tasvir edilmesidir. Bazen olağanüstü varlıklar karışabilir ama bunlar fazla olmamalı ve niçin yer verildiği anlatılmalıdır. Bizim hikayelerimizde tılsım ve define bulmak, bir yerde denize atlamak sonra yazarın hokkasından çıkmak, ah ile yanmak gibi bütün bütün tabiat ve hakikatın dışında bir konuya dayandığı için kocakarı masalıdır.
Namık Kemal roman eğitici olmalıdır der.Hikaye, roman yazmakta bir görev daha vardır. O da eskilerin yaptığı gibi ağza gelen her şeyi söyleme yolunu bırakıp, insan tabiatının tahliline çalışmaktır.
Avrupa'da birkaç yüzyıldan beri romancılar insan tabiatını incelemede bir hayli ileri gitmişlerdir. Batıdan aldığımız romanlarda aynı amaca hizmet etmelidir. Namık Kemal terbiye edici amaç da güder. İntibah'ta romandaki kahramanlara karşı bir tavır alır. Hayat tarzlarına göre bazılarını mahkum eder, bazılarını el üstünde tutar. Amaç roman sayesinde ders vermektir. Kahramanlara karşı tarafsız olmaktır.
Dil, Namık Kemal'e göre ancak bir milletin düşünce adamları ve edebiyatçıları tarafından işlendikçe güzelleşir. Dil, ağaç kovuğunda yetişen incir ağacı gibi kendi kendine yetişmez. Türk Edebiyatı'nda dilin bundan mahrum olduğunu belirtir. Türkçe bir kenara atılmıştır. Gerektiği gibi geliştirilmemiştir.
Servet-i Fünuncular eser ortaya koyarken ``Sanat Sanat İçindir'' görüşüne bağlı bir edebiyat anlayışı sergilerler. Bütün roman kuramlarını bu anlayış üzerine kurmuşlardır.Eserlerini de bu anlayışa uygun olarak vermişlerdir. Bunun için Batı Edebiyatında özellikle Fransız Edebiyatında okudukları hikayecileri, romancıları ve şairleri kendilerine örnek almışlardır. Bu örnek aldıkları sanatçıların üslubunu kazanıp aynı üslubla eser vermek şeklinde olmuştur.
Roman ve hikayede Fransız realist ve naturalistleri örnek almışlardır. Bu akımların yanında romantizmin de yer yer etkisi görülür. Aşk acısı çeken insanlar, zavallılar anlatılır.
Servet-i Fünuncular edebi değer bakımından hem öncekilerden hem de kendi dönemlerinin edebiyatçılarından daha üstün, daha güzel eserler ortaya koymuşlardır.
Tanzimat Edebiyatı ile örnek alınan Batı Edebiyatı en güzel örnekleriyle bu dönemde ortaya konmuştur. Tanzimatçılar Batı Edebiyatını sadece tür olarak ele almışlardır. Yani bir roman veya bir hikaye sadece tür olarak ele alınmıştır.
Romanın teknik özellikleri fazla dikkate alınmamıştır. Çünkü o kadarını kavrayabilmişlerdir. Tanzimatçılar Fransızcayı kendi kendilerine öğrenmişlerdir. Bir okulda öğrenmeleri söz konusu değildir.
Tanzimatçılar kalemlerde veya kendi kendilerine on beş yirmi yaşından sonra roman tekniklerini öğrenmeye başlamışlardır. Bu da Batı Edebiyatı'nın tanınmasında ve örneklerin ortaya konmasında zayıf kalmalarına neden olmuştur.
Servet-i Fünuncular örnek aldıkları romancıyı adeta yutuyorlar, ezberliyorlar. Aynı cümle kuruluşuyla onu taklit ediyor ve zamanla o üslubu kazanıyorlar. O üslubu da daha sonra kendi romanlarında uyguluyorlar.
Duygu ve düşünceyi sıfatlarla etkili bir biçimde anlatırlar. Atrıca roman ve hikaye teorisini yapar, kuramlarını ortaya koyarlar. Bu açıdan edebiyatımızın hem öncesinden hem de kendi dönemlerinden üstündür.
Servet-i Fünuncular romanlarda bütünlüğü sağlamışlardır. Bütünlük Servet-i Fünun dönemi öncesinde yoktu.
Örneğin Namık Kemal'in İntibah'ında, Recaizade Mahmut Ekrem'in Araba Sevdası'nda sağlam bir kompozisyon görmek mümkün değildir. Bu da Servet-i Fünuncuların Batı edebiyatını iyi tanımalarından dolayıdır.
Servet-i Fünuncular bir yüksek zümre edebiyatı yaratmışlardır. Onlar bunun bilincindedirler. Hem dil bakımından hem de ele aldıkları konular bakımından bu edebiyat bir salon edebiyatı, yüksek zümre edebiyatıdır. Bu dönemdeki eserlere salon içi edebiyat da denir. Bunda İkinci Abdülhamit'in yönetiminin ve aşırı sansürünün etkisi vardır. Bu dönemin romanlarında bu nedenle ev içi konular ele alınır.
Kendileri de zaten eser ortaya koyarken aydın tabakaya hitap ettiklerini söylerler. Bunların eser koydukları 1897'de Mehmet Emin Yurdakul'un Türkçe şiiirleri yayınlanır. Hece ölçüsü ile yazılmıştır .
Mehmet Emin Yurdakul bu şiiirleriyletürkçe'nin sadeleşmesini savunan edebiyatçılar tarafından takdirle karşılanır. Fakat Servet-i Fünuncular bu takdiri pek göstermez ve Teyfik Fikret yazdığı eserlerin dilinin ağır olduğunu söyleyenlere şöyle der: İki türlü edebiyat vardır. Birincisi aydınlara, ikincisi halka hitap eden edebiyattır.
Türk edebiyatının aydınlara hitap ettiğini söylerler. Eğer Ali Dayılar, Veli Dayılar eser okumak istiyorlarsa Mehmet Emin Yurdakul'un Türkçe şiirlerini okusunlar. Onlar bizim şiirlerimizden anlamazlar diyor. Makber'in içler parçalayan bir edebiyatdan bişey anlamazlar. Yani bunlar tamamen zamanı ve mekanı belirsiz eserler ortaya koyuyorlar.
Dilleri çok ağır ve Halk edebiyatını da edebiyattan saymıyorlar. Bu anlayışlarıyla en büyük zararı kendilerine veriyorlar. Zaman bunların ne yazık ki unutulmalarına sebep oluyor. Çünkü edebi eser diliyle yaşar.
Servet-i Fünuncular yeni bir dil ve üslup yaratmışlardır. Bu üslubun hem olumlu hem de olumsuz yönleri vardır. Olumlu yanları; Türk edebiyatına çok olgun eserler kazandırmışlardır. Bu üslupla daha sonraki sanatçılar sade bir dil ile devam etmişlerdir. Olumsız yanları; Dillerinin ağır olması yüzünden okunamamışlardır.
O kadar ileriye gitmişlerdir ki sözcüklerde hiç kullanılmayan ahenkli kelimeleri seçerler ve kullanırlar. Bunların dili Divan edebiyatından daha ağır ve ilerdedir.
Osmanlıca kullanmaları romanda tepki yaratmıştır. Türk edebiyatına yeni söyleyişler kazandırır. Maddi varlıklara manevi sıfatlar ve manevi varlıklara maddi sıfatlar getirmişlerdir.
Siyah korku demişlerdir. Ama Ahmet Mithat Efendi korkunun siyahı olmaz diyarek tepki göstermiştir. Doğru olmadığını belirtmiştir. Bu olsa olsa Türk edebiyatını bozmak, gerilemek demektir.
Servet-i Fünuncuları gericilikle suçlar. Bir yıl bu kelimeler etrafında tartışma devam eder. Fakat bunlar Türk edebiyatına zenginlik kazandırıyor.
Servet-i Fünunculara göre onlar romana yeni bir anlayış getirmişlerdir. Yeni bir dil, yeni bir üslup kazandırmışlardır. Hatta o kadar ileri gidiyorlar ki romanın içeriğine bile değişiklik kattıklarını söylüyorlar. Roman anlayışını değiştirdiklerini,romana ve hikayeye yeni konular kattıklarını iddia ediyorlar.
Ahmet Rasim, Ahmet Mithat Efendi bunlara karşı çıkıyor.Servet-i Fünuncular için herşey romanın konusu olabilir.
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı ÖYKÜ YAZARLARI HAKKINDA BİR DENEME

Mesaj tarafından Atirpan Bir Çarş. Kas. 07, 2007 11:33 pm

Çağdaş öykücülüğümüzün Ustaları/ Semih Gümüş


Öykücülüğümüzün çağdaş atılımını öncüleyen yazarlar, denebilir ki, Türk edebiyatında öykünün niçin bu denli zengin ve etkin bir tür oluşunu da açıklar. Sonra gelen öykü yazarlarıysa, öykücülüğümüzü çağdaş Türk edebiyatının burçlarına çıkardılar.
Öykücülüğümüzdeki köktenci değişikliğin başında, ilkin Memduh Şevket Esendal (1883-1952) var. Onun da gerçek değeri on yıllar sonra anlaşılabildi. İlk iki öykü kitabı 1946’da, altmış üç yaşında yayımlanabildi. O yılda bile açık adı yerine "M.Ş.E." adını kullanarak. En belirgin özelliği arı duru bir Türkçeyle yazmış olmasıydı. Popülizmi aşan bir halkçılığı vardı. Anadolu gerçekliğini kentli aydının gözlemiyle yansıtmış; bürokrasinin sıkıcılığını yermiş; kent insanını gündelik yaşantısı içinde işlemiş; kadın ve erkek arasındaki ilişkileri kadınlardan yana gözlemlemiş; yumuşak bir dille eleştirmiştir. Olağanüstü bir dinginlikle kurduğu öykülerinden kısacık ruhsal çözümlemeleri, anlık durumları yakalama biçimi dikkat çekicidir. Tipik bir kısa öykücüdür Esendal. Ayrıntılara önem veren, bir tek ayrıntıdan bir öykü yaşantısı çıkaran yazar tutumuyla kendinden sonra gelen kısa öykücülere örnek olmuş, yenilikçi bir öykücü.

Öykücülüğümüzün iki büyük adı Sabahattin Ali (1907-1948) ve Sait Faik (1906-1954), kendilerinden sonra gelen öykücüleri de çok etkilemiştir. Pek çok genç öykü yazarı kendi öykü anlayışını bu iki büyük yazara bakarak belirlemeye, ikisinden birine yakın durmaya çalıştı. Şu var ki, Sabahattin Ali kendi benzerlerini daha çok yaratsa da, onun gibi de, Sait Faik gibi de olunamadı.

Sabahattin Ali, Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun oluşturduğu memleket gerçekçiliği çizgisi ile sonra gelen yeni arayışlar arasında sağlam bir köprü kurdu. Kendi dönemini geleceğe taşıyan bir öncü oldu. Değirmen’de (1935) yer alan öykülerindeki coşkusal ve romantik anlayışını Kağnı (1936) ve Ses (1937.) ile birlikte gerçekçilik temelinde yeniden kurdu. Anadolu’yu yakından tanıdıktan sonra ülke gerçekliğini yeni bir bakış açısı içinde almaya başladı, toplumculukla beslenen bir kaygı ve duyarlığın öykülerini yazdı. Onun köy ya da kentten çok kasaba gözlemlerinin gelişmiş olduğunda birleşilir. Kasabanın eşrafı ve bürokratı ile yoksul halktan bireyleri arasındaki çatışmayı, kasabalı erkek duyarlığını içerden gözlemlerle anlatır. "Hanende Melek", "Gramofon Avrat" ve "Yeni Dünya" öyküleri bu kasaba gerçekliğini etkileyici öykü kişilerinin (özellikle kadınlarının) dünyaları içinde, yetkinlikle yansıtır. Yurt ve insan sevgisi öykülerinin belirgin özelliklerindendir. Yeni Dünya (1943) kitabıyla birlikte sıradan insanların yaşantılarını çıkış noktası olarak aldığı, döneminin öykü anlayışını değişmeye zorladığı ve kendinden sonra gelen öykücülere yeni bir öykü kalıtı bıraktığı belirtilebilir. Sabahattin Ali, geleneksel öyküleme biçimlerini ustaca kullanmanın yanı sıra, getirdiği gerçekliğin yeni oluşu ve şaşırtıcı ölçüde yalın Türkçesiyle de tarihsel bir önem kazandı. İnsancıl, hümanist özü yanı sıra, anlatım biçimlerindeki başarısı ve altmış yıl sonra bugün, ilk yazıldığı biçimlerinde değişiklik yapılmaksızın kendini okutturacak denli yalın, arı duru diliyle, eskimemiş bir yazardır.

Sait Faik edebiyatımızda öykü türünün akla gelen ilk adıdır. Sıradan insanların sorunlarını, mutluluklarını, yoksunluklarını, yaşam sevinçlerini, iç dünyalarının zenginliklerini anlatmak, Sait Faik’e her şeyden önemli gelmiştir sanki. "Varlık" dergisinde yayımladığı öyküleriyle (1934) öykü sanatımıza yenilikçi bir yol açmıştı. Klasik öykü kalıplarının ve anlayışının değiştirilmesine öncülük etti. Öykülerinde bir konu ya da olaydan çok, bir küçük yaşantı parçasını, bir kişilik özelliğini ya da bir durumun şiirsel etkilerini çıkış noktası olarak aldı. Bu seçimi ona benzersiz bir anlatım zenginliği sağladı. Kapalı mekânların değil, dış dünyanın, doğanın ve özgür yaşantıların öykücüsü oldu. Sıradan insanların iç dünyalarını, yaşantılarındaki gizli kalmış zenginlikleri, elbette ilkin denizi, Burgaz adayı, balıkçıları, kırları, hayvanları, kent yaşamının ayrıntılarını dile getirdi. Sait Faik denince, akla ilk gelen özelliklerinden biri de bütün bu yaşantıları benzersiz bir hümanizmin ışığında almasıdır. Sait Faik’in Semaver (1936) ve Sarraftaki (1939) düzanlatımdan Havuz Başı (1952) ve Son Kuşlar (1952) kitaplarına doğru geçirdiği değişim, Alemdağda Var Bir Yılan’da (1954) köktenci bir dil anlayışına yönelir. Dil bazen öykülerdeki yaşantının kendisi olur, onunla özdeşleşir. Tamamıyla kendine özgü bir öykü anlayışı geliştirmiş olan Sait Faik, geleneksel öykü biçimini, denebilir ki kendi başına yeniledi. İnsan sevgisi Sait Faik’in de başlıca özelliklerindendir. Dili yalın, konuşma dilinden yararlanarak gelişen, anlatım biçimi kısa öykü türünün özelliklerini dışa vuran, kendinden öncekilere benzemediği gibi, kendinden sonraki öykücülerce de öykünülmesi olanaksız bir öykü biçimi kurdu.

Çağdaş Türk Yazını
Adam Yayınları 2001
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Türk Öykücülügünün Çehreleri

Mesaj tarafından Atirpan Bir Perş. Kas. 08, 2007 12:19 am

1789

Tanzimat döneminde edebiyatimiz bati edebiyatindan çok etkilenmis, Divan Edebiyati geleneginde bulunmayan roman, tiyatro ve öykü türünde ilk örnekler bu dönemde yazilmistir. Aziz Efendi'nin bu dönemde yazdigi Muhayyelat edebiyatimizdaki ilk öykü örnegidir. Cinleri, perileri ve doga üstü güçleri konu edinen yapit masalimsi bir anlati özelligi tasir.

1870

Ahmed Mithat Efendi, Meddah hikayelerinin anlatim özelliklerini tasiyan Letaif-i Rivayat adli eserini yayinladi.

1870

Ahmed Mithat Efendi, Meddah hikayelerinin anlatim özelliklerini tasiyan Letaif-i Rivayat adli eserini yayinladi.

1890

Anadolu'nun sorunlarina açik ilk öykü yapiti Nabizade Nazim'in Karabibik adli öykü kitabidir.

1892

Samipasazade Sezai, Bati öykülerine benzeyen ilk kitap Küçük Seyler'i yazdi. Dogu öykülerinde görülen dogaüstü güçler yerine, bati edebiyatinda görülen günlük olaylar yer alir bu yapitta.

1900

Tanzimat döneminden sonra, Servet-i Fünun dergisi yazarlarinin baslattigi ve Edebiyat-i Cedide olarak anilan yeni bir edebiyat akimi dogdu. Bu akimin yazarlari yapitlarinda bireysel duygulari islediler ve Tanzimat döneminin aksine "Sanat, sanat içindir" görüsünü benimsediler. Bu dönemde öykücülügümüz, modern öykü tekniginin benimsenmesi yolunda yapilan çalismalarla gelisme gösterdi. Ve bu döneminin öykücülügü kendisinden önceki döneme göre daha gerçekçi, toplumun ve bireyin sorunlariyla ilgili, günlük yasama daha duyarli oldu. Bu dönemin en büyük ustasi Halit Ziya Usakligil, Maupassant'in etkisinde ortaya koydugu çalismalariyla kisa öykünün ilk basarili örneklerini edebiyatimiza kazandirdi.

1911

II. Mesrutiyetin ilani edebiyatimizda "Milli Edebiyat" diye adlandirilan yeni bir akimin dogmasina neden oldu. Türkçülük ve buna bagli olarak gelisen dilde sadelesme hareketi, ulusal bir edebiyat olusturma düsüncesini gerçeklestirme çalistirmalarini baslatir. Öyküde Ömer Seyfettin, bu anlamda oldukça basarili çalismalar ortaya koyar. Maupassant öykü teknigini benimseyerek toplumsal sorunlari, ulusal duyarliliklari öykülerine konu edinen yazar, yalin bir dil kullanmasiyla ve öykü teknigiyle öykücülügümüzün gelismesine öncülük etmistir. Bu dönemin diger öykücüleri arasinda sayacagimiz Refik Halid Karay da gerek öykü teknigi gerekse ortaya koydugu yapitlarla öykücülügümüzün önemli bir ismi olmustur.

1930

Cumhuriyetin ilanindan sonraki dönem toplumumuzda her alanda yeni düsüncelerin yeni umutlarin filizlendigi bir dönem olmustur. Bu yeni dönemde öykücülügümüz gelisimini sürdürmüs, toplumumuzdaki degisimleri gözlemleyip içeriginde bu gözlemlerini yansitmistir. 1923-1950 yillari arasini inceledigimizde öykünün Istanbul sinirlarindan ülkemiz cografyasina yayildigini görürüz. Dogallik ve gerçeklikten toplumcu gerçekçilige uzanan bir yazin anlayisi öyküye egemen olmus ve bu dönem yazarlari toplumun sorunlarina duyarlilikla yaklasip toplumu anlamaya çalismislar ve duygularini öykünün içerigine yansitarak öykümüzün gelisimine, yayginlasmasina, zenginlesmesine katkida bulunmuslardir. Bu yillarin üç büyük ustasi vardir; Memduh Sevket Esendal, Sabahattin Ali ve Sait Faik. Çagdas öykücülügümüzün gelismesine önemli katkilar saglamis Memduh Sevket Esendal, siradan insanlarin yasantilarindaki günlük olaylari gözlemleyip, yalin anlatimiyla öykülestirmis ve yeni bir öykü anlayisi yaratmistir. Sabahattin Ali, toplumun ve insanin sorunlarina elestirel bir bakis açisiyla yaklasmis, özellikle Anadolu insaninin zorluklar ve olanaksizliklarla dolu yasam savasini bu anlayisla gözlemleyip, öykülestirmistir. Sabahattin Ali, bu öykü anlayisiyla kendisinden sonraki toplumcu gerçekçi öykücülere de saglam bir temel hazirlamistir. Sait Faik, Sabahattin Ali'nin toplumcu gerçekçi öykü anlayisindan çok farkli bir öykü anlayisiyla aydin bireyin, kentli siradan insaninin yasamina yönelmis, sorunlari göz ardi etmeyen, duygusal ve biraz da romantik anlatimiyla günümüz Çagdas Türk Öykücülügünün öncülerinden olmustur. Mehmet Seyda, Halikarnas Balikçisi, Kemal Tahir, Orhan Hançerlioglu, Oktay Akbal, Kemal Bilbasar, Sabahattin Kudret Aksal, Haldun Taner, Necati Cumali gibi usta öykücülerimiz de ilk ürünlerini bu dönemde vermislerdir.

1960

Çok partili döneme geçis yillarinda edebiyatimizda köy sorunlari agir basmaktadir. Öykü de bundan etkilenir. Bu olguda Köy Enstitüsü mezunu yazarlarla, çocuklugunu ve ilk gençlik yillarini Anadolu köylüsüne yakin geçirmis yazarlarin yapitlarinda köy gerçegini yogun olarak yansitmak istemis olmalarinin payi çoktur. Yasar Kemal, Fakir Baykurt, Mehmet Basaran, Talip Apaydin, Bekir Yildiz, Osman Sahin ve daha birçok yazarimiz köy insanini yasam gerçegini öykülerine konu yapmislar, gözlemlerini toplumcu gerçekçi denilebilecek bir anlayista sergilemislerdir.Çok partili döneme geçis yillarinda Türkiye'de sanayilesme hareketleri de oldukça ilerlemis özellikle büyük kentlerde fabrika bacalari tütmeye baslamisti. Fabrikalarin çogalmasi buralardan geçimini saglayan insanlarin sayilarini arttirmis, böylelikle toplum içinde köylüden, memurdan, esnaftan daha farkli sayilabilecek sorunlari olan yeni bir kitle olusmustu. Orhan Kemal, bu kitleyi yani fabrika isçisini öyküye sokan yazarimizdir. Kentteki fabrikada çalismak için kirdan kentte göç eden, kentin eteklerinde tutunabilmek için amansiz bir yasam savasi veren yoksul insani bütün güncel ayrintisiyla anlatip, sonraki kusaklara Orhan Kemal öykücülügü olarak yansiyacak olan bir öykü anlayisi yaratmistir.Bu dönemde anilmasi gereken diger bir yazarimiz da Aziz Nesin'dir. Hernekadar bir gülmece yazari olsa da, gülmece öyküsü içeriginde toplumu ve toplumun her kesiminden bireyin sorunlariyla elestirel gerçekçi bir bakis açisiyla ilgilenmis, bu anlayis biçimiyle öykücülügümüzü zenginlestirmistir.1950 sonrasi öykücülügümüzde yukarida belirttigimiz yazarlar disinda yapitlariyla ve öykü teknikleriyle iz birakanlar arasinda Rifat Ilgaz, Muzaffer Buyrukçu, Hakki Özkan, Zeyyat Selimoglu, Tarik Dursun K., Nezihe Meriç, Orhan Duru, Ferit Edgü, Adnan Özyalçiner, Leyla Erbil, Sevim Burak, Bilge Karasu gibi isimleri sayabiliriz.

1980

1980 yilindan günümüze dogru baktigimizda öykü geçmisimizde rastladigimiz heyecan verici gelismeleri pek göremiyoruz. Öyküde yeni bir akim yaratacak bir yazar ismine de rastlayamiyoruz. Bunun yerine saglam temellere oturmus, gelismis ve daha da gelismeye çabalayan bir Türk öykücülügü gözlemliyoruz. Çagdas Öykünün yapisini taniyan, bu yapiya uygun öyküler yazmis, yazan, yazmaya çabalayan birçok genç, yetenekli ve usta öykü yazarina sahibiz. Fürüzan, Tomris Uyar, Selim Ileri, Hulki Aktunç, Nedim Gürsel, Nazli Eray, Inci Aral, Ayla Kutlu, Erendiz Atasü, Hüseyin Akyüz, Sulhi Dölek, Cemil Kavukçu, Murathan Mungan, Mahir Öztas, Mehmet Zaman Saçlioglu, Necati Tosuner, Faruk Duman, Ayfer Tunç'u bu öykücüler arasinda sayabiliriz.

Kaynak: www.oykuevi.com
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: TÜRK EDEBİYATINDA ÖYKÜ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Perş. Kas. 08, 2007 12:21 am

Öykü 1900

20. yüzyil zaman ve hiz kavramlarinin dönüstürdüklerine tanikliklar yüzyiliydi. Edebiyatin kusattigi alan da bu sürecin bir parçasidir. Dönüsenlere, degisimle gelenlere taniklik. Hem içinden, hem de disindan...

1900, öykücülügümüzün baslangiç noktasi degil; bir geçis, bir belirleme, hatta bir çag yansimasini getiren bir dönemeç degil. Gelinen yeni yüzyilin basi, yani 2000 için ayni seyi söyleyemeyiz. Bu 100 yillik süreçte bir kalitin olustugu görünen bir gerçektir. Yeni yüzyilin böylesi bir anlami var. Öykü adina alinan yol önemlidir.

Peki, nedir öyleyse, yeni bir yüzyila girerken; yani 20. yüzyilin ilk günlerinde öykücülügümüzün durumu/görünümü? Sözünü ettigimiz kalitin baslama noktasi, ivmesi nerededir?

Öncesine bakiyoruz: 1879'li yillarda Ahmet Mithat'in Kissadan Hisse, Letaif-i Rivayat (1870/71), Emin Nihat'in Müsameretname'sini (1872/75) görmekteyiz. Geleneksel "hikaye" anlayisiyla yazilmis ilk örnekler.

Edebiyatin bu zaman diliminde geçirdigi evrelerin (Tanzimat, Servet-i Fünun, Fecr-i Ati) öyküyü yeni yüzyila hazirladigini pek söyleyemeyiz. Ilk girisimler, ilk örnekler gelir: Nabizade Nazim uzun öyküsü Karabibik'te (1890/91) bir 'ilk'i gerçeklestirir; Anadolu'yu, kirsal kesim insaninin yasamindan kesitleri yansitir. Samipasazade Sezai, Küçük Seyler'le (1892), Bati etkisinde yazilmis ilk öykü örneklerini verir, ardili dönemde de etkili olur. Halit Ziya Usakligil ise, öykü türünün 20. yüzyila tasiyan ikinci addir. Bir Izdivacin Tarih-i Muasakasi (1888), Bir Muhtiranin Son Yapraklari (1890), Bu muydu? (1894), Hayhat (1894), Nakil (4 ciltlik telif ve çeviri öyküler), Küçük Fikralar (1898) kitaplariyla yüzyilin önünde durur. Yüzyila ilk adimda, gene bu iki adin kitaplarini görürüz: Rümuz-ül Edep (Samipasazade Sezai), Bir Yazin Tarihi (Halit Ziya, 1900).

Halit Ziya'nin, roman ve öykü türünde kalici yapitlar kazandirma çabasini pekistiren bir baska yani da arastirmaciligidir. Kasim 1887- Mart 1888 tarihleri arasinda "Hizmet" gazetesinde yayimladigi bir dizi elestiri yazisini, 1891-92'de Hikaye (1) adiyla kitaplastirir. Öykünün ve romanin, yeni yüzyila girerken, Türkçede yazilmis tek karsilastirmali elestirel kitabidir. Bunun, Halit Ziya'nin edebiyattaki açilimlarini, ufkunun genisligini gösteren bir yani vardir.

Besir Fuat'in, bir düsünce adami olarak, dönem aydinlarinin, yazarlarinin bu konularda düsünmelerine ve yapilan tartismalara zemin hazirladigini söyleyebiliriz.

Halit Ziya, bu kitabiyla, öykü ve roman yazarlarina bir pencere açar. Kaygilarini ise söyle dile getirir: "Simdi, üzülmemek nasil mümkün olur ki, diger milletlerde bu kadar önemli sayilan, bu kadar seçkin bir yer tutan, insanlara, insanlari tanitma görevini üzerine alan hikayeler bizde masallar ile bir tutuluyor. Evet, nasil üzülünmez ki Batililarin son derece yücelttikleri bu edebi tür bizde henüz çocuk çaginda.

Gayretli bir çevirmen çikip da bize büyük hikaye yazarlarinin veya daha dogrusu insanoglunun hislerinin arastiricilarinin eserlerini çevirmiyor. Bir yetenekli yazar yetisip de Osmanlilarda, diger medeni milletlerin bundan bir yüzyil önce begenilen hikaye tarzini degistirmeye çalismiyor."(2)

"Hikaye" üzerine düsüncelerini dile getiren Halit Ziya, "hikaye"nin tarihsel olusumuna deginerek, romantiklerle realistlerin bir karsilastirmasini yapar. Buradaki amaci da sudur: "...vatanimizda hikayecilikle ün yapanlarla hikaye çevirmenlerinin yanlislarini çikarmak veya hizmetlerini küçük görmek degildir, aksine vatanimizda Muhayyelat-i Aziz Efendi tarzinda hikayelerden baska bir sey tanilmadigi bir sirada ilk defa olarak ulusal ve özgün hikaye yazan saadetli Ahmet Mithat Efendi Hazretleriyle sözü edilenin izinden gidenlere hissemize düsün tesekkürü sunmak isteriz. Fakat sunu da eklemek isteriz ki bu gün en olgun derecesini bulacagi realizm yoluna giren hikaye simdi bizde görülenlerin derecesinde kalmamistir."(3)

Görülecegi üzre,Halit Ziya, romanda oldugu gibi, öyküde de 20. yüzyila geçiste ilk etkileyici addir. Öykü üzerine düsünceleri kadar, öykülerinde yansittigi insan gerçekliklerini anlatma biçemiyle de ilgi çekicidir.

Edebiyatimizda Öykü Yüzyili

Edebiyatimizda öykünün yüzyili, zaman ve hiz kavramlarinin,- bir degisim ögesi olarak-, dönüstürdügü durumlari yansitan boyutlara sahip. Bu süreç, öykünün, edebiyatin asal türlerinden oldugunu örnekleyen birikimi var etmistir. "Çagdaslik", "modernlik" gibi kavramlarla öykünün tanimlanmasindan, kusaklarin/yazarlarin egilim/yönelimlerinin belirlenmesinden söz edebiliyoruz bu yüzyilda.

Özellikle uluslasma düsüncesi; ulusal edebiyat, ulusal dil kavramlarini getirir. "Yeni Edebiyat" anlayisi, bir bakima da "yerli edebiyat"in önünü açar. Öyküde Ömer Seyfettin, Memduh Sevket Esendal, F. Celalettin, Refik Halit Karay "yerli edebiyat/yerli öykü"nün öncüleridirler. Nasil ki; önceki yüzyilda Ahmet Mithat Efendi, Emin Nihat, Samipasazade Sezai, Halit Ziya Usakligil 'kurulus dönemi'nin öncüleriydi iseler, öyküye yeni açilimlar getiriyordular; bu yüzyilin baslangicinda da belirleyici adlarin bunlar oldugunu söyleyebiliriz. "Yerli hikaye"nin öykünün yüzyilindaki "ilk"leridir. Bir bakima da, çagdaslasma yolundaki ilk adimlar bu süreçte (1911-1930) gelir. Toplumun yeniden kurulus dönemine taniklik, öyküyü daha islevsel kilmistir. Halide Edip Adivar, Resat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoglu, Osman Cemal Kaygili, Selahattin Enis, Kenan Hulusi Koray, Sadri Ertem, Bekir Sitki Kunt öyküde böylesi bir amaci güderler..Geçis sürecine taniklik..

Toplumun tanima, anlama, tanimlama bu süreç sonrasi öykücüleriyle gerçeklesir diyebiliriz. Öykünün topluma, insana dönük yüzünün giderek etkin oldugu; öykü estetiginin sürekli gözetildigi bir dönemdir 1930-1950'li yillar. Öykü, türsel olarak da, gerçek kimligine kavusur. Kuskusuz, bunda, çeviriler döneminin, aydinlanma düsüncesinin etkinliginin qayi var. Sait Faik Abasiyanik, Sabahattin Ali türün yüzyildaki önemli iki adi olarak öne çikarlar. "Yerli hikaye"nin yeni yüzyilda tanimini yapabilecegimiz örnekleri verirler. Öyle ki; bu yüzyila tasan kalitin baslibasina iki adi, öykü cografyamizdaki iki farkli yönelimin ustasi. Onlarin yanibasinda ise Oktay Akbal, Orhan Kemal, Haldun Taner, Aziz Nesin'i görmekteyiz. Kisa öykünün tür olarak yayginligi, etkinligi; isledikleri konu ve temalarla bu türü zenginlestirici kilmalari gözardi edilemez elbette.

Bu yüzyilda dönemlerden/akimlardan söz etmistik. "1950 Kusagi" öykücülügünün yüzyila damgasini vurdugunu söylemek hiç de abarti sayilmamali. Öykü, tür olarak, eger yeni yüzyila tasinacak ise bu kusakla olacaktir o da. Bilge Karasu öyküsü 21. yüzyilda anlasilacaktir. Vüs'at O. Bener de bu yüzyila uyarilar getirdi ironisi, karamizahiyla..Öyküye yeni bir biçem verdiler. Tahsin Yücel, Nezihe Meriç, Orhan Duru, Adnan Özyalçiner, Demir Özlü, Onat Kutlar, Erdal Öz, Ferit Edgü, Demirtas Ceyhun, Feyyaz Kayacan, Leyla Erbil bir kiyida; Necati Cumali, Yasar Kemal, Fakir Baykurt, Muzaffer Buyrukçu, Tarik Dursun K., Erhan Bener, Zeyyat Selimoglu... öte kiyida imledigimiz zenginligi bu yüzyilda var ettiler.

Öykünün Altin Çagi

Öykünün yüzyili 'altin çag'ini 1960-1970'li yillarda yasadi. Toplumsal yapidaki degisme, zaman ve hizin buradaki belirleyici dinamikleri öykünün önünü açmistir. Çevirilerin, dünyaya açilmanin, dünyayi tanima ve yorumlamanin öykücülügümüzün zenginlestirici/gelistirici boyutlari olmustur. Füruzan, Bekir Yildiz, Sevgi Soysal, Necati Tosuner, Tomris Uyar,Selim Ileri, Hulki Aktunç, Nedim Gürsel, Adalet Agaoglu, Selçuk Baran, Ümit Kaftancioglu, Osman Sahin, Necati Güngör, Ayse Kilimci, Nazli Eray, Inci Aral.. "yeni hikaye"nin yeni yüzleri olmuslardir. Öykünün cografyasi genisler, zenginlesir.

Ülkenin yasadigi degisim/dönüsüm dönemi, yani 1950'lerde basgösteren kapitalistlesme süreci, asil ivmesini 1960'larda bulur. Gene ayni süreçte, iktidardaki sivil-asker çatismasi, toplumun insasi sürecinde baslayan aydinlanmaci girisimlerin kesintiye ugratilmasi toplumu bunalima, ikilemlere sürükler. Çatismanin odaginda yasanilanlar edebiyatin, dolayisiyla öykünün gelisme dinamigini etkiler. 1961 Anayasasi ile gelinen yer; özgürlükler ortamini var edebilme girisimleridir.. Demokratik bir toplumu olusturabilmenin ilk yolu ifade özgürlügünün saglanabilmesidir. Yüzyilin son kirk yilinda üç askeri darbeye taniklik eden ülkenin tarihsel toplumsal konumu yeni yüzyila tasinacak olan öykücülügümüzün hem ilgi/konu alani olmus, hem de belirleyeni..Son yirmi yilin birikimini niteliksel olarak degerlendirebilmenin erken oldugunu düsünüyorum. Önceki kusaklarin etkinligi sürdügü sürece, bu dönem öykücülerin; en azindan su adlarin Ayla Kutlu, Nursel Duruel, Erendiz Atasü, Feyza Hepçilingirler, Sulhi Dölek, Feride Çiçekoglu, Mahir Öztas, Cemil Kavukçu, Ahmet Yurdakul, Ülkü Ayvaz, Ahmet Önel, Buket Uzuner, Mario Levi, Jale Sancak, Ayfer Tunç, Ali Balkiz, Mehmet Güreli, Murathan Mungan'in öykünün , yeni kusaklar adina, yeni yüzyila tasiyicisi olabileceklerini düsünüyorum.

Öykünün yüzyili, öykücülügümüzün gelisiminde önemlice dönemeçleri var etmistir. Bunlari adlar ve 'kusak'lar baglaminda imlemeye çalistik. 21. yüzyilin öykünün yüzyili olacagini söylemek için 'kahin' olamk gerekmiyor, kanimca. Basta da imledigim gibi; zaman ve hiz kavramlarini karsilayacak tek tür, öyküdür de ondan!
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: TÜRK EDEBİYATINDA ÖYKÜ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Perş. Kas. 08, 2007 12:22 am

1999'da Öykü

Öykünün yüzyildaki bu görünümünün son ürünlerine göz atacak olursak, imledigimiz süreçte öne çikabilecek adlarin yazma çabalarinin zenginlestigini gözleriz.

1950 Kusagi bu kulvarda ilk siradaydi gene. Bilge Karasu'nun ardinda biraktiklari iki kitap olarak okura sunuldu: Lagimlaranasi ya da Beyoglu, Öteki Metinler. Füsun Akatli'nin yayima hazirladigi her iki kitap, Karasu anlatisinin gizlerini veriyor bize. Buna cografyasinin, iklimin renkleri demek belki daha dogru. Ilk kitapta yer alan anlati/öyküler onun yerlilik/kimlik, ait olunan yazi cografyasina açik göndermeleri olan metinlerdir. Onun "çekirdege ulasma çabasi"nin birer yansimasi her biri. Beliren bir baska boyut ise, Bilge Karasu'nun düsünce boyutunun yansilarini bulabilmemizdir. Öteki Metinler'de bu yan daha da ön plandadir. Sunu söyleyebilirim: Karasu anlatisi için 'anahtar metin'lerdir ardinda biraktiklari. Onu daha iyi anlamak, daha iyi yorumlayabilmek için, yer yer açik, yer yer de kapali metinler öykü tadiyla okunuyor.

Komsular, Tahsin Yücel'in öykücülügünde, Aykiri Öyküler'den sonra geldigi çizginin süreginde ürünleri içeriyor. Bes öykünün yer aldigi kitap, Tahsin Yücel öyküsünün tipik özelliklerini sunuyor bize. Toplumdaki çözülme, yozlasma, degisim ve yabancilasmanin bireylerin dünyalarina yansilari..Bunlarin da ironik biçimde anlatimi..Öyküsünün ana damarini hiçbir zaman birakmadan, kente dönüs, bakis..Buradan uçlananlarla toplumun profilini çizer adeta. Kitaba adini veren öyküdeki "Albay Atmaca" tiplemesi bunun güzel bir örnegidir. Yücel, öyküsünün yeni yüzyila tasinacak izleklerini ustalikla isliyor.

Ferit Edgü, Iste Deniz, Maria; Muzaffer Buyrukçu, Dumani Tüten Çay Gibi ile öyküdeki soluklu çabalarini sürdürdüklerini imliyordular..

Peride Celal, Melahat Hanim'in Düzenli Yasami'yla toplumumuzun son yillardaki degisim ugraklarina bireylerin dünyalarindan yola çikarak bakmaya çalisiyor. Degisenle çözülenen, yozlasmayla gelenlerin tarümar ettigi hayatlar..Bunlari ustalikla resmediyor, Peride Celal. Bir sizi, bir içlenis birakiyor..

Attila Ilhan, bu kez, bir öykü kitabiyla okurun karsisinda: Yengecin Kiskaci. Dört uzun öyküsünde okuru farkli boyuta tasimayi amaçliyor. Yazarin deyimiyle; "üçüncü boyut"..Yani; öykülemeden uzaklasarak, "görselligin agir bastigi bir tipleme, olaylama ve kurgulama teknegi"ni yeglemek.. Ilhan, anlatisinin görsel zenginligiyle öyküye yeni bir bakis açisi getirebiliyor..Gene de romanciliginin açtigi tuzaklara düsmekten kendini alamiyor yazar.

Muzaffer Izgü, Herkese Bir Yastik'la bildik gülmece çizgisini sürdürüyor. Bu kez degisen isledigi konular, ele aldigi sorunlar..Gülmecenin çagina taniklik islevini sergileyen öyküler yaziyor, Izgü. Açik, anlasilir, kolay okunabilen öyküler her biri..

Hüzün ve Tesadüf, Mustafa Kutlu'nun sir yüklü yeni öykülerini getiriyor. Hayata, insanin yasadigi burukluklara bir simyaci gibi yaklasiyor..Ayrintilarin var ettigi bütünlügün arka planlarindaki çözülmüslüklere, dostluklara, sevgi kipirtilarina, degisimlerle gelen hüzün ve sevgilerin yüzümüzün aylasinda isiyan anlamlarina yolculuga çikariyor..Usta isi öyküler yaziyor, Kutlu. Olabildigince yerli, olabildigince insancil bir bakisla taçlandiriyor anlatisini. Kisa öykünün yogunlugunu dilde yalinlastiriyor, damitilmis sözcüklerle sirli bir dünya sunuyor bizlere..

Füruzan, Sevda Dolu Bir Yaz ile öyküsünün yeni kapilarini açiyordu. 1950'lil yillarin Istanbul'una götürüyordu..Yasama kültüründeki zenginliklerin pastoral renklerini sunuyordu. Ait olunan yerin anlami, yasami sarmalayan degerlerin var ettigi insan iliskilerinin güzelligi buruk, içli bir biçimde kitabin üç öyküsündü yer ediyordu. Bugünde yasayan geçmisin kapilari açiyordu okura. 'Bu hayatlar sunlari, suralarda yasadi' dercesine bir duygu atmosferi kuruyor..Degisenin ne oldugunu, neden olduklarini gösteriyor, Füruzan..Öyküsünün sicakligi, içten anlatimi her dem yanibasinizda..

Burhan Günel, Çiçekler Korunagi'nda toplumdaki çalkantilarin insan iliskilerine yansilari duyarli biçimde isliyordu.

1980 sonrasi öykücülerin atak, verimli yiliydi 1999. Su adlarin yapitlari öne çikiyordu: Murathan Mungan, Üç Aynali Kirk Oda; Cemil Kavukçu, Dört Duvar Bes Pencere; Jale Sancak, Hayatin Bu Yakasi; Ali Balkiz, Dil Bagi; Hakan Senocak, Naj; Faruk Ulay, Amber; Ahmet Ümit, Agatha'nin Anahtari; Özgen Ergin, Galatali Angelos; Sevgi Özel, Bir Bulut Ayagima Dolandi; Tarik Günersel, Bedenlere Inanir misiniz?; Kirkor Ceyhan, Atini Nalladi Felek Düstü Pesimize; Fatma Murat, Korkuyor Ask; Hüsnü A. Göksel, Gümüs Kemerli Kiz; Ismet Emre, Subat Visneleri; Faruk Duman, Av Dönüsleri.

Yili ilk öykü kitaplariyla karsilayan yazarlar ise sunlardi: Karin Karakasli, Baska Dillerin Sarkisi; Ahmet Cemal, Dokunmak; Piraye Sengel, Masumiyeti Özlemistim; Asuman Ercan, Dolunay Yansimalari; Reha Magden, Yazgilarin Tableti; Murat Gülsoy, Oysa Herkes kendisiyle Mesgul; Semra Aktunç, Baskalarinin Fotografi; Inci Gürbüzatik, Iki Çirpi Kiraz Kiz; Ayda Erbal, Son kullanma Tarihi Geçmis Asklar.

Üç Aynali Kirk Oda, Murathan Mungan'in altinci öykü kitabi. Üç uzun öykünün yer aldigi kitabiyla, öyküde geldigi çizginin çok gerisine düstügünü söylemeliyim. Öyküde denenmisi deneme, yeni bir bakis açisiyla masallara/hikayelere yönelme...Kurulan dünyanin fantezileri bile Mungan'in öyküsünü anlamli kilamiyor.. Çok yapay, göndermeleri inandirici olmayan düz metinler..Örtüsenlerin arka planlarinda imlenilenler ise inandirici gelmiyor artik. Ayrintilar içinde kaybolan bir öykücü kimligi öne çikiyor. Kurmacanin gerçekligini tavsalamasa da, öykünün çok uzaginda 'seyler' yaziyor, bence, Mungan.

Cemil Kavukçu, giderek öykücülügünü özgünlestiriyor. Ileride belirgin bir çizgi olusturabilecek, 'Cemil Kavukçu öyküsü' diyebilecegimiz üslubu ve izlekleri bu kitabinda iyice olusturdugunu söylemeliyim. Sesi, tinisi, rengi, kokusu pek yabanci olmayan; ama yepyeni öyküler yaziyor. Ait oldugu dil cografyasinin kapilarini sonuna degin açiyor. Yerlilik, aitlik duygusunu pekistirecek ayrintilarla ustaca öyküler kuruyor. Yerin anlami, kisilerin gerçeklikleri öylesine renkli, öylesine canli ki; Kavukçu, bir dali incitmeyecek sözcüklerin tinisiyla bunlari kurguluyor.. Giderek daha da yalinlastigini söyleyebilirim. Söze anlamlar yüklüyor, evet. Ama, öyküsünün, anlattiklarinin, izleklerinin uzagina düsmeden yapiyor bunu da. Ufkunu genisleten bir düsünce boyutu yakaliyor öyküde. Bu da, imledigim gibi; Kavukçu'nun kendi öyküsünün yapi taslarini yerlestirmeye ilk adiminin isaretidir artik. Sevgiyle, ilgiyle okutuyor öykülerini Kavukçu.

Hayatin Bu Yakasi, Jale Sancak'in besinci öykü kitabi. Sancak, bu kez de hayatin kanayan yanlarina uzaniyor. Incinen, buruk yasayan, savrulan insanlarin öyküsünü kuruyor..Geçip gidenin ardinda biraktiklari; insan iliskilerindeki açmaz, yalnizlik, yabancilik...Savrulmalarin, tükenislerin öyküsü..Bir bakima, Sancak, hayatta bunlarin karsiliklarini ariyor..Bu arayislar da o çözülmeleri yazmaya yöneltiyor onu..Öyküsünün daha da gelisebilecegini imleyen örnekleri sunuyor okura.."Hayat Sefika, ah!" , onun bu açilimini gösteren en güzel öykülerindendir.

Ali Balkiz, yedinci öykü kitabi Dil Bagi'nda öykü çabasinin sinirlarini genisletiyor..Topluma, insan iliskilerine tanikligi önceliyor elbette. Ama ayrintilarin yasami besleyen yanlarini yalin biçimde anlatiyor..Üstelik yepyeni bir dil yakalamak çabasiyla yapiyor bunu da..

Naj, Hakan Senocak'in üçüncü öykü kitabi..1998 Sabahattin Ali Öykü Basari Ödülü'nü kazanmisti bu kitabiyla, Senocak. Kurdugu öykü dünyasiyla ilgi çekiyor. Sözün anlamini imgelemlerle sirlayarak veriyor..Anlatisinda fantastik gibi görünen her gerçekligin uçlandigi noktalarda hayatin gizemli, aykiri gibi gözüken yanlarina yeni bir bakis getiriyor. Bu da, onun öyküsünü canli/ritmik kiliyor. Yeniden yeniden okutuyor..Senocak, basarili bir öykü evreni kuruyor..

Özgen Ergin, üçüncü öykü kitabi Derin Sularda ile topluma hem içinden, hem de disindan bakiyor. Yasadigi göçmenlik kimliginin onu uçlandirdigi konumlarin gözlemlerini ustalikla aktariyor. Ergin, bununla yetinmeyerek, hayatin farkli kesimlerine, yer/mekan duygusunu önceleyerek, yasanan iliskilerin gün'ü, an'a yansilarina bakiyor..Yansitici bilincin araliklarindan sizan isiklarda gösterdikleriyle basarili bir öykü evreni kurdugunu gözlüyoruz.

Faruk Ulay, Amber'de öykücülügümüzün cografyasini zenginlestiren bir birikimi sunuyor; Ahmet Ümit ise, Agatha'nin Anahtari ile bu açilimi daha farkli bir kiyiya ulastiriyor. Öyküde pek rastlamadigimiz 'polisiyeöykü'ler yaziyor..Ümit, topluma, insanimiza bu mercekten bakmayi yegliyor.. Bir Bulut Ayagima Dolandi,Sevgi Özel'in besinci öykü kitabi. Özel'in, öyküdeki kivrak anlatimi, yalin bakisi ilk göze ilisen yanidir. Burada da bu bakisini temellendirdigi konuler/izlekler, onun, artik giderek genisleyen bir öykü damari yakaldigini gösteriyor bize. Insana, hayata, insan iliskilerini bakisindaki ironinin ise iyice damitilarak verildigini söylemeliyim. Yasama yeni bir soluk, yeni renk katiyor , Özel.

Faruk Duman, ikinci kitabi Av Dönüsleri'de topluma, insana bakisini yalin biçimde yansitiyor. Anlatimindaki özgün yan ise, onun anlattiklarini isitiyor adeta..Söyleyecek sözü, yazacak çok seyi olan bir öykücü, Duman.

Ilk kitaplara gelince; Piraye Sengel, Masumiyeti Özlemistim'le masumiyet çaginin öykülerini yaziyor; Reha Magden, Yazgilarin Tableti'nde bireyin sanrilarini, arayisinin sürükledigi kiyidaki sorgulayiciliginin yansilarini anlatmayi yegliyor. Semra Aktunç, Baskalarinin Fotografi'nda usta isi öykülerle çikiyor karsimiza. Durus yerimizi animsatan, unuttuklarimiza, örttüklerimize dönüp bakmayi anamsatan öyküler yaziyor..Mevsimlerle geler renkler, ait oldugumuz yerin anlami onun öykülerinde duyarli biçimde yer ediyor.

1) Hikaye, Halit Ziya Usakligil, Hazirlayan: Nur Gürani Arslan, 1998, Yapi Kredi Yay., 151 s.

2) Agy, s.21

3) Agy. S.27

Feridun Andaç

kaynak: www.sevgidamlalari.com
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Çagdas Türk Öykücülügünün Olusum Ve Gelisimine Yön Verenler

Mesaj tarafından Atirpan Bir Perş. Kas. 08, 2007 12:23 am

Sorusturma sözcügünün eylemsel anlamini; "Bir durumla ilgili olarak her seyi bütün ayrintilariyla ögrenmek için birçok kisinin bilgisine basvurmak" olarak tanimliyor Türkçe Sözlük (Kemal Demiray, 1990).

Her seyi bütün ayrintilariyla ögrenmek konusunda sorumlu/yanitli sorusturmalarin günümüzde o islev yerine getirebildigine pek inanasi gelmiyor insanin! Neden, derseniz; medya, böylesi degerlendirmelerde okuru / yazari bir tür kolayciliga, siradan degerlendirmelere itiveriyor. "Her derde deva" örnegi; ögrenme, ögretme, gösterme biryana; "aninda görüntü ver" dercesine, ivedilikle alinan bilgi, görüs alisverisiyle reçeteler türetilince islevsel inandiricilik ortadan kalkiyor. Bunu medya kendi virüsünden var ediyor; sonra da dönüp bu var ettikleriyle, "medya maydanozlari" diye de alay ediyor.

Bu karmasa ortaminda, vitrinin olabilir, ama meydanin hep onlarda olmadigini karinca kararinca çabalariyla kanitlmaya çalisan yazin/kültür dergileri de yer yer bu tür konulara yönelerek nabiz yoklama girisimlerinde bulunuyorlar.

Bizde yazin/kültür dergiciligi öyle uzun süreli plana/programa dayali olarak kotarilamadigi için; bu tür günübirlik akla gelmelerle; 'an'a, 'gün'e, 'zaman'a, 'özel durum'a uydurmalarla sik sik sorusturma/dosya hazirlama girisimlerinde bulunulur.

Varlik, 60. yil nedeniyle Temmuz sayisinda "Çagdas türk edebiyatinin olusum ve gelisiminde en büyük pay sahibi" olan romanci, sair, öykücü, elestirmen-denemeci-incelemecileri belirlemeye yönelik bir sorusturma dosyasi düzenlemisti.

Sorusturmanin yanitlarina göz atinca; acaba yazinimiz da giderek bir takim düzenine mi indirgeniyor diye düsündüm dogrusu! Ileri üçlü, orta saha, defans, sag bek, sol bek, kaleci, yedekler... Kaptan! Ve bunun arka plani; antrenör, teknik direktör, masör... Hakemler!

Bu, yazinsal degerlendirmede bir ölçüt degil elbet.

Bu tür sorusturmalar, kamuoyu arastirmasi niteligi tasimasa da; yine de, yazinsal ortamin nabzini, egilimlerini, yönelimlerini belirlemeye/saptamaya dönük birtakim somut verileri ortaya koyuyor koymasina da... sorusturmalarla, dahasi ödüllerle yan ve yön tayin edicilik konumuna getirilmek pek anlamli gelmiyor bana.

Gerçi sorusturma 'sunu'sunda her ne kadar; "Bu sorusturma dosyasini hazirlarken amacimiz, bir anlamda Çagdas Türk edebiyatiyla yasit olan Varlik dergisinin 60. yil sayisinda sair ve yazarlarimizin görüslerinden yola çikarak, gerek yapitlariyla, gerekse kimlikleriyle edebiyat ortamina yaptiklari etki açisindan Cumhuriyet dönemi edebiyatimizin olusumunda ve gelisiminde en çok söz sahibi olan imzalari saptamaya çalismakti. Sorusturmamizdan çikan kesin bir degerlendirme sayilaaz kuskusuz. Ama bu konuda bir fikir verecegine de inaniyoruz" denilse de; Varlik, yazin ve kültür ortamimizin iyice söngünlestigi bir dönemde, bence; isi biraz daha kapsamli bir boyutta ele alip bu konuyu bir yöneylem arastirmasiyla okuruna sunmaliydi. 60 yila gelen birikimine de bu yakisirdi, kanimca... Mademki bir kalittan söz ediliyor; medyanin cilali dergilerinden ayrilan kimligini de bu anlamda ortaya koymaliydi.

Yazin, Tarihiyle Vardir!

Yazinimizin çagdaslasma serüveninin olusumuna bugünden bakip degerlendirmede aslinda pek yol aldigimiz söylenemez. Yazinsal birikimin bu yöndeki türsel ayrimini içeren, yönelimlerini belirleyen, tematik egilimlerini sergileyen, çagdaslasma serüvenini dile getiren, modernlesme yolundaki asamalarini/kaynaklarini ortaya koyan elestirel tarihi yazilmadi henüz.

Bir ülkenin siyasal, ekonomik, toplumsal tarihi kadar yazin tarihi de önemlidir. Yazin, tarihiyle vardir! Üstelik bunlari birbirinden ayri düsünemeyiz. Yazinin varolus ve gelisme kosullari toplumsal yasamin olusum süreçlerinde biçimlenir. Goldmann, "Iktisadi ve toplumsal etkenlerin edebiyatin dogusu üzerindeki etkisi"nden söz ederken, bu içkin durmun kaçinilmazliginin da altini çizer.

Karsilikli etkilesimde belirleyici olani degerlendirmek; kalita dönüseni bu degerler bütünü içinde görebilmek ise, ancak yazilan bir tarihle mümkündür.

Yazin alanimizdaki bu eksiklik öteden beri hep vurgulanagelir. Sözünü ettiklerimizi belirleyici kilan birikimin bugüne degin saglikli biçimde degerendirilip ortaya konulamamasi; bu tür sorusturmalar sonucunda ortaya çikan görünümün ne ölçüde dogru tesbitleri içerdigi üzerine de düsündürüyor insani.

Birikime Bakarken

Yine Varlik'in sorusturmasina dönersek; bence, burada, ortaya çikan sonuçlardan çok bu sonuçlarin ardindaki gerçegi gözlemek asil ilgiye deger olani.

Sorusturmaya yanit verenleri besi sair, dokuzu elestirmen, biri denemeci, üçü öykücü, biri romanci, on üçü de roman ve öykü yazari. Toplam otuz iki kisi.

Verilen yanitlara göre, çagdas Türk öykücülügünün olusum ve gelisiminde" katkisi olanlara bir göz atalim:

Sait Faik (30 oy)Yasar Kemal (2 oy) Sabahattin Ali (22) Hulki Aktunç (2) Memduh Sevket Esendal (13) Orhan Duru (2) Bilge Karasu (9) Demir Özlü (2) Ömer Seyfettin (8) Vüs'at O. Bener (2) Haldun Taner (8) Onat Kutlar (2) Nezihe Meriç (8) Oktay Akbal (2) Orhan Kemal (7) Oguz Atay (2) Aziz Nesin (5) Selahattin Enis (1) Tomris Uyar (4) Pinar Kür (1) Leyla Erbil (4) Muzaffer Buyrukçu (1) Refik Halit Karay (3) Fahri Erdinç (1) Füruzan (1 oy) Tarik Dursun K. (1) Fakir Baykurt (1) Hüseyin Rahmi (1) Talip Apaydin (1) Tahsin Yücel (1) Bekir Yildiz (1) Kemal Tahir (1) Nazli Eray (1) Selim Ileri (1) F. Celâlettin (1) Adnan Özyalçiner (1) Kenan Hulusi (1) Feyyaz Kayacan (1)

Ortaya çikan tablo bir yaniyla (belirli adlarin anilmasi açisindan) gerçekçi, ama birçok yaniyla da eksik, bence!

Öykücülügümüzün çagdaslasma yolundaki ilk adimi Ömer Seyfettin'le baslar. Öykü yazmaya/ okumaya yönelen biri bu kalita ilk elden ulassin ulasmasin; öykücülügümüzün gelisim çizgisinde onun açtigi yol/yön belirgindir, etkileyicidir. Ayni dönemde öykülerini yayimlayan kusakdasi Memduh Sevket Esendal'la birlikte Ömer Seyfettin bu olusumun ilk önemli adi. Onu Esendal'in önüne geçiren ise; dildeki yenilesme çabasinin yani sira öykü teknigine bunu agdirmasidir. Öykü anlatisi; serim> dügüm; çözüm bölümleriyle birlikte, tragedyanin üç birlik kuralinin (zaman> yer> olay birligi) belirgin yanlarinin bu anlatida yeni bir biçimde kullanilmasi ilk kez onun öyküsünde kimlik kazanir.

"Milli bir edebiyat vücuda getirmek için evvelâ milli bir lisan ister."* diyen Ömer Seyfettin'in bir baska önemli yani, yazma eylemi üzerine düsüncelerini dile getirmesidir. Bir yaniyla uygulayici, diger yaniyla da, kendi ölçülerinde kuramsal/düsünsel boyutta düsünen bir (eylem adami) kimligiyle ardili kusaklar için etki kaynagi olmustur. Esendal; daha silik, içe dönük kalmistir! Onun öyküsü, öykücü kimligi asil gelisme döneminde öne çikar; etkileyici olur.

Bu iki öykücümüz; kurulus dönemi'nin oldugu kadar, sonraki dönemlerde de iyice belirginlesecek olan ana yönelimlerin uç noktalarini olustururlar. Sanirim, bu yan hep göz ardi ediliyor! Bu gelisim çizgisine, kaynaklar/etkilere göre dönemsel bir siralama yaptigimizda; öykücülügümüzün çagdaslasma yolundaki genel görünümünü de burada açikça görebiliyoruz.
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Çagdas Türk Öykücülügünün Olusum Ve Gelisimine Yön Verenler

Mesaj tarafından Atirpan Bir Perş. Kas. 08, 2007 12:24 am

KURULUS DÖNEMI: 1870-1930

(1) Hazirlik/etkiler: (1870-1900)

Ahmet Mithat, Emin Nihat, Samipasazade Sezai, Nabizade Nâzim, Hüseyin Cahit Yalçin, Halit Ziya Usakligil, Ahmet Hikmet Müftüoglu, Ercüment Ekrem Talu, Hüseyin Rahmi Gürpinar.

(2) Çagdaslasma Yolundaki Ilk Adimlar: (1900-1930) Ömer Seyfettin, Memduh Sevket Esendal, Yukap Kadri Karaosmanoglu, Halide Edip Adivar, Refik Halit Karay, Selahattin Enis, F. Celâlettin, Osman Cemal Kaygili, Resat Nuri Güntekin, Kenan Hulusi Koray, Nahit Sirri Örik.

II. ARAYIS DÖNEMI: 1930-1940

Sadri Ertem, Ahmet Naim, Kemal Bilbasar, Halikarnas Balikçisi, Resat Enis, Mahmut Yesari, Bekir Sitki Kunt, Ilhan Tarus, Umran Nazif, Mehmet Seyda, Samim Kocagöz, Samet Agaoglu, Necip Fazil Kisakürek.

III. GELISME DÖNEMI: 1940-1950 Sabahattin Ali, Sait Faik, Orhan Kemal, Aziz Nesin, Kemal Tahir, Oktay Akbal, Sabahattin Kudret Aksal, Ahmet Hamdi Tanpinar, Faik Baysal, Haldun Taner, Tarik Bugra, Necati Cumali, Orhan Hançerlioglu, Salim Sengil, Fahri Erdinç, Afif Yesari, Rifat Ilgaz, Naim Tirali.

IV. MODERNLESME YOLUNDA: 1950-1960 Nezihe Meriç, Vüs'at O. Bener, Bilge Karasu, Orhan Duru, Ferit Edgü, Feyyaz Kayacan, Onat Kutlar, Demir Özlü, Tahsin Yücel, Adnan Özyalçiner, Erdal Öz, Yasar Kemal, Fakir Baykurt, Muzaffer Buyrukçu, Tarik Dursun K., Muzaffer Hacihasanoglu, Demirtas Ceyhun, Zeyyat Selimoglu, Hakki Özkan, Sahap Sitki, Orhan Çubukçu, Necdet Ökmen.

V. YAPILANMA DÖNEMI: 1960-1970 Sevim Burak, Yusuf Atilgan, Leyla Erbil, Sevgi Soysal, Füruzan, Tomris Uyar, Meral Çelen, Nevin Islek, Nursen Karas, Necati Tosuner, Selim Ileri, Kâmuran Sipal, Mahmut Özay, Bekir Yildiz, Gülten Dayioglu, Fersan Gürel, Remzi Inanç, Nahit Eruz, Behiç Duygulu, Dursun Akçam, Yusuf Ziya Bahadirli, Afet Ilgaz, Mehmet Basaran, Nevzat Üstün, Kerim Korcan.

VI. YENIDEN OLUSUM DÖNEMI: 1970-1980 Adalet Agaoglu, Hulki Aktunç, Ayhan Bozfirat., Ahmet Say, Nedim Gürsel, Nazli Eray, Ayse Kilimci, Mustafa Kutlu, Selçuk Baran, Aysel Özakin, Tezer Özlü, Yildiz Incesu, Siir Erkök (Yilmaz), Oguz Atay, Inci Aral, Osman Sahin, Hasan Kiyafet, Muzaffer izgü, Ümit Kaftancioglu, Fethi Savasçi, Yüksel Pazarkaya, Celâl Özcan, Metin Ilkin, Burhan Günel, Hakki Gümüstas, Kemal Ates, Durali Yilmaz, Naci Girginsoy, Mustafa Balel, Necati Güngör, Sevinç Çokum, Rasim Özdenören, Sevket Bulut, Lütfi Kaleli, Kemal Bekir, Güven Turan, Sükrü Bilgiç.

VII. YENILESME DÖNEMI: 1980-1990 Isil Özgentürk, Fazli Yalçin, Cafer Hergünsel, Feyza Hepçilingirler, Nadir Gezer, Günseli Inal, Pinar Kür, Afsar Timuçin, Izzet Yasar, Esma Ocak, Engin Karadeniz, Fuat Altinsay, Fatma Ü. Aren, Nursel Duruel, Sevda Kaynar, Kandemir Konduk, Ali Ihsan Mihçi, Ismet Tokgöz, Gürhan Uçkan, Hüseyin Akyüz, Erendiz Atasü, Mahmut Alptekin, Habib Bektas, Ahmet Çakir, Güney Dal, Sulhi Dölek, Tarik Günersel, Zeynep Karabey, Cemil Kavukçu, Duran Yilmaz, Muzaffer Abayhan, Ülkü Ayvaz, Sükran Farimaz, Ismail Gümüs, Özcan Karabulut, Izzet Kiliçli, Ayla Kutlu, Ayse Kulin, Ahmet Önel, Lütfiye Aydin, Mehmet Güreli, Ahmet Yurdakul, Murathan Mungan, Feride Çiçekoglu, Cengiz Ördersever, Semra Özdamar, Buket Uzuner, Gülderen Bilgili, Jale Sancak, Özgen Ergin, Ali Balkiz, Mustafa Hakki, Mario Levi, Kürsat Basar, Sezer Ates Ayvaz, Mahir Öztas, Süheyla Acar Kalyoncu, Ayfer Tunç, Ali Nurettin Gürses, Ayfer Coskun, Süalp Çekmeci, Hatice Bilen, Ahmet Tulgar, Zeynep Aliye, Zeynep Ankara, Nese Cehiz, Yavuzer Çetinkaya, A. Didem Uslu, Nurten Ay, Yurdaer Erkoca, Halime Toros, Atilla Senkon, Emine Isinsi, Oya Baydar, Yesim Dormen Müderrisoglu, Perihan Nuray Tekin, Barlas Özarikça, Izzet Harun Akçay, Fatos Dilber, Dinçer Sezgin, Hasan Ali Toptas, Berrin Kirimlioglu, Ümit Kivanç, Cemile Çakir...

Bu dönemsel ayristirmayi göz önüne alarak, sorusturmada ortaya çikan tabloya baktigimizda, görülen sudur:

Sair ve yazarlarimiz burada, çogunlukla, kendi begenilerini öne çikarmislardir.

Sait Faik/Sabahattin Ali, sorusturmayi yanitlayanlayanlarca, ortak addir. Ama bu sürecin asil belirleyici adlari çogunlukla göz ardi edilmistir.

Diger bir ortak yaklasim da (sayisal tespit yetersiz de olsa); öykücülügümüzün bu süreçteki olusumuna katkisi olan modernlesme yolunca döneminin '1950 Kusagi' öykücüleri üzerinedir. Öykücülügümüzün nirengi noktasidir bu dönem. Bundan sonraki her dönemde belirleyici/etkileyici bir niteligi vardir, bu kusagin.

Yapilanma ve yeniden olusum dönemlerine pek ilgi gösterilmemis. Oysa bir Sevim Burak, Füruzan, Tomris Uyar, Bekir Yildiz, Adalet Agaoglu, Tezer Özlü ardili kusaklari etkileyen öykücülerdir.

Bu baglamda yenilesme döneminin öne çikan adlari ise bu "takim"da yer alamamistir.

Bu siralamayi daha da uzatabiliriz. Sorusturma ile ortaya çikan sudur: Böylesi benzer ayristirma siir, roman, elestiri/deneme için de yapilsa sanirim, benzer bir durumla karsilasacagiz! Birçok eksikligi içinde tasiyan, yerli yerince degerlendirmeden ön/öz görülerimizle "bu, budur" deyip, kestirip atma...

Yukarida da imledigimiz gibi; bu, bence, yazinimizdaki önemli bir seyin eksikligini ortaya koyuyor: Yazinsal birikimin kapsayici, degerlendirici elestirel tarihinin yazilmamasi.

Örnegin; ortak bir kani, "Sait Faik/ Sabahattin Ali önemli." Ama neden? Peki; Ömer Seyfettin/ Memduh Sevket Esendal ne oluyor? Ya Refik Halit Karay, Kenan Hulusi Koray?

Degerler yerli yerince oturtulamadigi için; su ya da bu yönelimlerin/ begenilerin bagimliligindan kurtulamayarak; yazarlarimizi, sairlerimizi 'özel ilgi, bilgi ve begenilerimizle' ön ya da art siralarda anmayi yegliyoruz.

Bir baska örnek vermek istiyorum: Romanda Resat Enis adi hiç anilmaz. Ama toplumsal gerçekçi yönelimin, özellikle Orhan Kemal - Yasar Kemal romanciliginin ilk nüvesini, etki/kaynaklarini onun romanciliginin olusturdugu pek bilinmez. Ayni seyi Sadri Ertem'in, Kemal Bilbasar'in öykücülügü için de söyleyebiliriz. Nedense Sait Faik'i anariz, onun öyküsünün kaynaklarindan biri olan Memduh Sevket Esendal öykücülügünü göz ardi ederiz. Sabahattin Ali hep önem kazanir; Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Sadri Ertem anilmaz bile.

Nitelik ayri bir sey, etki kaynagi olmak ayri bir sey. O, bir kivilcimdir; ardina gelenler onu biçimler. Ama biz hep o kivilcimlari göz ardi ede ede yürüyoruz.

Yazin tarihi ayni zamanda bir ülkenin tarihsel, toplumsal, siyasal dönüsümleri/gelisimlerinin tarihidir de. Yazinimiz hep böyle varolagemistir. Bu gelisim çogunlukla bir gösterge olmustur.

Bu iç içeligi kavramak, o bütünün elestirel tarihini yazmakla mümkündür. Yoksa bu tür sorusturmalarda ortaya çikan tablolarla bir ülkenin yazinsal birikiminin "olusum ve gelisiminde en büyük pay sahibi" olanlar hiçbir zaman belirlenemez.

Eger, bu baglamda, sözü edilen katkida bulunanlari anmamiz gerekiyorsa; Ömer seyfettin ve Memduh Sevket Esendal'in açtigi yolda iki ana kolda gelisen öykücülügümüzün bu süreçte ki gelisimine katkisi/etkisi olanlar sunlardir:

Ömer Seyfettin Mahmut Sevket Esendal Refik Halit Karay F. Celâlettin Sadri Ertem Kenan Hulusi Koray Sabahattin Ali Sait Faik Abasiyanik Orhan Kemal Haldun Taner Aziz Nesin Bilge Karasu Adnan Özyalçiner Tarik Dursun K. Füruzan Nezihe meriç Bekir Yildiz Tomris Uyar Ayse Kilimci Adalet Agaoglu Inci Aral Selim Ileri Ahmet Yurdakul Hulki Aktunç Cemil Kavukçu Murathan Mungan

Bu belirlemenin öykü cografyamizdaki akisim/etkilesim/gelisim durumunu; yönelimleri, kusaklararasi etkileyici olanlari bir sonraki yazimda dile getirecegim.

*Gerçekçilik Yolunda, Feridun Andaç, Cem Yayinevi,1989.

Kaynak: www.worldshortstoryday.org/cagdas.htm
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz