İSLAMİYETE GEÇİŞ DÖNEMİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Yukarı İSLAMİYETE GEÇİŞ DÖNEMİ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Ptsi Ekim 29, 2007 1:57 am

Türkler onuncu yüzyıldan itibaren kitleler halinde İslamiyeti kabul etmeye başlamışlardır. İslam kültürünün etkisiyle yavaşa yavaş yeni bir edebiyat ortaya çıkmıştır. Kendine özgü nitelikleri ve kurallarıyla “Divan Edebiyatı” adını verdiğimiz dönemin oluşumu 13.. yüzyıla kadar gelir. Daha sonra bu edebiyat anlayışı 19.yüzyıla kadar etkin bir şekilde varlığını sürdürür.


İLK İSLAMİ ÜRÜNLER


KUTADGU BİLİG: Eserin adı “mutluluk veren bilgi” anlamına gelir. Yazarı, Yusuf Has Hacip’tir. Karahanlılar zamanında (XI. yüzyıl-1070) yazılmış, ideal bir devlet yönetiminin nasıl olması gerektiği üzerinde durulmuştur. Esrin dilinde henüz Arapça ve Farsça etkisi yoktur. Birimi beyit, ölçüsü aruz, kalıbı fe u lün/fe u lün /fe ul’dür. Bilinen üç nüshası, bugün Fergana, Viyana ve Mısır’da bulunmaktadır.

Has Hâcib Yusuf ve Kutadgu Bilig

Yusuf, Balasagunlu bir Türk şairi olup eserini 1069-1070 arasında Karahanlı8lardan Tafgaç Buğra Kara Han adına yazmış,eserine mükâfat olarak kendisine Kaşgar sarayında Has Hâciblik rütbesi verilmiştir. 'Kutadgu Bilig' siyasetname veya şehname demektir. Zaten şehname vezni olan feûlün feûlün feûlün feul vezniyle yazılmıştır. 6500 beyitten fazla olup 73 bölüme ayrılmıştır. Eser,dört sembolik şahsın konuşmalarından ibaret olup bu şahıslar şunlardır.

Adalet : 'Kün Toğdı' adında bir padişah;

Devlet : 'Ay Toldı' adında bir vezir;

Akıl : 'Ögdülmiş' adında , vezirin oğlu;

Kanaat : 'Udgurmış' adında , vezirin kardeşidir.



'Has Hâcib Yusuf' bu dört kişiyi konuşturarak hükümdar tarafından milletin türlü sınıflarına karşı tutulması gereken yolları ve yapılması gereken muameleleri anlatmakta,öğütler vermektedir. Şairin felsefi ve içtimai düşünveleri burada açıkça gözükmektedir. Yusuf , felsefi ve içtimai düşüncelerini 1038'te ölen büyük İslâm mütefekkiri ve bilgini İbnisînâdan almıştır. İbnisinâ bir cemiyet beğler,çiftçiler,askerler olmak üzere üç tabakaya ayırdığı gibi Yusufda hükümdar,memurlar ve halk olmak üzere üçe ayırmakta ve bu sınıflar arasında haksızlık olmaması için herşeyden önce yoksulların devlet tarafından korunmasını ve böylelikle bunların orta sınıfa geçmesini ve giderek bütün milletin bolluğa ermesini istemektedir.

Karahanlılar çağının edebi lehçesi olan Hakanlı lehçesiyle yazılmış olan Kutadgu Bilig'de dil heniz saflığını muhafaza etmektedir. Eserde kuvvetli bir İslâm , İran fikir tesiri olmakla beraber Arapça,Acemce sözler pek azdır. Bu lehçenin Gök Türkçe ve Uygurcanın devamı olduğu derhal göze çarpmaktadır. Yalnız aruz vezniyle yazılan ilk Türkçe eserlerden birisi olduğu için vezin bozuklukları ve aksaklıkları görülmektedir. Eski Türklerde ve onların eserlerinde mesela Gök Türk yazıtlarında olduğu gibi kadına muhterem bir mevki verilmeyip aşağı ve kötü bir mahlûk diye bakılası İslâm ve İran fikriyatının tesiridir.

Kutadgu Bilig mesnevi tarzında yazılmıştır. Fakat eserin arasında 173 tane dörtlük vardır ki birinci,ikinci ve dördüncü mısraları kafiyeli,üçüncüsü serbesttir. Bunlara eserde 'şiir' veya 'mâni'deniyor. İşte bu dörtlükler Kutadgu Biligdeki milli unsuru teşkil ediyor. Bugün dünyada Kutadgu Biligin ü yazma nushası malûmdur. bunlardan biri uygur harfleriyle , ikisi Arap harfleriyledir. Uygur harfleriyle olan nusha , Heratta,Arap harfleriyle olanlardan biri Kahirede,biri de Türkistanın Nemengân şehrinde bulunmuştur. Kahiredeki nusha her halde Kıpçaktan gelmiş olacaktır. Bu üç nüshanın,Türklerin hâkim bulunduğu muhtelif ülkelerde bulunması Kutadgu Biligin vaktiyle bütün Türk dünyasına yayılmış olduğunu göstermektedir. Bundan başka Yayık ırmağının Hazara döküldüğü yere yakın olan Saraycık adlı yerde 13'üncü asra ait topraktan bir çömlek bulunmuştur ki üzerinde Kutagdu Biligden alınmış bir beyit vardır. Bu da eserin Türkler arasında ün kazaındığını göstermektedir.

Hülasa bu büyük eser dil bakımından saf Türkçe olmak ve içinde 173 dörtlük bulunmakla beraber şeklinin mesnevi,vezninin şehnâme vezni ve fikriyatının islâm-iran fikriyatı olması bakımından yabancı tesirleri kuvvetle taşıyan bir eserdir.

DİVAN Ü LUGAT-İT TÜRK: Eserin adı, “Türk Dili’nin toplu(genel) Sözlüğü” anlamına gelir. Adından da anlaşılacağı gibi, eser bir sözlüktür; Araplara Türkçe’yi öğretmek amacıyla yazılmıştır. Bundan dolayı, Türkçe’nin Arapça karşısında savunulduğu bir eser olarak değerlendirilir. Eserde Türkçe sözcüklerin anlamları Arapça’yla açıklanmakta ve her maddeden sonra birtakım Türkçe metinler örnek olarak verilmektedir. Kaşgarlı Mahmut tarafından XI. yüzyılda yazılan eserin asıl önemi de, işte bu derleme Türkçe metinlerden ileri gelmektedir. Eserine bir de Türk illerinin haritasını koyan Kaşgarlı Mahmut, Türkçe sözcüklerin açıklamalarını yaparken dört yüze yakın dörtlükten oluşan şiirlerle atasözlerini (sav) örnek olarak verir. Divan-ı Lügat-it Türk, Türk dilinin ana eseri, Türk edebiyatının ve folklörünün bir hazinesi olarak kabul edilmektedir.
Edebiyatımızda aruz ölçüsünün ilk kullanıldığı eser olarak kabul edilmektedir. Eserde adaleti, aklı, saadeti ve devleti temsil eden dört kahramanın çevresinde gelişen olaylarla yazar, devlet idaresinin ve sosyal düzenin nasıl olması gerektiğini anlatır. Hakaniye Türkçesiyle yazılmış olan eserde 7500 civarında Türkçe sözcük Arapça olarak açıklanmıştır. Ayrıca Türk boylarının dilleri ve Türk illeri hakkında bilgi verir.

ATABETÜ’L-HAKAYIK: 12. yüzyılda Edip Ahmet tarafından aruz ölçüsü (Şehname) vezni) ve dörtlüklerle yazılmıştır. Eserin adı “Hakikatler Basamağı” anlamındadır. Hakaniye Türkçesiyle yazılmış olan eserde, bilginin fayydası, cehaletin zararları, cömertlik, cimrilik, iyi ve kötü huylar anlatılarak halka yararlı olmak amacı güdülmüştür. Dini-ahlaki bir eserdir. Edip Ahmet’in bu eseri yazarken Kutadgu Bilig’den etkilendiği bilinmektedir.

Yügnek, Semerkand yakınındadır. Ahmed ve babası Mahmud oralıdır. Fakat Ahmed'in yaşadığı zamanı kât'i olarak tayin etmeye imkân yoktur. Dokuzuncu asrın sonlarında yaşamış olan 'Yügnekli Ahmed' adında bir bilgin varsa da bunun bizim Yügnekli Ahmed olması ihtimali zayıftır. Çünkü, Aybet ül - Hakayik'in dili bu eserin dokuzuncu asra ait olmadığını gösteriyor. Yügnekli Ahmed hakkındaki bilgilerimiz daha ziyade menkabe mahiyetindedir: Anadan doğma kör,fakat çok akıllı ve dindarmış. Bagdattan dört fersah uzakta oturur,her gün bu yolu yürüyerek imamı Âzamın dersini dinlemeye gelirmiş. En geride otururmuş. Bir gün İmamı Âzama en çok hangi talebesinden memnun olduğunu sormuşlar. O da hepsinin iyi olduğunu,fakat dört fersahlık yolundan gelen kör Türk'ün bütün talebelere örnek olduğunu söylemiş. Ahmed,öğüt gibi şiirler söylermiş ve bu şiirler Türkler arasında pek yaygın imiş.


Aybet ül -Hakayik feûlün feûlün feul vezninde yazılmış didaktik bir eser olup şu bölümlerden ibarettir:

1- Münacat yani Tanrıya yakarış 10 beyit gazel tarzında

10 beyit gazel tarzında

(Bu ikisi bir tek manzumedir.)



2- Na't yani peygamber için öğici bir parça ve dört halife medhi



3- Dâd İspehsalâr Mehmed Bek hakkında öğücü bir şiir 14 beyit gazel tarzında



4- Kitabın yazılmasının sebebi hakkında 6 beyit gazel tarzında



5- Bilginin faydası ve bilgisizliğin zararı hakkında 24 beyit dörtlüklerde



6- Dilini tutmak ve bununla yolları hakkında 24 beyit dörtlüklerle



7- Dünyanın değişkenliği hakkında 24 beyit dörtlüklerle



8- Cömertlik ve pintilik hakkında 48 beyit dörtlüklerle



9- Ahlâk yücelikleri hakkında 19 beyit dörtlüklerle



10- Muhtelif beyitler 54 beyit dörtlüklerle



11- İtizar ve sonuç 10 beyit dörtlüklerle

+

______________________________________

242 beyit dörtlüklerle



Aybet ül - Hakayikteki milli unsur,eserin büyük bir kısmını dolduran dörtlüklerdir. Fikir bakımından bedbin ve dini bir eserdir. Kutadgu Biligdeki felsefenin karışık durumundan da ilham almış olabilir. Daha sonraki asırların bazı şairleri tarafından 'Edipler edibi' sayılmasına rağmen edip Ahmed iyi bir şair değildir. Aruz veznini iyi kullanmayışından,bir gazelde aynı kafiyeleri tekrar etmesinden başka lirizmden de tamamen mahrumdur.



Eserin değeri dil bakımındandır. Hakanlı lehçesi dediğimiz Karahanlılar çağı edebi lehçesinin bize kalan tektük mahsullerinden olduğu için mühimdir. Bununla beraber Ahmed, Ttürkler arasında ün salıp evliya sayılmış ve öğüt vadisindeki manzum sözleri yayılmış olduğu için tesiri bakımından mühim bir şahsiyettir.


Oğuz Türkçesi



Selçük devleti yani Türkiye kurulduğu zaman devletin kuruuları olan Ooğzular'ın dili henüz bir kültür dili olmamıştı. Oğuzları kültür seviyesi bakımından Karahanlı Türklerinden geri idiler. Selçük devleti kurulunca da birden bire işlenmiş iki kültür dilinin yani Arapça ile Acemce'nin tesirinde kaldılar. Bilhassa Farsça şiir ve edebiyat dili olarak çok incelmiş ve işlenmişti. Oğuz Türkleri zaten eskiden beri Farslarla sınırdaş oldukları için Farsçaya bazı kelimeler vermişlerdi. İranı zapedip de Fars kültürünün ve edebiyatının kuvvetle yaşadığı yerlere hükmedinde Farsçanın tesirinde kalmamaları mümkün değildi.

Bununla beraber Oğuz Türkleri Selçük devleti gibi cihan ölçüsünde bir imparatorluk kurdukları için dilleri birden bire büyük bir önem kazandı. Karahnlılar ülkesinden gelen birçok medeni Türkler de Selçük ülkesinde yüksek Türk kültürünün gelişmesine hizmet ettiler ki bunların başlıcası Kaşgarlı Mahmud'dur. Bunlar sayesinde Türkçe öteki iki dile karşı başarı ile kendini korumuştur.

Büyük Selçük imparatorluğunda Türklerin en kalabalık oldukları yer Anadolu idi. Bir takım tahminlere göre Selçük devletindeki bir milondan çok Türk'ün yarım milyonu Anadoluya yerleşmişti. Bu Türkler yalnız Oğuzlar olmayıp başta Karluklar olmak üzere başka Türkler de vardı. Fakat büyük çokluk daima Oğuzlarda idi. Anadoluda Türklerin daha kalabalık olması yüzünden burada Türkçe daha kuvvetle tutundu ve Azerbaycan,İran gibi yerlerde yabancı tesiriyle şehirlerde Türkçe'nin ses uyumu kaidesi bozluduğu halde Anadolu'da bilhassa Orta Anadoluda sapasağlam kaldı. Fakat Selçük imparatorluğu çağında Orta Asyada yazılan eserler daima medeni Türklerin yani Hakanlıların lehçesiyle yaızlmıştır.



DİVAN-I HİKMET: 12. yüzylda Ahmet Yesevi tarafından dörtlüklerle ve hece ölçüsüyle yazılmış dini, tasavvufi ve öğretici bir eserdir. Dörtlüklerin her birine “hikmet” adı verilmiş ve bu hikmetler Orta Asya ve Anadolu’da yayılarak halkı derinden etkilemiştir. Yesevilik tarikatının da kurcusu olan Ahmet Yesevi daha sonra Anadolu’da kurulan pek çok tarikata kaynak olmuştur.


Selçüklüler Çağında Tasavvuf Şairleri ve Tasavvufi Eserler



Türklükle Müslümanlığı bağdaştırmak kaygısından doğan Türk tasavvufu başlangıçta pek basit bir fikri hareket gibi görünüyordu. Mutasavvıflar Türklere hitap edebilmek içim tesirli bir dil aramışlar ve bunu şiirler bulmuşlardır. Şiirin esrarlı âhengine bürünen fikir daha büyük bir ibham ile hitap edince saf Türkler üzerindeki tesiri de o kadar fazla oluyordu. İşte bu propaganda şiirleri daha sonra Türkler arasında pek kuvvetli bir edebiyatın gelişmesine sebep olacaktır.

Hoca Ahmed Yesevî ve Hikmet Divanı

On ikinci asrın en önemli şairi Hoca Ahmed Yesevî'dir. Bir adı da 'Türkistan' olan Yese şehrinde yaşadığı için Yesevi adını almıştır. Yesev'i Arapça 'Yeseli' demektir. Ahmen Yesevî o zamanın büyük bir ilim merkezi olan Buharada yüksek tahsilini yaptıktan sonra o zamanın ünlü şeyhlerinden olan 'Hemedanlı Şeyh Yusuf'intisap etti. Onun üçüncü halifesi oldu. Sonra Yeseve gelerek saf Türkleri aydınlatmaya başladı. Bunun için bir tarikat kurdu. Bu tarikata,kendi Yesevi adından dolayı 'Yesevilik' denir. 'Tarikat' , ahlâk nizamı üzerine kurulmuş bir cemiyet demektir. Tarikatların bazı ayinleri olur. Yesevilik tarikatınında bazı ayinleri vardı ki bunlar İslâmiyetten önceki çağlardan,Türklerin tabiata taptıkları zamanlardan kalmıştı. Ahmed Yesevî,binlerce mürid yani çırak veya talebe toplamıştı. Bunlara tesirli bir şekilde hitap edebilmek için şiiri bir vasıta olarak kullandı. İşte Ahmed Yesevînin bu şiirlerine 'Hikmet' denir. Hikmet, 'Felsefi söz' , 'Derin söz' anlamlarına gelir. Hakikatte Hoca Ahmed Yesev3inin hikmetleri pek de derin şeyler değildi. İslâmiyetin ve Peygamberin propagandasından, dervişlikten,cennet ve cehennemden bahseden bu manzumeler tamamıyla basit ve ahlakı değerleri yoktur. Türkler'i kıyamet günü ve cehennemle korkutmaktan maksadı onları İslâmiyetin günah kıldığı şeyleri yapmaktan alıkoymaktı.

Yesevînin 'Hikmet' adı verilen bu öğüt kılıklı manzumeler sonradan toplayarak 'Hikmet Divanı' adını almıştır. Hikmet Divanındaki manzumelerın çoğu hece ile hecenin 4+4+4 vezni ile yazılmıştır. Manzumeler klasik Türk nazım şekli olan dörtliklerle meydana getirilmiştir. Aruzla yazdışı şiirler azdır. Şiir bakımından değerli olmadığı halde dil bakımından bu hikmetlerin değeri vardır. İçinde yabancı kelimeler epey olduğu halde yine bu maznumeler temiz Türkçenin güzel örneklerinden dir Karahanlılar çağındaki Hakanlı lehçesinden pek az farklı bir lehçe ile yazılmışlardır. Bu da aradaki zamanın ve Oğuz lehçesi tesirinin neticesi olsa gerektir.

DEDE KORKUT HİKAYELERİ: Oğuz Türklerinin Rum, Abaza ve Gürcülerle yaptıkları savaşlara ait destani hikayelerdir. Halk arasında söylene söylene 14.yüzyılda son şeklini almış ve 15. ve 16. yüzyılda yazıya geçirilmiştir. Hikayelerin yazarı belli değildir. Dede Korkut hikayeleri on iki hikaye ile bir önsözden oluşmaktadır. Desten geleneğinden halk öykücülüğüne geçiş dönemi ürünleridir. Hikayelerde olaylar nesir, kahramanların duygu ve düşünceleri nazımla dile getirilmiştir. Arı bir dil kullanılmış, olağanüstü olaylar yer verilmiştir

Türkçenin canlı ve doğal anlatım güzelliğini gösteren hikayelerde ses tekrarları da sıkça yer almaktadır.


Dede Korkut hikayelerinin tek ve tam nüshası Almanya’da Dresden Kütüphanesi’ndedir.
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Yukarı Geri: İSLAMİYETE GEÇİŞ DÖNEMİ

Mesaj tarafından Atirpan Bir Ptsi Kas. 12, 2007 11:49 pm

Atabetü'l Hakayık

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Git ve: kullan, ara

Atabetü'l Hakayık (Gerçeklerin Eşiği), Edip Ahmet Yükneki'nin, Karahanlı beylerinden Muhammed Dâd Sipehsalar'a hediye ettiği, hadis ve Arapça beyitlere dayanarak yazdığı şiirlerle, ahlaklı insan olmanın yollarını, ahlak ilkelerini açıklamış, çeşitli ahlakî öğütlerde bulunmuş, İslamî düşünce ve görüşlere yol gösterici olmuştur. "Hibetü'l-Hakayık", veya "Aybetü'l-Akayık" olarak da isimlendirilir.Eserde dünyayı, tanrıyı, insanı bilmenin sadece bilim yoluyla olabileceği anlatılır. Bilginin faydası ve bilgisizliğin zararı hakkında olan konuyu işlemiştir.

Türk nazım birimi dörtlüklerle oluşan bu eserini şair, Yusuf Has Hacib'in "Kutadgu Bilig"i gibi aruz vezniyle ve Kaşgar diliyle yazmıştır. Şairin bu eserini nerede ve ne zaman yazdığı kesin olarak bilinmemektedir. Atabetü'l Hakayık'ın Kaşgar diliyle, Uygur harfleriyle yazılmış ilk yazması İstanbul'da Ayasofya Kütüphanesi'nde bulunmaktadır.

· ==Özellikleri==

· Gerçeklerin eşiği anlamına gelir.

· Konusu din ve ahlaktır.

· Didaktik (öğretici) bir eserdir.

· Mesnevi tarzında yazılmıştır.

· 46 beyit ve 101 dörtlükten oluşmaktadır.

· Aruz ölçüsüyle yazılmıştır.

· Arapça ve Farsça kelimeler vardır.

· Telmih (hatırlatma) sanatı kullanılmıştır.

· Eserin Konusu:Eser 14 bölümden oluşur.Baştaki 5 bölüm giriş,şairin {nevi}adını verdiği8 bölüm asıl konu, sondaki 1 bölüm de bitiriş bölümüdür.

Giriş bölümleri {kaside}biçimiyle(aa ba ca da...),asıl konu ile ilgili bölümler ve bitiriş bölümü (dörtlüklerle)[aaba]yazılmıştır.Giriş bölümünde 80 beyit, asıl konu ve bitiriş bölümlerinde 101 dörtlük vardır.Eserin tamamı 484 dizeden oluşur.

Kutadgu Bilig



Vikipedi, özgür ansiklopedi



Git ve: kullan, ara

Kutadgu Bilig, Türk dilinin en temel eserlerinden ve Türk dili araştırmalarının en mühim kaynaklarındandır. İslâmî Türk edebiyatının adı bilinen ilk şair ve düşünürü Balasagun’lu Yusuf Has Hacib tarafından kaleme alınmıştır.

Eserini Balasagun’da yazmaya başlayan Yusuf, 1068 yılında memleketinden ayrılarak Doğu Karahanlı Devleti’nin merkezi olan Kaşgar’a gitmiş ve eserini 18 ay sonra, 1069 (Hicrî 462) yılında burada tamamlamıştır. Kitabını bitirince bunu, Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han’a sunmuş, Han da eseri çok beğendiği için Yusuf’u, takdiren “Hâs Hâcib (Uluġ Hâcib)” tayin etmiştir.

“Kutadgu” kelimesi, “saadet, kut” manasındaki “kut” kelimesinin üzerine isimden fiil yapan “+ad-” ekiyle fiilden isim yapan “-gu” ekinin eklenmesi sonucu oluşmuştur ve “bilig”le beraber “saadet, mutluluk veren bilgi/ilim” anlamını taşımaktadır.

Eser, insanlara dünyada tam anlamıyla kutlu olmak için gereken yolu göstermek amacıyla kaleme alınmıştır. Yusuf Hâs Hacib, eserinde aruz ölçüsünü kullanmıştır. İlâveler ile birlikte yaklaşık 88 başlık altında toplanan eserin esas kısmını oluşturan bölüm kısaltılmış mütekarip yani fa‘ūlun fa‘ūlun fa‘ūlun fa‘ūl ve vezniyle yazılmıştır (eserde yalnız bir dörtlük içinde tam mütekarip geçmektedir: bk. 3800-3801). 1.-6520. beyitler mesnevi tarzında kendi arasında kafiyelidir. Eserin sonuna eklenmiş olan parçalardan gençliğine acıyıp ihtiyarlığından bahseden 44 beyitlik bir kısım (beyit 6521-6564) tam mütekarip (fa‘ūlun fa‘ūlun fa‘ūlun fa‘ūlun) vezninde olup, kaside tarzında ve aa ba ca şeklinde devam etmektedir. Zamanenin bozukluğundan ve dostların cefasından bahseden 40 beyitlik bir parça (beyit 6565-6604) ise evvelki parçanın vezninde ve tarzındadır. Kitap sahibi Ulu Hâs Hâcib Yusuf’un kendi kendisine nasihat vermesinden bahseden 41 beyitlik parça da (6605-6645. beyitler) eserin aslı gibi, kısaltılmış mütekarip vezninde ve kaside tarzındadır.

O dönem için Türk edebiyatında yeni olduğu tahmin ve tasavvur edilen aruz ölçüsünün ilâve parçalardaki kafiye dışında, şair tarafından pürüzsüz bir şekilde kullanıldığı görülmektedir. Eser, yarı hikâye ve yarı temsil tarzında yazılmış olup, arada hareketi hazırlayıcı ve izah edici monologlara ve canlı tasvirlerin bulunduğu sahnelere yer verilmiştir.

Kaşgârlı Mahmut ve onun eseri Divânü Lügati't-Türk ile çağdaştır, hatta hemen hemen aynı yıllarda yazılmış olması o dönem Türkçenin gördüğü itibar açısından da dikkate değer.
Dış Kaynaklar [değiştir]



  • Kutdagu Bilig tum basimlari
  • Nejat Doğan (2002), "Kutadgu Bilig'in Devlet Felsefesi", Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, sayı 12, yıl 2002, 127-158 s. pdf
  • Süer Eker (2006), "Kutdagu Bilig'de (teñri ‘azze ve celle ögdisin ayur) Türkçe İslami Terimlerin Kaynakları Üzerine" Bilig, yaz 2006, sayı 38, s.103-122 pdf
  • Gürer Gülsevin (2007), "Kutadgu Bilig'in Dilinde Lehçelerin Özellikleri: 'denk çiftler", Türkoloji Araştırmaları, sayı 2, s.277-299

Divân-ı Lügati't-Türk


Vikipedi, özgür ansiklopedi



Git ve: kullan, ara

Bu sayfanın Vikipedi standartlarına ulaşabilmesi için
düzenlenmesi gerekmektedir.
Bu madde Kasım 2007 tarihinden beri etiketli olarak durmaktadır.




Kaşgârlı Mahmut

Divân-ı Lügati't-Türk, Kaşgarlı Mahmut tarafından Bağdat'ta 1072-1074 yılları arasında yazılan Türkçe-Arapça sözlüktür. Türkçe'nin bilinen en eski sözlüğü olup, Orta Asya yazı Türkçesi hakkında varolan en kapsamlı ve önemli dil anıtıdır. Elyazması nüshası 638 sayfadır ve yaklaşık 9000 Türkçe kelimenin oldukça ayrıntılı Arapça açıklamasını içerir. Ayrıca Türklerin tarihine, coğrafi yayılımına, boylarına, lehçelerine ve yaşam tarzlarına ilişkin kısa bir önsöz ve metin içine serpiştirilmiş bilgiler mevcuttur.

Klasik Arap leksikografisinin ilkelerine göre hazırlanmış olan sözlük, Kaşgarlı Mahmut'un Türk boyları hakkındaki etraflı bilgisinin yanısıra, Arap filolojisi konusunda da esaslı bir eğitim görmüş olduğunu gösterir.

Sözlüğün elde bulunan tek yazma nüshası 1266'da Şam'da temize çekilmiş ve 1915'te İstanbul'da Ali Emiri Efendi (1857-1923) tarafından tesadüfen bulunmuştur. (Ancak daha önceki yüzyıllarda Antepli Aynî ve Kâtip Çelebi de Divân'dan söz ederler.) Ali Emiri yazması 1917'de Talat Paşa'nın (1874-1921) teşviki ile Kilisli Rıfat Bilge'nin (1873-1953) gözetiminde basılmış hemen bütün dünya Türkologlarının ilgisini çekmiştir. 1928 yılında Türkolog Carl Brockelmann ayrıntılı notlarla sözlüğün Almanca çevirisini yayımlamıştır. Besim Atalay'ın modern Türkçe çevirisi 1940'ta Türk Dil Kurumu tarafından basılmıştır. Son yıllarda Dankoff'un Divânü Lugat-it Türk çevirisi, yeni bilgiler ışığında önemli yorum değişikliklerine yol açmıştır.


== Divân-ı Lügati't-Türk'ün önsözü ==








Tanrının devlet güneşini Türk burçlarından doğurmuş olduğunu ve Türklerin ülkesi üzerinde göklerin bütün dairelerini döndürmüş olduğunu gördüm. Tanrı onlara Türk adını verdi. Ve yer yüzüne hakim kıldı. Cihan imparatorları Türk ırkından çıktı. Dünya milletlerinin yuları Türklerin eline verildi. Türkler Tanrı tarafından bütün kavimlere üstün kılındı. Haktan ayrılmayan Türkler, Tanrı tarafından hak üzerine kuvvetlendirildi. Türkler ile Birlikte olan kavimler aziz oldu. Böyle kavimler Türkler tarafından her arzularına eriştirildi. Türkler, himayelerine aldıkları milletleri kötülerin şerrinden korudular. Cihan hakimi olan Türklere herkes muhtaçtır, onlara derdini dinletmek, bu suretle her türlü arzuya nail olabilmek için Türkçe öğrenmek gerekir.






'Kalın yazı

'Divân-ı Lügati't-Türk: tarihin Türklere verdiği en önemli miras ==

Türkçe'nin neden öğrenilmesi gerektiğini şöyle anlatır:

"Ant içerek söylüyorum, ben Buhara'nın, sözüne güvenilir imamlarından birinden ve başkaca Nişaburlu bir imamdan işittim. İkisi de senetleri ile bildiriyorlar ki, Yalvacımız (Peygamber), kıyamet belgelerine, ahir zaman karışıklıklarını ve Oğuz Türklerinin ortaya çıkacaklarını söylediği sırada Türk dilini öğreniniz, çünkü onlar için uzun sürecek egemenlik vardır buyurmuştu. Bu söz (hadis) doğru ise sorguları kendilerinin üzerine olsun Türk dilini öğrenmek çok gerekli bir iş olur. Bu doğru değil ise akıl bunu emreder. Tanrı devlet güneşini Türk burçlarını yükseltmiş ve onların mülkleri üzerinde felekleri döndürmüştür. Tanrı onlara Türk adını vermiş ve yeryüzüne ilbay kılmış, hakanları onlardan çıkartmıştır. Dünya uluslarının yularların onlar eline vermiş, herkese üstün kılmıştır. Onlarla birlikte çalışanları aziz kılmış ve Türkler onları her dileklerini ulaştırmış, kötülerin şerrinden korumuştur. Onlara hedef olmaktan korunabilmek için, aklı olana düşen şey, onların yolunu tutmak, derdini dinletebilmek gönüllerini alabilmek için dilleriyle konuşmaktır."

Türk adı altında da şu bilgileri verir:

"Bir ad olarak Türk adını Tanrı vermiştir, dedik. Çünkü bize Kaşgarlı Halefoğlu Şeyh Hüseyin ona da İbn ül-Gurkî denilen kimse İbn üd-Dünya demekle tanılan Şeyh Ebû Bekr il-Müfid ül-Cürcanî'nin Ahır zaman üzerine yazmış olduğu kitabında Ulu Yalvac'a tanık varan bir hadis yazmıştır. Hadis şöyledir, ' Yüce Tanrı' -Benim bir ordum vardır. Ona Türk adını verdim. Onları Doğuda yerleştirdim. Bir ulusa kızarsam Türkleri o ulus üzerine musallat kılarım, diyor. İşte bu,Türkler için bütün insanlara karşı bir üstünlüktür. Çünkü , Tanrı onlara ad vermeyi kendi üzerine almıştır. Onları yeryüzünün en yüksek yerinde, havası en temiz ülkelerine yerleştirmiş ve onlara 'Kendi ordum demiştir. Bununla beraber Türkler güzellik, sevimlilik, tatlılık, edep, büyükleri ağırlamak, sözünü yerine getirmek, sadelik, övünmemek, yiğitlik, mertlik gibi öğülmeye değer sayısız iyiliklerle görülmektedirler."

Kaşgârlı Mahmud'un 11. Yüzyılda Balasagun'u merkez alarak çizdiği Dünya Haritası o dönem Türklerinin yaşadıkları bölgeleri ve dağılımlarını göstermesi bakımından dikkate şayandır.

Mahmud Divân'da şöyle demektedir:

" Rum ülkesinden Maçine dek Türk illerinin hepsinin boyu beşbin ,eni sekizbin fersah eder. İyice bilinmek için bunların hepsi, yeryüzü biçiminde daire şeklinde gösterilmiştir."

Türklerin bulunduğu bölgeleri göstermek amacıyla çizilmiştir. Daire şeklinde olan haritanın çevresinde Doğu, Batı, Kuzey, Güney yönleri belirtilmiş, bazı deniz ve ırmaklar gösterilmiştir. Batıda işaret edilen yerler İtil boylarına, yani Kıpçakların ve Frenklerin oturdukları bölgelere kadar uzanır. Güney-Batıda Habeşistan'a , Güneyde Hint, Sint, Doğuda Çin ve Japonya'ya işaret edilmiştir. Ortada Yarkent, Kaşgar, Barsgan, Balasagun, Yifruç, İkiöküz, Asbuâli, Kumri, Talas v.s. gibi daha birçok Türk kentleri yer almıştır.

Asya'nın batısı, kuzeyi ve güneyi çizilmeden bırakılmış, bir plan olarak bile pekçok hatalarla dolu olmasına karşılık, Doğu bölgelerine ilişkin verdiği bilgiler gerçeğe uymaktadır. Haritasında Çin Seddi'ni göstermiş, bu seddin ayrıca yüksek dağların ve denizin Yecüc ve Mecüc'lerin dillerinin öğrenilmesini engellediğini bildirmiştir. Japonya'ya gelince; onu haritasının Doğusunda bir ada olarak göstermiş ve denizin onların dillerini öğrenilmesine olanak vermediğine işaret etmiştir.

Yukarda görüldüğü gibi, ilk Japon haritası bir Japon tarafından 14.yüzyılda çizilmiş, bir Dünya haritasında yer alması ise 15.yüzyılda olmuştur. Bütün bu bilgilerin ışığı altında, bir plan biçiminde olsa, yanlışlarla dolu da olsa ilk Japon haritasının 11.yüzyılda Kaşgârlı Mahmud tarafından çizilmiştir.



Divan-ı Hikmet


Vikipedi, özgür ansiklopedi



Git ve: kullan, ara

Ahmed Yesevi (d. ? - ö.1166)'nin yazdığı"hikmet" adlı şiirleri biraraya getiren Türk tasavvuf edebiyatının bilinen en eski örneklerini içeren kitap.
Genel Özellikleri [değiştir]



Yesevilik Tarikatı'nın kurucusu Ahmet Yesevi tarafından yazılmıştır. Genel olarak dervişlik hakkında övgülerden bu dünyadan şikayetten cennet ve cehennem tasvirlerinden, peygamberin hayatından ve mucizelerinden bahsedilir. Dini ve ahlaki öğütler veren şiirlerede yer vermiştir. Hece ölçüsü olarak 4+3 ve 4+4+4 kullanılmıştır.

  • Kitapta Allah aşkı Peygamber sevgisi işlenmiştir.
  • Hikmet: Hoş, hayırlı anlamlarına gelir.
  • Sade ve yalın bir dil kullanılmıştır.
  • Aruz ve hece ölçüsü kullanılmıştır.
  • Dörtlük ve beyitle yazılmıştır.
  • 144 hikmet ve 1 münacaat 'tan oluşur.
  • Eser karahanlı türkçesinin hakaniye lehçesiyle yazılmıştir
  • İstifham (soru sorma) ve Tecahul-i Arif (bilmezlikten gelme) sanatları kullanılmıştır.
  • Ahmet Yesevinin hikmetlerinin birleşmesiyle oluşmuştur.
  • Ahmet Yesevi hikmetleri Karahanlı Türkçesiyle söylemiştir.
  • Hikmetler dini tasavvufi şiirlerdir.
  • islamiyet öncesi dönemin yansımaları bulunmaktadır.
  • Allah'a yakın olma isteği vardır.
  • Şiirlerde ulusal ögeler(ölçü,nazım biçimi,yarım uyak)ile İslamlıktan gelme yabancı ögeler(din ve tasavvuf konuları, yabancı sözcükler)bir arada kullanılmıştır.
  • Eserin uyaklanışı abcd dddb eeeb şeklindedir.Dördüncü dizelerin birbiriyle uyaklı oluşu hatta zaman zaman aynen tekrarlanışı bu şiirlerin musiki ile okunmak için söylendiğini gösterir.
avatar
Atirpan
Yönetici
Yönetici

Kadın
Mesaj Sayısı : 478
Yaş : 94
Nerden : izmir
Kayıt tarihi : 25/10/07

Kullanıcı profilini gör http://edebiyatsever.blogcu.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz